Kategori arşivi: İletişim Yönetimi

Projelerin en büyük derdi: İletişim Problemleri

solving_communication_problems

İletişim her projenin en önemli unsurlarından biridir ve proje başarısının olmazsa olmazlarındandır. Risk olarak tanımladığımız bir çok unsurun (beklentilerin net belirlenmemesi, paydaş katılımının sağlanamaması vb.) kaynağının iletişim problemlerinden kaynaklandığını biliyoruz.

Yapılması gerekenler kısaca şöyle özetlenebilir;

  1. Ekip üyelerini bir araya getirerek takım olunduğunun anlaşılmasının sağlanması – Birbirleriyle görüşmeyen ya da uzak duran ekip üyeleri hata yaparlar. Başlangıç toplantısı ile başlayan birliktelik özellikle birlikte çalışılması gereken durumlarda da devam etmelidir. Proje Yöneticisi bu noktada koordinasyonu sağlamalı, birleştirici olmalıdır. Birbirleri ile iletişimde olmayan ekip üyeleri hedeften sapabilir, yanlış işlere ekstra efor harcayabilirler.
  2. Ekibi proje organizasyon yapısına adapte etmek – Şirketin organizasyonel yapısı ve işleyişi ekip üyeleri arasında kopukluklara sebep olabilir. Özellikle ekip üyeleri ve  yöneticileri ile proje organizasyonundaki rol ve sorumluluklar, çalışma şekli netleştirilmelidir.
  3. Esnek ekip yapısının süreçlerini belgelemek – Ekibe sürekli yeni birinin dahil olması ya da mevcutların değişmesi proje üzerinde olumsuz etki yaratır. Mevcut ekip üyelerinin bir yedeklerinin olması projedeki görevin devam edebilmesini sağlayacaktır.
  4. Ekip üyeleri arasındaki uyum engellerini kaldırmak – Ortak dil (metodoloji) ve platform kullanımı farklı birimlerden proje ekibi üyelerinin proje ortak tabanında buluşmalarını sağlayacaktır. Farklı yaş ve/veya departman konusunda oluşabilecek problemler ortak yemek, buluşma vb. aktivitelerle ekibin kaynaşması sağlanarak giderilebilir.
  5. Ekip üyelerin üzerindeki kısıtlarları aşmalarına destek olmak – Zaman, bütçe vb. bir çok kısıt ekibin gereken desteği verememesine sebep olabilir. Proje Yöneticisi öncelikle bu kısıtların ne olduğunu öğrenmeli, anlamalı ve çözme konusunda destek vermelidir. Birlikte bir şeyleri gerçekleştirmek üzerlerinde baskıyı azaltacaktır.
  6. Ekip üyelerini yaratıcı düşünmeye teşvik etmek ve körleşmelerini engellemek – Hesap verilebilirliğin olmadığı iş ortamlarında hatalar kabul edilmez ve çalışanlar  hataları saklarlar. Yaratıcı düşünme yoktur. Hataların örtbas edilmesi, risk yönetimini imkansız kılar. Kurumun risklere bakış açısı ve kültürü çok önemlidir. Toplantı gündemlerine ve durum raporlarına riskler ve yanıt planları eklenmelidir. Ekip üyelerinden risk güncellemeleri, izleme yapmaları istenmelidir.
  7. Risk kültürünü kişisel ve kurumsal bazda yaygınlaştırmak – Risk kültürü konusunda mevcut durumunuzu masaya yatırmalı ve nereye varmak istediğinizi belirlemelisiniz. Eğitimler planlanmalı, kişisel performans değerlendirmelerinde risklere yaklaşım ele alınmalıdır.
  8. Birebir iletişime zaman ayırmak – Bizim kültürümüz yüz yüze iletişime çok önem verir. Ekip üyelerinin öneri veya sıkıntılarını dinlemeye zaman ayırmanız, etkin ve aktif dinleme yapmanız çok önemlidir. Dinlendiğini ve dikkate alındığını hisseden ekip üyelerinin katkısı ciddi oranda artacaktır.
  9. Ekibin sizin güçlü ve zayıf taraflarınız konusundaki görüşlerini dile getirmelerini cesaretlendirmek – Uzmanlığınız ne olursa olsun projenin gerektirdiği yeterlilikler konusunda farkındalığınız önemlidir. Kendinizin zayıf taraflarını geliştirmek ve güçlü taraflarınızı daha verimli kullanmakla yükümlüsünüz. Bu noktada sizi en iyi gözlemleyenlere sormak en doğru yol olacaktır. En büyük risk “SİZ” olabilirsiniz. Yönetimin risk toleransları ile sizinki uyumlu olmalı, ne fazla ne de eksik olmalıdır. Öte yandan yönetimin duymak istediği değil gerçekçi verileri sunmak konusunda iletişim becerilerinizi geliştirmek zorundasınız.
  10. İletişim ve diğer becerileri geliştirme konusunda kişisel sorumluluk almayı desteklemek – Ekip üyelerinin yaşadıkları sorunlara konu olan temel yetkinlerde gelişimlerini sağlamaya destek olmalısınız. Görüşme becerileri, duygusal zeka, sunum teknikleri vb.

Proje Yöneticisi ve Delegasyon

Delegasyon, bir işin sorumluluk ve yetki ile birlikte sonuçlarının da sorumluluğunu kapsayacak şekilde başkasına devredilmesidir. Bir işin tamamlanması için yetki verilebilir, fakat sorumluluk (sonuç) delege edene aittir.

Delegasyonu engelleyen faktörler

Yöneticiler delege etmemek için çeşitli mazeretlerin altına sığınabilirler;

  • Bu işin çok fazla zamanlarını almadığı
  • İşi yapacak olanın yeteneklerine güvenmeme
  • Kendi işlerini kendileri yapmaktan hoşlanırlar
  • O işin yöneticilere has olduğu düşüncesi
  • Bir şeylerle sürekli meşgul olmak istemeleri
  • Mükemmeliyetçi olma
  • Başkasının, kendileri kadar iyi yapamayacağını düşünmek
  • Dizginleri elde tutmak istemeleri,
  • Delege etmenin riskli olması ve risk alamamaları

Etkin liderliğin koşulu başarılı delegasyondur. Delege etme yaklaşımı üç şekilde incelenir;

  1. İşlerini memnuniyetle delege eden sorumluluktan kaçan yöneticiler. Sorumluluk almaktan korkan kötü liderdir.
  2. Diğerlerinin yetenek ve bilgilerinden yararlanamayan yöneticiler. Otoriteyi kaybetmemek için delege etmek istemeyenlerdir.
  3. Delegasyonu problem yapmayan, gerekli niteliğe sahip ve nihai sorumluluğun kendilerinde olduğunu unutmayan yöneticiler.  Yöneticiliğin rehberlik ve denetleme ile beraber güven duymakla da ilgili olduğunu anlamışlardır.

Delegasyonun Avantajları

  1. Planlama, örgütleme, motivasyon ve kontrol gibi  daha önemli yönetim görevlerine daha fazla zaman  ayırılmasını sağlar
  2. Sorumluluk vermek personelin gelişimini sağlar, karar verme yeteneklerini geliştirir.
  3. Personelin kendilerini işin içinde hissetmelerini ve inisiyatiflerini geliştirmelerini sağlar. Departman içindeki motivasyonu geliştirir.
  4. Teknoloji yoğun endüstrilerde, yöneticiler kendilerini her konuda yeterince hızlı güncelleyemeyebilirler. Bu ancak onlara bağlı çalışanların öğrenerek kendilerini ve işlerini geliştirmeleri ile mümkün olur.

Delegasyon Stilleri

İki tipte yapılır. Uygun olan stil risk değerlendirmesi sonrasında belirlenmelidir. Delege edilen kişinin yetenek, bilgi ve tecrübesi göz önüne alındığında, hangi stilin daha verimli olduğunu ortaya koyacaktır.

  1. Beklene Sonuca göre;
    1. Hedefler konur, planlar yapılır.
    2. Neyin, ne zaman ve nasıl yapılacağı tam olarak söylenir.
    3. Yetki sınırları tam olarak belirlenir.
    4. Her şey yazılı olarak onaylanır ve uygulama toplantıları belirlidir.
    5. Proje boyunca kontrol edilir.
  2. Fonksiyonel tanıma göre;
    1. Başarılacak konu hakkında tüm ilgililer hem fikirdir.
    2. Yetki sınırları belirlenir.
    3. Kontrol noktaları belirli, işi yapan özgürdür.
    4. Delege eden izlemededir.

Nasıl delege edilmeli?

  1. Beklenen sonuçları belirleme – Görevin sonuçları ile ilgili beklentilerinizi iyi düşünün. Ör. Ne zaman, kim, kaça ve hangi standartla yapacak sorularının cevaplarını arayın.
  2. Uygun kişiyi seçme – İşi yapacak olanın bilgi, yetenek, tecrübe, motivasyon ve zamanının uygun olması gerekir. Eğitim ihtiyacı belirlenmelidir.
  3. İşe katma – Kişiyi görevin planlanması ve beklenen sonuçlara ulaşılabilmesi için işe katın
  4. Etkin iletişim kurma – İşi alanın aşağıdakileri anladığından emin olun;
    1. İş neden yapılmaktadır?
    2. Görev ve aktiviteler nelerdir?
    3. İşin ne zaman bitmesi gerektiği?
    4. Karar alması için gerekli otorite nedir?
    5. Beklenen standartlar nelerdir?
    6. İşin nasıl izleneceği ve ilerleyişle ilgili raporlamanın nasıl yapılacağı?
    7. Hangi problemlerin sorun yaratabileceği
  5. Kontrol mekanizmaları kurma – İşin zamanında tamamlanması ve standartlara ulaşılabilmesi denetleme ve kontrol mekanizmasının kurulmasına bağlıdır. Tecrübeli elemana verilen görev daha az kontrol gerektirir. Planda kontrol noktaları belirlenmeli ve uyulmalıdır. Bu sayede sapmaların en kısa zamanda tanımlanması ve gerekli müdahalelerin yapılması hızlanacaktır.
  6. İletişim kanallarını açık tutmak – Koşulların her an değişebileceği kabulüyle, bilginin yönetici-çalışan arasında rahat akması gerekir. İşgören, gerektiğinde destek alabileceğini, bunun kendi başarısızlığı olarak algılanmayacağını bilmelidir.
  7. Karar verme mekanizmasını basitleştirmek – İşgörenin karar vermesi gereken konu ile ilgili tüm bilgiye ulaşabilmesi gerekir.
  8. Doğru tavır koyma – Delegasyonu başarmak isteyenler, çalışanların sonuçlara varma metodlarını kabul etmeye ve onları dinlemeye istekli olmalıdır.
  9. Yetkinin açıkça duyurulması – İşveren ve işgören yetki sınırlarında anlaştıktan sonra, ilgili diğer bölümler bu konuda bilgilendirilmelidir

İşler ne zaman delege edilmeli?

Yöneticiler;

  • Kendi işlerinin verimini etkileyecek düzeyde fazla işle yüklendiklerinde,
  • Öncelikli görevlere yeterli zamanı ayıramadıklarını düşündüklerinde,
  • Astlarını geliştirmek istediklerinde,
  • İş, ast tarafından daha verimli yapılabileceği durumlarda delegasyona başvururlar.

Delegasyon Prensipleri

  1. Delege edilen kişi; bilgi, yetenek, tecrübe ve kişisel tavır açısından işi yapmaya uygun olmalıdır.
  2. Delege edilen kişi; neye, ne zaman, kaça ve hangi standartlarda ihtiyaç duyulduğunu tam olarak anlamalıdır.
  3. Görevin başarılması için gerekli yetki ve güç verilmelidir.
  4. Görevin başarısı delege edenin devredemeyeceği sorumluluğudur.

Proje Raporlarını Standartlaştırmak

Projelerde raporlama standart hale gelmemişse gerek bilginin toplanması gerekse analizi zorlaşacaktır. Üstelik raporlar yanlış yorumlanabilecektir.

Her projenin başında “proje sağlık kriterleri” belirlenmelidir. Örneğin, zaman sapması <5 gün ise iyi, 5-10 gün arası normal, >10 gün kötüdür. Proje durum raporlarında bu kriterler doğrultusunda ne durumda olunduğunun kolaylıkla görülebilmesi gerekir. Birisi tarafından 5 gün sapma iyi, başkası kötü olarak yorumlamamalıdır.

Proje Sağlık kriterleri kurum bazında genelleştirilebileceği gibi proje bazında da özelleştirilebilir. Örneğin 100.000 dolarlık bir projede %10’luk bir bütçe sapması normal olarak kabul edilebilirken 10.000.000 dolarlık bir projede %1 sapma normal kabul edilebilir.

Proje başarı kriterleri ise proje tiplerine görede farklılık gösterecektir. Ör., yatırım projesi ile sosyal projeler. Önemli olan proje paydaşlarının proje başarı kriterlerinden haberdar ve hem fikir olmalarıdır.

Raporlarda, negatif durumlar sebepleri ile birlikte açıklanmalıdır. Ek olarak bu sapmaya karşı alınan, alınacak önlemlerin belirtilmesi doğru bir yaklaşım olacaktır.

Raporlar tiplerine göre ayrılmalıdır. Örneğin ekip durum raporu, yönetim durum raporu vb.

Raporun doğru hazırlanabilmesi için örnek bir rapor, yorumlanabilmesi için kılavuz belge hazırlanması faydalı olacaktır. Örnek bir rapor hangi bilgilerin nasıl girilmesi gerektiğini göstermek açısından önemlidir.

Proje bazlı özel ve detaylı raporlama ihtiyaçları dikkate alınmalı, paydaşların iletişim gereksinimleri doğrultusunda netleştirilmelidir.

Projeleri toplu olarak ifade etmeye yönelik raporlamalarda (portföy raporları) projeler arası ilişkiler dikkate alınmalıdır. Özellikle birbirleri ile ilişkili projelerin olduğu bir ortamda değişikliklerin, risklerin ve problemlerin diğer projelere etkisinin altı çizilmelidir.

Dikkat edilmesi gereken hususlar;

  • Raporlar detayların özetinden oluşmalıdır. Özetlerin detaylandırılması yanlıştır.
  • Raporlar aşağıya doğru “taktiksel bilgi” yukarıya doğru “stratejik bilgi” içermelidir.
  • Taktik bilgi içeren raporlar düzenli olmalı ve projenin temposuna ışık tutmalıdır.
  • Stratejik bilgi içeren raporlar daha seyrek olmakla birlikte projenin stratejik hedefler doğrultusundaki gidişatını göstermelidir.
  • Standart rapor demek her şeyi bir defada göstermek anlamına gelmez.
  • Raporun, gönderildiği kişiye fayda sağlaması esası unutulmamalıdır. Herkesin farklı olduğunu ve ihtiyaç duyduğu bilginin farklı olacağını unutmayın.

Çeşitli kurumların standart proje dokümanlarını ve rapor örneklerini görmek için tıklayınız.

Görüşmelerde Dikkat Edilmesi Gerekenler

İyi bir görüşmeci olmanın birinci şartı cevap vermeden önceki kısa duraklamadır. Birkaç saniyelik kısa bir duraklama bize büyük bir avantaj sağlar. Düşünerek cevap veriyor olmamız karşımızdakinin söylediklerini dinlediğimiz, aceleyle yanlış bir fikre kapılmadığımızı gösterir. Kısa bir duraklama daha iyi anlamamızı, doğru ve uygun yanıt vermemizi sağlar.

Eğer söyleneler üzerinden bir şeyleri varsayıyor ya da geri kalanı kendiliğimizden tamamlıyorsaki yanılma olasılığımız yüksektir. Karşımızdakinin ne demek istediğini açık açık sormamız daha iyi sonuçlar verir. “Ne demek istediniz? Ne istiyorsunuz?” sorularına birinin yanıtsız kalması, demek istediğini detaylandırmaması çok olası değildir. Açık uçlu sorular ile görüşmeyi uzatabilirsiniz.

Karşınızdaki kişinin söylediklerini tekrar ederek anladığımızı gösterebiliriz. Sürekli kafa sallanması anlaşıldığı anlamına gelmez. “Bakalım doğru anlamış mıyım?” diyerek bir açıklama yapabiliriz.

Anladığımızı gösterse bile anlamaya çalışma gayretimizi ve ciddiyetimizi hareketlerimizle göstermemiz gerekir. Aktif dinleyici olmamız görüşmenin başarısını artıracaktır. Ayrıca aynı kişiler bizimle görüşme yapmak konusunda istekli ve rahat olacaklardır.

Dinlemenin büyüsü yaratacağı güvende gizlidir. Eğer karşımızdakileri ne kadar çok dinlersek bize o kadar çok güvenir ve inanırlar. Dinlemek bizim de özgüvenimizi geliştirir.

Dinlemek, dinleyenin kendini disipline etme becerisini geliştirir. Beynimiz dakikada 500-600 kelimeyi işleyebilirken sadece 150 kelime konuşabiliyoruz. Dinlemeyi beceremediğimizde yüzlerce kelime, bilgi ile kafamızı karmakarışık ediyoruz.

Başka Projelere Destek Vermemek

resisting_changeÇoğu zaman projelerimize kaynak (personel, ekipman vb.) bulmakta zorlanırız. Ya zaten işleri başlarından aşkındır ya da yöneticilerinin sizinle çalışacak olan tüm potansiyel çalışanlara verecekleri ek işleri vardır.

Zamanla üstlendiğimiz projelere diğer departmanların yeterince destek vermediklerini ya da doğru kaynakları atamadıklarını, atasalar bile o çalışanların bizim projemize gereken önceliği vermeyeceğini düşünmeye başlarız. Fakat mevcut kaynaklarla elimizdeki projeyi başarıyla tamamlamak için uğraşırız.

Yukarıdaki paragrafı hem verdiğim eğitimlerde defalarca tekrarladım hem de duydum. Proje yöneticilerinde, kurum içinde bir çok işine uygun gizli kaynak olduğuna fakat görünmeyen bir gücün ya da kişinin bu kaynakları kendisinden uzaklaştırdığına ilişkin paranoyak bir düşünceye dönüştüğüne şahit oldum. Proje yöneticisi şirket içinde bir kumpasta kaldığını düşünmeye ve komplo teorilerine kendini inandırmaya başlıyor.

Projeye gerekli kaynağı ayırmayan departmanlar genellikle “kaynak oburluğu” yaparak kendi işlerine (gereksiz bile olsa) kaynaklarını ayırmayı tercih ederler. Diğer proje yöneticileri aynı şekilde ellerindeki kaynakları tutmaya ve paylaşmamaya çalışırlar.

Eğer organizasyonda, projelerde kaynak kullanımı konusunda politika, prosedür ya da portföy yönetimi yaklaşımı yoksa proje yöneticisi el yordamıyla çözüm bulmak zorunda kalır.

Projeleri başarıyla tamamlamanın en önemli koşullarından birisi kaynak paylaşımı yapabilmektir. Her çalışan çok kıymetli ve önemlidir. Her yönetici elindeki sınırlı çalışanlarla hedeflerini gerçekleştirmeye çalışır. Kaynak paylaşımının, kullanımının ve yönetiminin çok önemli olduğunun bilincinde olmamız gerekir.

Kaynaklar, organizasyonun değerleridir. Kaynak oburluğu, kurumun değerlerinin israfı ve zarar etmesi anlamına gelir.

Ne yapacağız?

Proje yöneticisi olarak elimizdeki kaynakları en etkin ve verimli şekilde kullanma konusunda bilinçli olmamız gerekir. Proje ekip üyelerinin rol ve sorumluluklarını, hangi işi nerede ve ne zaman yapacakları konusunda birlikte planlama yapmalı, plana uygun davranmalıyız.

Proje Portföy Yönetimi (Kapasite ve Yeterlilik Yönetimi vb.) ve Kaynak Yönetimi (Sorumluluk Atama Matrisi vb.) teknikleri çatışmaları azaltmak için kullanmalıyız.  Kapasite ve Yeterlilikleri izlemek, çalışanların oburların elinde kalmasını engelleyecektir.

Proje yöneticileri olarak fonksiyonel yöneticilerle kuracağımız iletişimin çok önemli olduğunu unutmamalıyız. Aynı gemideki iki yöneticinin birbirine yakınlığı ve kaynak paylaşımı konusundaki becerileri çok önemlidir.

Asansör Tekniği

Verdiğim eğitimlerde bazen etkin e-posta kullanımından bahsediyorum. Konu alanı boş geçilmez, mesajın ilk üç satırı geneli özetlemeli diye anlatıyorum. Bazen çalıştığım bankada üst düzey bir yöneticiye asansörde 5 kat’lık bir sürede nasıl bilgi verdiğimi anlatırım. Şimdi buradan hareketle “asansör tekniği” diye bir şey uyduracağım.

Asansör Tekniği, kısaca az, öz ve net bir biçimde mesajın karşı tarafa verilmesidir. Yani bir bilgiyi aktarmak için asansörde geçecek kadar bir zamanınızın olduğunu varsayarak o zamanı akıllıca kullanmaktır. Yani;

1. “Nasılsınız?” sorusuna nasıl cevap verirsiniz? Genelde “Teşekkür ederim siz nasılsınız?” şeklinde yanıt verilir. Aslında “Nasılsınız” diyen “Nasıl olduğunu söylemek zorundadır”. Genellikle bu soruyu “Neler yapıyorsun?” takip eder. Çok kısa, az ve öz bir şekilde bizim nelerle uğraştığınızı karşımızdakinin anlayacağı en basit şekilde söylememiz gerekir.

2. Sunum yapıyorsak, birilerinin tele sekreterine mesaj bırakıyorsak, bayram tebriği mesajları ya da sms’leri gönderiyorsak veya kendimizi tanıtıyorsak kısa, etkili ve açık bir şekilde ifade edebilmemiz gerekir.

3. Toplantıda ya da sunumlarda insanları sıkmaktansa ilgilerini çekmeye çalışırız. Kısa ve anlamlı konulara odaklanırsak uzun ve sıkıcı bir süreçten kurtulmuş oluruz.

4. Konuları parça parça anlatmakta fayda vardır. Anlattığımız konuların kimin dikkatini çekeceğini bilemeyiz. Parça parça anlatmak karşımızdakinin “beklentilerini” keşfetmemizi sağlar.

5. Beklentilerini keşfettiğimiz kişilere daha doyurucu ve işe yarayan şeyler aktarmaya başlayabiliriz.

6. Kısa ve öz bir şekilde söylemek istediğinizi ifade edebilmeniz profesyonelliğinizi gösterir. Kullandığınız kelimeler ve yaptığınız vurgular, karşımızdakinin gözünde değerimizi artırır.

7. Yaptığınız görüşmelerden ya da sunumlarımızdan sonra hatırlanmak isteriz. İnsanlar en fazla 10 kelime hatırlarlar ve bu kelimeler sizin onlara söylediğiniz ya da gösterdiğiniz şeylerden oluşur.

8. Patavatsızlık ya da karşı tarafı iyice tanımadan yapılan konuşmalarda hayal kırıklıkları oluşabilir. Kendimizi iyi ifade etmeye çalışsak bile karşımızdakileri tanımadan onun anlayabileceği bir formül oluşturmamız zordur. Sonuçta söylediklerimiz karşımızdakilerin anlayacağı kadardır.

9. Kısa ve öz bilgi verdikten sonra daha detaylı bilgi istenip istenmediğini MUTLAKA sormalıyız. Bazıları asansörden indikten sonrada bizi dinlemek isteyebilirler.

Az ve öz, kısa ve net bilgi vermek için birçok sebebimiz olduğu konusunda hemfikir miyiz bilemiyorum ama ben gerçekten inanıyorum.

Not Tutmak

İş hayatımızın çoğu toplantılarda, görüşmelerde, eğitimlerde geçiyor. Eğer iyi not almayı bilmiyorsak hem harcadığımız zaman boşa gidiyor hem de sonradan zorluk yaşıyoruz. Çoğu kişi toplantıya, görüşmeye veya eğitime herhangi bir defter ya da kağıt parçası getirmeden, hafızasına güvenerek geliyor.

  1. Not almak bizi konuda tutar. Dikkatimizin dağılmasını, başka konuları düşünmemizi engeller. Not almak dinlediğimizi gösterir. Ancak not almak çizgiler ve şekiller çizmek değildir.
  2. Not alma alışkanlığı, aklımıza gelen fikirleri, soruları ya da diğer her türlü konuyu unutmadan, hemen kayıt altına almamızı sağlar. Aklımıza gelen, o anda söyleyemediğimiz konuları da not almalıyız. Not almak, konuşulanları yazmak değil, az ve öz bir biçimde üzerinde durulan konuları yazmaktır.
  3. Konuşulanları başkalarına aktaracaksak, unutmamak için not almalıyız. İyi not alabilmek için dinlemeye önem vermemiz gerekir. Bazen sadece konuşulan konular değil tavır ve davranışlarında not alınması gerekebilir.

İyi not almak için;

  1. Bir ajanda ya da defteriniz olmalı.
  2. Ajandanızı tarih bazında kullanın ve yapılacaklar diye not aldığınız bir şeyin sonucunu yaptıktan sonra yanına not edin.
  3. Notlarınızı rahat hatırlayabilmek için semboller kullanın. Örneğin, soldan biraz boşluk vererek yazarsanız önemli olanların sol tarafına yıldız, soruların yanına soru işareti, takip edilecek işlerin yanına kare ve yapacağınız işlerin yanına x işareti koyabilirsiniz.
  4. Notlarınızı gözden geçirin. Toplantıdan hemen sonra veya düzenli (haftalık vb.) gözden geçirmek  gerekir.
  5. Eğitimlerimde katılımcılara dağıttığım, not alma şablonunu aşağıda görebilirsiniz. Belirli bir şablon hem arşivleme hem de anlama konusunda daha faydalı oluyor.
Egitim-Not-Alma

Cornell Not Tutma Tekniği güzeldir: http://lsc.cornell.edu/wp-content/uploads/2015/10/Cornell-Note_Taking-System.pdf

Saçma Sapan Toplantılarda Boğulmak

Bazen kendimizi ne konuşulduğunu anlamadığınız, herkesin başka telden çaldığı bir toplantının ortasında buluveririz. Her kafadan bir ses çıkmaktadır, fikirler havada uçuşmakta, bazıları sıkıldığını belli etmekte, bazıları hayal dünyasında gezmektedir. Kötü toplantılar, önemli toplantılar için kötü emsal olurlar ve kişilerde önyargı oluşmasına sebep olurlar.

İşim gereği çok toplantı yapmama rağmen hiç hoşlanmadım. Düzenli toplantılarımdan benimle beraber çalışan arkadaşlarım hoşlanmazlardı çünkü yapılan – yapılacak (done-to do) gündemi çokta keyifli sayılmazdı.

Toplantıyı bozan ya da gündem dışı konulara karşı acımasız olmak gerekiyor. İnsanların gereksiz konu ya da detaylara dalmasını ve zaman harcamasını sert bir şekilde kesmek gerekiyor. Gereksiz konuşma ve bilgilerin vereceği zararı kendileri düşünemiyorlarsa söylemek gerekiyor.

Benim kişisel hatam bu tip konularda kişileri üzmemek adına yeterince sert ya da imalı çıkışlar yapmamamdı. Toplantılarda, başkalarının önünde ters bir şey söylemek ya da davranmak ciddi hasarlar oluşturabilir ve sonrasında daha büyük zararlara sebep olabilir. Eminim herkes kendi söylediklerine diğerlerinin önem vermesini istiyor ama objektif olarak bunu herkesi ilgilendiren bir ortak paydada yapamadığında özel zamana kaydırmasını gerektiğini bilmesi çok önemli. Eğer bir toplantı amacına uygun ilerlemiyor ise herkesin faydası adına birisinin diğerlerini hedefe yönelik konuşmaya yönlendirmesi gerekiyor.

Aynı konuları sürekli tekrarlıyor ve konuşuyor olmak ayrı bir sıkıntı. Eğer 3 kereden fazladır aynı konuyu konuşuyor iseniz toplantıya katılanları ve yapılan işi tekrar değerlendirmek gerekiyor. Ya kimse sizi takmıyor, ya beceremiyorlar ya da anlamıyorlardır. Birisinin bir şeyi anlayıp anlamadığının kontrolü “tekrarlamadan” geçsede bu tekrarlama sayısı belirli bir oranı geçip hiç bir şeyi değiştirmediğinde saçma bir hal alır.

Toplantı sonrasında kişilerin yapacakları ortaya çıkar. Bunlar bir sonraki toplantının gündemini oluşturur. Bir sonraki toplantıda yine aynı gündem tekrar ediyorsa şirket içinde “patinaj” yapılıyor demektir. Yani hem kötü koku çıkmakta hem de tekerlek eskimektedir. İşte bu noktada toplatıya katılanların samimiyeti ve toplantı yönetim becerisi ön plana çıkar.

Bazen toplantılar havada kalır. Tecrübelerimden hareketle genellikle toplantıya katılanların nitelikleri doğrultusunda diğer katılımcılar ya doğru söyleyemezler ya da doğru söylemek ihtiyacı duymazlar. Bu yüzden bir çok şey konuşulmasına rağmen ortada bir şey yoktur aslında. Bazı yöneticiler her ne kadar sizin doğruyu söylemeniz konusunda cesaretlendirselerde gerek duygusal ve politik gerekse kişisel açıdan kendilerine yönelik negatif şeyler duymak istemezler. Bunu yüksek sesle söyleyemezler ama bilmenizi sağlarlar. Eğer “kral çıplak” derseniz sonuçlarını iyi değerlendirmeniz gerekir.

Şirket İçi Politik Oyunlar

Hepimiz çalıştığımız şirketlerin politik üyeleriyiz. Şirket içi politikalardan, politik ilişkilerden kendimi soyutlayamayız. Bazı politik durumları midemiz kaldırmayabilir, vicdanımız rahatsız olabilir, strese girebilir, kırılabilir, üzülebiliriz ama bu durum şirketin bir parçası olmanın sonucudur.

Yaşadığımız durumlar olumsuz olmasına rağmen en azından geceleri uyuyabiliyorsak nispeten iyi bir durumdayız demektir. Şirket içinde apolitik olursam daha iyi uyurum diye düşünüyorsak yanılırız. Politik olarak uykumuzu hak etmemiz gerekir.

Apolitik olduğumuzda olayları ya da kişileri yönetemez, istediğimiz noktaya çekemeyiz. Hedeflerimize ve amacımıza ulaşmak istiyorsak hem stratejik hem de politik olarak doğru pozisyon almamız gerekir. “O şöyle politik, bu böyle politik” derken treni kaçırabiliriz. “Yaparım diyenden değil yapmam diyenden kork” klişesini aklımızdan çıkarmamalı, hiç politik değilmiş gibi duranlardan çekinmeliyiz.

Tek bir yüzümüz olöalı, maske takmamalıyız. Politik olmak olduğumuzdan farklı gözükmek demek değildir. Belki insanları motive etmek, üzüntülerini gidermek için pozitif bir maske takılabilir ama sadece o kadar. Özellikle durumun yanlış anlaşılmasına yol açacak, olayı farklı yerlere çekecek şekilde maske asla takmamalıyız. Politik olmak yalancı olmak ya da hedef saptırmak değildir.

Şeffaf olalım. Programlarımızı ve toplantılarımızı gizlememeliyiz. Başkalarının ne düşündüğünü tahmin etmeye çalışmaktansa sormalıyız. Bize soru sorulmasını teşvik etmeliyiz. Kendi adımıza konuşmakla başkası adına konuşmanın ayırdına varmalı, dikkatli olmalıyız. Yalan söylememeli ama doğruyu söylemek ya da dobralık adına patavatsızca her an her dakika konuşmamalıyız.

Esnek olmalıyız. Fikri sabit olmak şirket içinde ideolojisi olmak demektir. Sabit fikirli olduğumuz düşünülürse karşımızdakiler alternatiflerle gelmezler ya da dürüst olmayabilirler. Fikrimizi uygulatmanın en güzel yolu esnek olup karşı tarafı dinlemek, ikna etmeye çalışmak ya da onların ilgisini çekecek bir yol bulmamamızdan geçer. Ortalama zekaya sahip her insan karşısındakinin yüz ifadesini analiz edip doğru manevrayı yapabilir.

Dinlemeliyiz. Dinlemeyi becerebildiğimizde en son ve doğru cümleyi kurabiliriz. Politik başarı iyi dinleyen kulağa sahip beynin yaratıcılığındadır. Dinlemekten öte karşımızdakileri anlamaya çalışmalıyız.

Egomuzu bir kenara bırakalım. Kendi başarımız için karşımızdakilerin kendini iyi ve rahat hissetmeleri gerekir. Egomuz karşı tarafı gerebilir.

Dedikodu yapmayalım. Dedikodular kulaktan kulağa oyunundaki gibi hiç istemeyeceğimiz bir şekle girip aleyhimize dönüşebilir.

Odaklanmalıyız. Eğer işimize odaklanırsak neye ne zaman ihtiyacımız olduğunu bilir, doğru zamanda doğru yerde olup doğru şeyleri yapabiliriz. İşimizi parmağımızın ucu ile değil iyice kavrayarak tutmalıyız.

Özür dilemeyi gerektirecek şeyler yapmaktan kaçınmalıyız. Özür dileyecek bir duruma gelmek gol yemektir. Eğer dilememiz gerekiyorsa mutlaka dilemeliyiz ama bunu gerektirecek durumlardan kaçınmalıyız.

Yüzleri Unutmam, İsimleri Hatırlamam

Bir çok sanatçı isimlerini ölümsüzleştirmek ve hayatları boyunca yaptıkları şeyler, ürettikleri eserler adları ile birlikte anılsın diye uğraşırlar. Bir çok müzede X’in koleksiyonu diye sergiyi görürsünüz. Okullara, camilere yaptıran hayırseverlerin ismi verilir.

İnsanlar isimleri hatırlansın diye uğraşırken bir çoğumuz gördüğümüz yüzü unutmazken isimleri aklımızda tutamayız. Hatırlama konsantrasyon ve tekrarlama ile olur. Eğer konsantre olup o ismi tekrarlamazsak, hatırlamamamız normaldir.

“Kafam çok dağınık”, “Bin tane şey düşünüyorum” mazeretleri ise duydukları hiç bir ismi unutmayan ünlüler (Süleyman Demirel, Franklin D. Roosevelt) sayesinde çürüyen bir teze dönüşmektedir.

Bir toplantı ya da eğitim esnasında tanışıp sohbet ettiğimiz kişilerin adlarını kısa bir sürede unutabiliyoruz. Halbuki bir işyerinde ismi patronu tarafından hatırlanan bir çalışan ne kadar mutlu olur biliyor musunuz ya da bir restaurant’a gittiğinizde hatırlanmak?

İş dünyası ya da siyasette bir ismi hatırlamak ne kadar önemliyse sosyal hayatımızda da o kadar önemlidir.

Hatırlamak için yapılabilecekler;

  1. Kötü bir hafızanız olduğunu aklınızdan çıkarmayın. Herhangi bir toplantı öncesinde toplantıdaki kişilerin isimlerini unutmamanız gerektiğini kendinize hatırlatın.
  2. İlk tanışmada dikkatlice dinleyin. İsmini, söyleyiş tarzını ve yüzünü bir arada hafızanıza kaydedin. Bir kaç dakika sonra eğer ismini hatırlamıyorsanız tekrar sorun. Dikkatinizi çeken özellikleri (tik, bıyık vb.) kafanıza yazın.
  3. Adıyla hitap edin. Böylelikle ismini onaylamış ve kullanmış olacaksınız. Böylelikle kendisine nasıl hitap edilmesini istediğini test edebilirsiniz. Ör. “Ayşe Hanım” dediğinizde “Sadece Ayşe diyebilirsin” diye bir uyarı alabilirsiniz.
  4. İsmi, hatırlayacağınız bir resme oturtun. Ör. Doktor Ahmet ile konuşurken beyaz önlüğünü pamuk ile özdeşleştirebilir ve öyle hatırlamaya çalışabilirsiniz.
  5. Kişinin resmini hayal edin ve ismini alnına yazarak resmi hafızanıza öyle kaydedin. Bir çok ünlü siyasetçinin çok iyi hatırlayabilmesinin sihri buradaymış.
  6. İsmi bir kağıda kalemle ya da parmağınızla hayali olarak yazmak. Bir çok kişi yazdıklarını daha iyi hatırlamaktadır.
  7. Kişiyi ona benzeyen başka bir tanıdığınızla beraber düşünün. Ör. Doktor Ali diye bir tanıdığınız var ve Ali diye başka biri ile tanıştınız. Doktor ibaresini o kişi ile birlikte düşünürseniz Ali’yi hatırlamak kolaylaşacaktır. Aynı şeyi bir şarkı sözü ya da ünlü bir yer adı ile yapabilirsiniz.
  8. Tekrarlayın ki aklınızda kalsın. İçinizden 10 kere tekrarlarsanız, unutmazsınız.
  9. “Yeni tanıştıklarım” diye bir yere not alabilirsiniz.