Kategori arşivi: Kisisel Gelisim

Projelerde Liderlik

Proje Yönetimi* kavramı teknik gibi görünmesine rağmen sabah yataktan kalkmamızla birlikte tüm gün içerisinde yaptığımız ve çoğunun farkında olmadığımız ya da önemsemediğimiz bir çok aktivitenin birleşiminden oluşuyor.

Aslında hayatın kendisi bir proje ve bizler kendi projelerimizin yöneticisiyiz. İşte bu noktada “liderlik” kavramını çok iyi anlamanız hayatınızı ve projelerinizi yönetmede çok önemli bir rol oynamaktadır.

Liderlik demek;

  • Arkadaşça yaklaşın: Aslında insanlar işyerine arkadaş bulmaya gelmezler ama agresif ve negatif bir tavır takınmaktanda kaçınmak gerekir. Özellikle proje ekipleri iyi iş çıkarabilmek için ekip olmak zorundadırlar. Diplomatik ve kendine güvenen bir tavır çizmek proje ekibinde lider vasfınızı güçlendirecektir. Kapıcınıza, güvenlik elemanlarına, marketteki kasiyere arkadaşça ve samimi yaklaşırsanız karşılığını mutlaka alırsınız.
  • Yeni bir iş veya projeye atandığınızda yönetimden gerekli yetkiyide vermesini istemelisiniz. Bir projeye başlamadan önce gereken yetkiye sahip olduğunuzu ve kurum içinde size konumunuza yakışır şekilde davranılacağını garantilemeniz gerekir.
  • İnsan-odaklı olun demek görev-odaklı olmayın demek değildir unutmayın.
  • Birebir: Ekip elemanlarınızla düzenli olarak birebir görüşmelisiniz. Aynı şeyi çocuklarınıza uygularsanız kendilerini özel hissetmelerini sağlayabilirsiniz.
  • Kimse mikro yöneticileri takmaz: Ekibin başında oturup başlarında boza pişirmeyin.
  • Proje Ekibini özerk bırakmak projenin ilerleyişini izlememek anlamına gelmemelidir.
  • Söylendiği kadar kolay olmamakla birlikte insanları yönetmeyi öğrenmeniz gerekir. İnsanları yönetebildiğiniz oranda işleri daha rahat gerçekleştirebildiğinizi göreceksiniz.
  • Bir ekip lideri olarak ekibi bir arada tutmalı ve “BİZ” duygusunu yaratmalısınız. Yani “başarı” ve “başarısızlığın” ortak olduğunu anlatmalısınız. Aynı şekildede ailenizle birlikte yemek yemeli, masa oyunları oynamalı, gezilere gitmeli, belirli konuları aile meclisinde konuşmalısınız.
  • Görünün – Hem iyi zamanlarda hemde sıkıntılı zamanlarda erişilebilir olmanız önemlidir.
  • Prestijiniz güvenilirliğinize ve dürüstlüğünüze bağlıdır. Örneğin verdiği sözü tutan olmalısınız. Eğer bir şey taahhüt ettiyseniz bunu mutlaka yapmalısınız.
  • Kişisellik: Bir lider olarak ekip üzerinde bıraktığınız etki nedir?
  • Esneklik: Verdiğiniz kararlara sadık kalmak ve onları savunmak tabiki iyidir ancak planların değişmesi gerektiğinde de yeterince esnek olabilmelisiniz. Planlama hiç bitmeyen dinamik bir süreç olarak düşünmelisiniz. Hatta orijinal planınız işe yaramadığında kendinize mutlaka bir alternatif B yolu ayarlamış olmanız gerekir.
  • Liderlik öğrenilebilir. Liderlik özelliklerinizi geliştirmek için aşağıdaki konulara odaklanmanızı öneririm:
    • Başlatan olmak
    • Başkalarını etkileyecek şekilde karizmayı geliştirme
    • Amacı yönetebilen ve amaca yönelten
    • İş bitirmeye odaklı
    • İyimser olmak
    • Kendi inisiyatifiyle çalışmak
    • Takımıyla ve müşteri ile empati kurabilmek
    • Kazananı tanımlayabilen
    • İmaları anlayabilmek
    • İnsanları motive edebilmek
    • Geçmiş olaylardan ders çıkararak karar alabilmek
    • Büyük resmi görmeyi öğrenmek
    • Hedef BelirlemeBecerilerini geliştirmek
    • Kişisel hedefler geliştirmek ve düzenli olarak incelemek
    • Etkin zaman yönetimi

*Proje Yönetimi konusunda onlarca firmadan yüzlerce kişiye eğitim verdim, bir çok projeye danışmanlık yaptım ve bizzat yönettim. PMI ve Harvard ile Amerikan Ekolünü, Cap Gemini ile Avrupa Ekolünü deneyimleme imkanı buldum. Birçok üniversite proje yönetimi derslerine misafir olarak katıldım, İTÜ SEM sertifika programında yaklaşık 6 yıl birkaç dersi bizzat verdim.

Korkularla yüzleşmek – Yetişkinin okula dönüşü

Son dönemde verdiğim eğitimlere orta yaş üstü, eski yönetici kişiler katılmaya başladılar. Bu kişilerin neden eğitim aldıkları konusunu biraz eşelediğimde geçmiş tecrübenin kişide daha fazla bilgilenmek ve kendini yetiştirmek konusunda hiçbir zaman geç kalınmadığı düşüncesine sahip olmayı getirdiğini görüyorum. Bazıları geçmiş dönemdeki bilgilerini güncellemek, biz eskiden böyle yapıyorduk bakalım şimdi nasıl yapılıyor diye yaklaşıyorlar. Bende çok yeni olmadığım için hem onların geçmişlerinden ki benim acemilik dönemlerim oluyor, örnekler verebiliyorum hem de güncel teknikleri ve yöntemleri konuşuyoruz.

Bazılarında yeni kuşakla boğuşmanın verdiği yorgunluk ve her geçen gün zorlaşan mücadele ile nasıl baş edeceği korkusunu görüyorum. Eğitim esnasında gençlerde olduğu için hem onları dinliyorlar hem de kendi işlerinde gençlerin yüzlerine söyleyemedikleri şeyleri açık açık konuşuyorlar.

Aslında tecrübeleri ve bilgileri açısından bakıldığında emsalsiz hazineler ama maalesef bizim kültürümüz ya da yaşantı tarzımız başarılarımızı ya da başarısızlıklarımızı açık açık söylemeye, başkalarının bunlardan ders çıkarmasına yönelik organize bir bilgi üretmeye yönelik olmadığı için sıkıntı yaşıyoruz. Biz gündelik toplantılarımıza bile hazırlıksız gitmeye, toplantıda çalışmaya çok alışmış durumdayız.

Bu yüzden eğitimlerin esnasında bu yetişkinlerin tecrübelerini onların ağzından alabilmek ve diğer katılımcıların faydalanmasını sağlayabilmek için onlarca örnek doğaçlamaya ve örnek olaylar bulmaya çalışıyorum. Eğer ilgili konuyu tetikleyebilirseniz çoğunlukla tecrübe+ego işbirliği ile kelimeler ağızlardan dökülüveriyor.

Sizlere önerim şu olacak;

Şu andan itibaren yaşadığınız her şey sizin yaşam ve iş tecrübenizdir ve bunların birilerine faydasının dokunmasını istiyorsanız, bu bilgilerinizin bazı hataların yaşanmasına engel olacağını düşünüyorsanız ihmal etmeyin ve kısa notlar alın. Blog ya da wiki yapın demiyorum ama bir tane küçük deftere fark ettiklerinizi, aldığınız dersleri vb. birkaç kelime ile not almanızın uzun vadede ne kadar çok işe yarayacağını göreceksiniz.

Özgüveninize saldırmalarına izin vermeyin!

ozguvenPatronunuzun ve bazen eşinizin ya da arkadaşlarınızın yorumları o gününüzün nasıl geçeceğini gösterir. Eğer kötü bir yorum alırsanız kızabilir, savunmaya geçebilir, sessizleşebilir ve hatta küsüyor olabilirsiniz.

Peki bu tip şeyler ne zaman oluyor? Ya siz bir şeyleri iyi yapmadığınızda ya da patronunuz iyi olmadığında…Eğer patronunuz her gününüzü kabusa çevirecek kadar negatif olsaydı ne yapardınız?

Rezzan işi bırakmayı denedi. Dışarıya yağan kara doğru baktı. Belkide biraz daha direnmeliyim diye düşündü. Paltosunu aldı ve kısa bir yürüyüş yapmak için dışarı çıktı. Öğle tatilinden biraz önce çıkıp biraz yürüyecek ve kimse farketmeyecekti. Biraz yalnız kalmaya ihtiyacı vardı.

“Belkide başka bir iş bulana kadar sesimi çıkarmamalıyım” diye düşünüyordu. “Gider gitmez cv’mi güncelleyip tüm tanıdıklarıma göndereyim, kariyer sitelerine başvurumu yapayım.” diye geçirdi içinden karda kaymamaya çalışırken.

Emre, Rezzan’ı 2 sene önce işe almıştı. “Yaptığım her işi küçümsedi.” diye düşündü Rezzan. Her defasında duygusal davranıyor, savunmaya geçiyor ve fazla reaksiyon gösteriyordu. Ama şimdi çok daha etkin bir yol seçmişti. Sakinleşebileceği ve yalnız kalıp düşünebileceği bir saatlik bir yalnızlık.

Eğer kendimize böyle sakin ve yalnız bir ortam yaratabilirsek özgüvenimizi tekrar güçlendirebiliriz. Ama öncelikle bazı noktaları belirtmem lazım;

Kimse sizin işinizi küçümseyemez

Yaptığınız iş mutlaka büyük resimde anlamlı bir yere oturuyordur. Bir geminin makinisti ile kaptanı, garsonu ile muhasebesi hepsi bir arada anlamlıdırlar. Eğer işinize ilişkin yorum yapıyor ama işinizi değiştirmiyorlarsa korkmayın, hata sizde değil.

Sadece kendinizi siz küçümseyebilirsiniz.

Size kim ne derse desin yine siz olacaksınız. Başkalarının sözleri sizi siz olmaktan çıkaramaz.

Küçümsendiğinizi hissettiğinizde sorumluluk alın

Küçümsenmek önemli değildir bunu kabullenmek önemlidir. Eğer duygularınızı kontrol edebilirseniz hem küçümsenmeyi haklı çıkaracak hataları yapmazsınız hemde kendinizi daha iyi hissedersiniz. Ve eğer bir şeyi kontrol edebiliyorsanız değiştirebilirsiniz demektir.

Sizi sevenleri hatırlayın

Arka arkaya kötü şeyler olduğunda kendini kötü hissetmek kolaydır. Bu yüzden bu tip durumlarda ister alyansınıza, ister çocuğunuzun resmine ister güzel bir manzara resimne bakın ve güzel şeyler hayal edin. Sizi seven ve sizin özgüveninizi bilen insanları düşünün. Patronunuz üzerinize geldiğinde bu iyi şeyleri düşünerek kendinizi kötü hissetmekten kurtarmaya çalışın.

Başkaları her ne derse desinsizi kendine has dünyada tek bir kişi olmaya devam edeceksiniz. Sizin için anlamı olan ve sizi seven, sizin sevdiğiniz insanlar kim ne derse desin her zaman olacaklar.

Kimseye söylemeyeceğine söz vermiştin!

Birgün öğle yemeğinde yakın bir arkadaşınızla berabersiniz ve suratı bir karış. “Hayrola?” diyorsunuz, “Kimseye söylemeyeceğine söz vermiştin” diyor ve işte burada problem başlıyor.

Bu arkadaşınız size muhtemelen geçmişte şöyle bir şey sormuştu: “ Sana bir şey anlatacağım ama kimseye söylemeyeceğine söz ver. Tamam mı?” Sizde çok düşünmeden kabul etmiştiniz. Ve belkide aynı hikayeyi başka birinden duymuştunuz. Yani aslında size anlatılanlar zaten başka kulaklara başkaları tarafından çoktan fısıldanmıştı. Fakat siz bu konuyu duyduğunuzu size daha önce anlatan kişiyi deşifre etmemek için belli etmediniz ve sabırla bilmiyormuş gibi dinlediniz.

İşte size şimdi kötü bir senaryo çizeceğim: Bir toplantıda oradakilerden birisi size bu konuda bir şey bilip bilmediğinizi sordu. Ne diyeceksiniz? Bildiğinizi inkar mı edeceksiniz? Verdiğiniz sözden mi döneceksiniz? Eğer bildiğinizi reddederseniz yalancı olacak şirketin size olan güveni sarsılacak, reddetmezseniz hain olup arkadaşınızla aranız bozulacak..

Kişisel ve kurumsal durumları birbirinden ayırmak önemlidir. Eğer birisi sizinle kişisel bir bilgisini paylaşıyorsa sonuna kadar bu bilgiyi saklamalı ve onun size duyduğu güveni boşa çıkarmamalısınız. Ama kurumsal bir şey söz konusunda –ki bu tip bilgiler çok nadir olarak “gizli” olup aslında “erken uyarı” nitelikleri vardır.(Şirket içi bilgiler kasıtlı yada bilmeden sızsa bile çoğunlukla gerçekleşecek bir şeyin haberini içerirler.) Yapmanız gereken şirket içi politikaları kollayıp kendinizi güvenli hissettiğiniz noktada doğru kişiye anlatmanın bir yolunu bulmaktır.

Ne yapacaksınız?

Size sırrını açan kişi ile belirli noktaları baştan belirlemeniz en akıllıcası olur.

Zaman Sınırı

Belirli bir süreden sonra bu konuda konuşup konuşamayacağınızı sorun. Mümkün olduğunca kısa bir süre bu bilgiyi saklamak zorunda kalmaya çalışın.

Belirli birine yada kısmını anlatabilme

Bu konuda kimlerle konuşabileceğinizi sorun. Belkide acil bir durumda ilk kiminle paylaşabileceğinizi sormanız daha iyi olabilir.

Başkalarından Duyma

Eğer başkalarından da bu konuda bir şey duyarsanız rahatlıkla konuşabileceğinizi belirtin. O konunun başkalarınca biliniyor olması durumunda eğer inkar ederseniz yalancı durumuna düşebileceğinizi belirtin.

Daha farklı yöntemlerde bulabilirsiniz. Bulursanız buradan benimle paylaşmanızı çok isterim.

Ayrıca bu yazı gizli bir yazı değildir. İstediklerinizle paylaşabilir, anlatabilirsiniz.

Anlayana e-posta etiği!

Email-EtiquetteHer gün onlarca e-posta alıyorum. Bazı mesajları görünce çok sinirleniyorum. Özellikle insanların iyi niyetlerini kullanarak onları istismar eden ve bundan keyif duyanların gönderdiği mesajlar hakkında arkadaşlarımı hep uyarmaya çalışıyorum.

Şimdi eposta etiği ile ilgili dikkat edilmesi gereken birkaç noktanın altını çizmek istiyorum:

1. Eğer birden fazla kişiye eposta gönderecekseniz, göndereceğiniz kişilerin eposta adreslerini Bcc: bölümüne yazın. Böylelikle bir kişinin eposta adresini diğer kişinin görmemesini sağlar, kişisel bilgisini korumuş olursunuz. Hiç kimse eposta adresini yabancıların görmesini ve hatta bu yabancılarında kendisine mesaj göndermesini istemez.

2. Mesajınızın konu (subject) alanında mesajın içeriği ile ilgili açıklayıcı kısa ve net bir bilgi olmalıdır. Böylelikle mesajı gönderdiğiniz kişi mesajı açmadan içindekini anlayabilir. Konu alanına mesaj YAZILMAZ.

3. Herkesin sizin gibi iyi bir internet bağlantısı olduğunu düşünmeyin. (Çoğunlukla şirket çalışanlarının yaptığı bir hatadır bu) Eğer büyük dosyalar gönderirseniz gönderdiğiniz kişinin bu dosyayı bilgisayarına indirmesi çok vaktini alabilir. Mümkünse dosyanın linkini gönderin.

4. Eğer 2’den fazla dosya göndermeyi planlıyorsanız tek bir dosyada toplayıp sıkıştırma programları ile sıkıştırın (zipleyin) (www.winzip.com)

5. Sarhoşken ya da moraliniz çok bozuk iken mesaj yazmayın. İçinde bulunduğunuz durum mesajınıza yansıyıp gönderdiğiniz kişileri rahatsız edebilir.

6. “Okundu” mesajı talep etmeyin. İnsanların sizin gönderdiğiniz mesajları neden geç okuduğu konusunda karamsar varsayımlar yapmayın.

7. Şahsınıza gönderilmiş mesajları mutlaka mesajın orijinali altta kalmak kaydı ile yanıtlayın. Mesajı gönderen yanıt vermenizden memnun olacaktır.

8. Mesajınızı kısa ve vurgulamak istediğiniz noktaya odaklayın. Zaman en kıymetli hazinedir, hem sizin için hemde diğerleri için.

9. Yazdığınızı okumadan ASLA göndermeyin. Yazıdaki hatalar ya da devrik cümleler ciddiyetsizliği gösterir.

10. Eğer bir eposta grubuna dahilseniz mesajlarınızda telefon bilginizin bulunmamasına dikkat edin. Ya da size gönderilmiş bir mesajı başkalarına yönlendirecekseniz mesajı gönderenin kişisel bilgilerini mutlaka silin.

Her ne kadar azalmış olsada uyarmadan edemeyeceğim. Mesajı gönderenin dikkatli olması lazım. Bazen bir kan arama mesajı ama 1 yıl öncesine ait, bunu arkadaşlarına yönlendirirsen para kazanacaksın diyen e-posta adresi hırsızları, 10 kişiye gönderirsen dileğin gerçekleşecek diyenler ve daha bir sürü yalan mesajlar.

Hatayı yanlış yerde aramak

Çoğu zaman bize eksik bilgi verilmesine rağmen elimizden gelenin en iyisini yapmaya çalışırız. Bu eksik bilgiler yüzünden yanlış kararlar verdiğimiz, hatalar yaptığımızda olur.

Galip giderek sinirleniyordu. “Biz muhasebe yazılımının kodlarını tekrar kontrol etmeye kalktığımızda neolduğunu biliyor musun? Diğer işler gecikti, yeni projeleri başlatamadık ve hatta Metin işten ayrıldı. Biz bu kontrolleri yaparken diğer konuların idare edilmesi lazım.” Galip’in argümanı çok belliydi: Gecikmelerin, projeleri başlatamamalarının ve hatta işten ayrılmaların sebebi bazı problemler çıktığında yapılan kontrollerdir düşüncesi. Hatanın sebebini kodların kontrolünde arıyordu.

İşin kötüsü bu tip argümanlara kanıtlanmasa bile çalışanların inanması da oldukça kolay olmaktadır. Buna latincede de yer verilmiş post hoc ergo propter hoc — bundan sonra, onun için bu yüzden… Biz buna “hatayı yanlış yerde aramak” diyebiliriz. Galip, kod kontrolleri sonrasında oluşan olumsuz durumların kod kontrolünden kaynaklandığına inanıyordu ve bu sebeple kod kontrolleri kötü bir şeydi.

Bu tipte bir sav asıl sebeplerinde ortaya çıkmasına sebep olur. Örneğin kontroller kötü mü yapılıyor? Kötü yapılmasının sebebi insanların yeterince eğitimli olmamaları mı? kontrol yapılacağı zaman kontrolü yapacak olanlar doğru kontrol yapmayı öğrenemeyecek kadar yoğunlar mıydı?

Yukarıda bahsettiğim hatayı başka yerde aramak konusunda bir şeye dikkatinizi çekmek istiyorum: ortaya çıkan sebepsel ilişki iki olayın zamanlamasına bağlıdır.

Zafer’in son birkaç yıldır yürüttüğü projelerin hemen hemen hepsi ya geç kalmış ya da bütçesini aşmıştı. Bu gecikme ve bütçe aşımlarının tek sorumlusu olarak Zafer görülüyordu ve ona başka proje verilmemesi isteniyordu. Hiç kimse Zafer’in iyi bir sonuç almasını engelleyici bir şekilde sürekli bütçesini kısan ve sürekli yeni istekler getiren proje sponsorunu aramıyordu.

Zafer’in yönetim becerileri mutlaka projenin gidişatında çok önemlidir ama tamamen belirleyici değildir. Ama bu örnekteki hatayı başka yerde aramak bir kişinin kariyerine ve bir şirketin yetenekli bir yöneticisini kaybeymesine yol açacaktır.

Peki siz böyle bir durumu nasıl ayırt edeceksiniz? Hatayı doğru yerde nasıl arayacağız?

Eğer A varsa ve B ortaya çıkıyorsa A sebeptir. Yani A, B’den önce gelir, A, B’nin sebebidir. Şimdi bu mantığı değiştirin. B’nin A yüzünden ortaya çıkmadığını varsayın.

Hatanın sebeplerini diğerleri ile birlikte değerlendirin. Mazeretleri ve varsayımları eleyin. Yanlış anlamanın maliyetini çok iyi değerlendirmek lazım. Çünkü oluşacak maliyet hem kişiye hem de şirkete çok zarar verebilir.

Bizi engelleyen düşüncelerimiz

Kendi adınıza koyduğunuz bir çok hedefi gerçekleştirdiniz eminim ama ya gerçekleştiremedikleriniz? Daha önce belki şansım yoktu yada doğru zamanda doğru yerde değildim sanıyorsunuz.

Şimdi sizi biraz düşündürmek istiyorum: Belkide bugüne kadar muhtemelen hep kendi çizdiğiniz yoldan gittiniz, ya yolu değiştirmek çözümse ya gittiğiniz yol yanlışsa?

Bir belgeselde yunusları elde tutmak için denize bir ağ gerilmesinin yeterli olduğunu seyretmiştim. Neredeyse suyun 3 metre yukarısına kadar zıplayan yunuslar kaçmak için atlamayı düşünmüyorlardı. Bir de kovboy filmlerinde bara gelen kovboy atını kapının önündeki bir tahtaya sadece ipi dolayarak içeri girer. At şöyle bir silkinse ipi çözebilir ya da azıcık yüklense o tahtayı kolayca kırabilir. Ama yapmaz. Hayvanlar kaçmasın diye yapılan çitler kaçmak isteyecek hiç bir hayvanı tutacak kadar yüksek değildir.

Bence bizler de bazı konularda yapabileceklerimizi yapmıyoruz, ya farkında değiliz ya da düşünemiyoruz. Çevremizdeki engeller bizi öbür tarafa geçmekten alıkoyuyor. Bazen önyargılarımız yüzünden -kesin indirim vermez dediğimiz bir dükkanda asla pazarlık yapmıyoruz, belli kazançları avucumuzdan kaçırıyoruz. Ben buna “düşünce engeli” diyerek devam edeceğim.

Düşünce engelleri bizim alternatifleri düşünme gücümüzü azaltırlar, bazen yüksek olmasalarda görüşümüzü kapatabilirler. Aslında potansişyelimizi yakalamamızı engellerler.

Engellere örnek vereyim;

“Herşey yolunda” engeli

İşler yolunda gittiği zaman daha iyi nasıl olacağını düşünmeyiz. İhtiyacımız olmadığını düşünerek üstüne gitmeyiz. Bir şirket için pazarın lideri olmak yada çalışana için ayın elemanı olmak daha iyiyi yapmayı engellediği anda düşüş ani ve oldukça sert olacaktır. Evlilikler içinde aynı şey geçerlidir.

Tehlike Engeli

Tehlike anında en iyi tercihin saklanmak yada hareketsiz kalmak olacağını düşünmek. Tehlike anında en iyi pozisyonu almak ve hatta normalden daha hareketli olmak gerekebilir. Aynı yere bomba iki kere düşmez. Sizin üzerinize henüz bomba düşmemiş ve siz hala aynı yerdeyseniz problem var demektir. Yıllar önce matbaa’dan korkan zihniyet onu Avrupa ile eşnalı olarak kullanıp geliştirseydi çok farklı bir ülkede yaşıyor olacaktık eminim.

Emsal Engeli

Ne zaman birini başına kötü bir şey gelse bizde benzeri bir şey yaptığımızda(durum değişse bile) başımıza aynı aksiliğin geleceğini düşünürüz. Bunu mafya kullanır. Birilerine verdiği zararı diğerlerine gözdağı vermek için kullanarak otoritesini devam ettirmeye çalışır.

Mazeret Engeli

Risk almak istemediğimiz zamanlarda o konudan sıyırmak için geçerli mazeretleri uydurmaya başlarız. “Çok pahalı”, “Kesin çalışmaz” “Çabuk bozulur” “Eğer bu kadar kolay olsaydı başkası yapardı” vb. Mazeret engeline ikinci bir engelde diyebiliriz. Bir sonraki engele gelmemizi engeller.

Şimdi yukarıdaki veya benzeri beyninizde yaşadığınız engellerden hangilerini aştığınızı ve nasıl aştığınızı benimle ve diğer okuyucularla paylaşın lütfen.

Hayır diyebilme becerinizi geliştirin

hayır diyebilmek

Bir okuyucum, Hayır diyebilmeyi de yazarsanız sevinirim demiş. Biraz düşünüp birazda araştırma yapınca “hayır diyebilmek” konusunda enteresan bilgilere ulaştım. Hayır diyebilmeyi öğrenmek zor ama öğrenildiğinde kişiyi daha üretken, daha az stresli ve herşeye “evet” diyenlerden daha iyi iş çıkaran biri yapacağı kesin gözüküyor.

Ben ilk eğitimimi annemden aldım. “Anne” diye seslediğim çoğu zaman önce “Hayır” diye cevap verir ve kendini güvenceye alırdı. “Daha bir şey söylemedim ki?” dediğimde ise “Ne istiyorsun?” diye sorar ve istediğim şeyi uygun görürse evet der uygun görmezse zaten hayır dediği için kendini rahat hissederdi.

Peki ne yapmalı;

“Evet” yoluyla “Hayır” demek – Projelerin veya işlerin giderek karmaşıklaşması durumunda sık yapılan bir şeydir. Sürekli yeni işlerin, insanların ve isteklerin eklendiği zamanları kastediyorum. Eğer bu tip şeylere “Evet” derseniz projenin uzayacağı ve çok geç tamamlanacağı bilinirse sizin evet’iniz karşı taraf için avantaj olmaktan çıkacak ve isteklerini geri çekeceklerdir.

Elinden geleni denemek ve suçluluk hissinden kurtulmak – Bazen çalışanlar çok fazla işle uğraşmalarına, çok yoğun olmalarına rağmen bir şeye hayır dediklerinde kendilerini suçlu hissederler. Fakat adam gibi yerine getiremeyeceğiniz bir işi kabul etmenizin kimseye faydası olmayacaktır. Eğer bir şeyi yapmaya vaktiniz yok ise söyleyin, ve en azından kendinizi suçlu hissetmemek için elinizden gelenin en iyisini yapmaya çalışın.

Bir şeyi yapmayı kabul etmeden önce çok iyi anlamaya çalışın. – Birinden yardım istediğinizde yada sizden yardım istendiğinde bunun sizin vaktinizin ne kadarını alacağını mutlaka değerlendirin. Bütün olasılıkları ve detayları olabildiğince öğrenmeye ve anlamaya çalışın. Sürprizler moralinizi bozabilir.

“Evet” = Stres – Yönetebileceğiniz işleri ve projeleri üzerinize alın. Eğer çok yoğun yada çok fazla işiniz var ise diğer insanların bunu bilmesini sağlayın. İşlerinizi ve projelerinizi kontrol altında tutabileceğiniz yoğunlukta kalmaya çalışın.

Ortak kararlardan kaçının. – Bazı ortak kabul görmüş şeyler bizi iş otamımızda yada bulunduğumuz ortamda mutlu ederler. Ama bu her zaman avantajlı bir şey değildir. İçerisinde bulunduğum bir çok projenin herkesi mutlu edebilmek için kaybedilen zaman yüzünden başarısız olduğunu gördüm.

Planınıza uyun – Bir şeye evet derseniz planınız aksayacaksa iyi düşünün.

Eğer ısrar ediliyorsa içinde bulunduğunuz durumu tekrar anlatmayı ve anlayış beklediğinizi belirtin.

İyi niyetler iyi sonuçları garantilemezler – Başkalarına yardımcı olmak yada evet demek yüzünden kendi işlerinize engeller oluşturabilirsiniz.

Duruma göre evet demek – Eğer sonunu net olarak göremediğiniz bir şey olursa eğer iş x şeklinde gelişirse “evet“ şeklinde gelişirse “hayır” demek gerekebilir. Bu benim annemin yöntemi.

Ne hayır ne evet demek – Sakın lafı çevirmeyin. Cevap vermeden önce iyi düşünün. Silahlarınızı yerine koyun ve değerlendirmenizi yapın.

Birçok profesyonel kısa ve net cevaplar isterler. Bu yüzden uzun uzun neden yapamayacağınızı anlatmayın ve kısa uygun olmadığınızı söyleyin. Her zaman nazik olun.

Sizden istenen için alternatif çözüm yolları önerin.

Bence önemli olan sizin daha verimli, motive ve mutlu olarak varacağınız sonuçlara ek işlerin yada taleplerin girerek bunlarıda engellememesi. Burada zarar gören aynı zamanda şirkettir. Bunu birazda yemek ısrarına benzetebiliriz. Özellikle Anadolu’da yemek ikramı hiçbir sağlık kaygısı duyulmadan “ne kadar çok yedrirsek o kadar iyi ağırlamış hissederiz kendimizi” psikolojisi ile yapıldığında yemeği tabağınıza almamayı “sağlığınız için” becerebilmeniz lazım. Kolay değil ama zamanla herkesin öğrenebileceği bir şey olacağını rahatlıkla söyleyebilirim.

Zamanınızı kurtarın

Zaman ne kadar hızlı geçiyor değil mi? Bu klişeyi hem sık duyarız hemde sık sık kullanırız. Günün şu kadar saati uyumak, çalışmak, eğlenmek vb. günü düzenleyici düşünceler, öneriler gelir peşi sıra. Bende farklı bir şey söylemeyeceğim aslında.

Mesela bir işten diğer işe geçerken bir “es” noktanız olmalı. Bazen 5 bazen 15 dakika olmalı . Hemen bir işten diğer işe atlamak yerine mutlaka denemelisiniz.

Aslında demeye çalıştığım ya zamanınızı siz yönetirsiniz ya da kapılıp gidersiniz. Benim gibi saçlar dökülüp, kalanlar beyazladığında dizlerinize vurmak bile sizi yoracak utmayın.

Öncelikle bölünebilir zamanınızı sınırlandırın
Bölünmeler size pahalıya mal olur. Gün içinde bölünmemenizi sağlayacak bir kalkanınız varsa kullanın yoksa alternatif yollar düşünün. Eğer bölünürsek ya elimizdeki şi erteleriz, ya bırakırız ya da vazgeçeriz. İlk etapta saatte 20-30 dakikadan fazla bölünmemeye çalışın. “Sürekli kapım açık” politikasını “kapım belirli saatlerde açık” politikasına çevirin.

Kendi kendinizi bölmeyin
Kendi konsantrasyonunuz çok önemli. Mümkün olduğunca önünüzdeki işe odaklanıp yeterince ilgi ve süreyi işinize vermeye çalışın.

Samimiyet böldürür
En çok işbirliğinde olduğumuz ya da diğer deyişle samimi olduğumuz kişiler en çok bölebildiklerimz aslında. Bizim içinde aynı şey geçerli. Samimiyet bölünmeyi ve bölebilmeyi getiriyor. İşte tam bu noktayı tatlı sert ayarlayabilmemiz lazım.

Belirsizlik ve güvensizlik böler
Eğer belirsizlik söz konusu ile ya da karşınızdaki inisiyatif alıp ilerleyemiyorsa sizi bölecek demektir. “Hadi hemen toplanalım” şeklinde belirsizliği ortadan kaldırmanın kısa yolu çözümler ki bu çözümler anlamsız ve uzun toplantılar şeklinde gelişirler, kaçınılmaz bir şekilde hayatımızı böler, zamanımızı çalarlar.

Akıllı ve profesyonel liderler gün içinde ne kendilerinin bölünebileceği nede kendilerinin birilerini böldüğü “sessizlik anları” yaratırlar. Aynı kişiler odaklanacakları işleri sınırlayarak daha verimli iş çıkarabilirler.

Bir toplantıda aynı anda emaillerinizi okuyor ve kafanızda bir problemle uğraşıyorsanız inanın adam gibi bir şey çıkaramazsınız. Sadece bir şeylerle uğraşmaktan kendinizi yorgun hisseder, yorgun hissettiğinizde de iş yaptığınızı sanırsınız.

Şimdi başka yapılabileceklere bakalım;

  • Mikro işlerle yani işiniz olmayan işlerle uğraşmayın. Mikro işleri siz yönetemezsiniz onlar sizi yönetirler.
  • Kafanızdaki dağınıklığı masanızı düzelterek azaltmaya başlayın.
  • “Yeterince” kelimesini hazmedin. Her şeyin fazlası zarar. Gerektiğince ve yeterince işinizi yapın.
  • Düzeniniz olsun. Bir şeyleri aramak ya da bulmak için zaman harcamayın.
  • İşlerinizi önceliklendirin.
  • Kendinizi izleyin ve yanlış yaptığınız şeyleri bir kenara not alın. Tekrar aynı hatayı yapmamak için neler yapabileceğinizi düşünün.

Kendi hula hoop’unuzla kalın

Bir çok işi üstlenip ben yaparım diye taahhüt ediyor musunuz? Siz herkesin ihtiyaç duyduğunda aradığı, her toplantıya çağrılan kişi misiniz? İşte hula hoop burada çok işe yarar.

Fatih karnında bir kasılma hissetti. Sumru aramış, yıllık rapor tamamlanmadan önce sıkıntıdaki 2 projenin problemlerini gidermede yardımını istemişti. Sumru’nun istediği “Ay sonuna kadar projelerin gözden geçirilmesi” idi. Fatih istemeyerek kabul etti ama her defasında evet dediği bu tip işler yüzünden fazla mesaiye kalıyor ve yoruluyordu.

Neden kendi ihtiyaçlarımızı göz ardı edip, başkalarının isteklerini yerine getirmek için gözü kapalı gideriz? Kendimizi aşan bir işe evet demeden önce nasıl farkına varabiliriz?

Bunu size bir metafor ile anlatmaya çalışacağım. Herkesin bir hula-hoop’u olduğunu varsayın.

Hepimiz hula-hoop’umuzu en iyi şekilde çevirmeye çalışıyoruz. Zaten çevirmesi çok kolay değil, bir de başkasınınkini çevirmeye çalıştığımızda problem başlar. Ne kadar iyi hulo-hoop çeviricisi olursanız olun bazen hulo-hoop bacaklarınızdan aşağıya kayar ve düşer.

Bazen yakınımızdaki birinin hulo-hoop’u düşerken yardım etmek isteriz ama maalesef böyle bir yardım yoktur. Kendi hulo-hoop’umuzu bozmadan başkasına yardım mümkün değildir.

Öncelikle nasıl yapması gerektiğini söyleyebilir, öneriler, uyarılar getirebilirsiniz ama o kişi için siz hulo-hoop çevirmeye kalkarsanız kendinizi sıkıntıya sokarsınız.

Deneyin. Bir arkadaşınızı ve iki hulo-hoop alın ve aynı anda çevirmeye çalışın. Çok zordur. Önemli olan herkesin kendi hulo-hoop’unda kalmasıdır.

Kendi hulo-hoop’unuzda kalmayı size hatırlatması için isterseniz bir hulo-hoop alıp ofisinize koyun. Ne zaman bir işe evet derseniz hulo-hoop’unuza bakıp tekrar düşünün. Eğer yapılabilecek bir iş ise problem yoktur ama değilse nasıl hayır diyebileceğinizi planlayın.