Kategori arşivi: Genel

Hayatı yaşamayı becerebilmek

İyi olmadığınız bir alanda çalışmak ne kadar doğrudur? Ya da iyi olduğunuz konularda gücünüzü kullanıp zayıflıklarınızı kabullenmeniz gerekmez mi? İnsanların zayıflıkları onların güçlü taraflarında kayba neden olur diye düşünmek yanlıştır. Fakat güçlü taraflarınızın üzerine gidip daha da geliştirmek zayıf taraflarınızla boğuşmaktan daha iyi sonuçlar verebilir.

Örneğin ben resim yada müzik konusunda hiç becerikli değilimdir. Anaokulundayken SOL elimle çok güzel resim yapmama rağmen maalesef annemin “günah” söylemiyle kalemi sürekli sol elimdem alıp sağ elime vermesi yüzünden resim yeteneğim gitmişti. Artık çok bilinen bir şey olan çocuğun hangi elini kullandığına müdahale etmeme bilincine maalesef bizimkiler sahip değildi. Halen yazı hariç herşeyi sol elimle yapıyorum. Fakat resim ve müzik konusundaki beceriksizliğimi bilgisayar veya internet konusundaki becerilerimle kapamışımdır.

Herkesin güçlü tarafını kullanması gibi kendi işine odaklanmasıda önemlidir. Bankacı ile simitçinin bir hikayesi vardır. Simitçi her zamanki gibi bankanın önündeki yerinde simidini satmaya çalışırken bir arkadaşı gelir ve “Bana biraz borç verebilir misin? ” der.

Simitçide “Maalesef, Banka Müdürüne söz verdim veremem” der. Bu cevaba şaşıran arkadaşı sorar “Ne alaka? ” “Biz birbirimize söz verdik “ der simitçi. “Ben kimseye borç vermeyeceğim o da kimseye simit satmayacak”

Yeteneklere bağlı zayıflıkları diğer şeylerden ayırmak gerekir. Yani sesin güzel olması, boyun uzun olması vb. Bunları çalışarak geliştirmeniz mümkün olmayabilir. Eğer sesiniz güzel değilse müziğe küsmemelisiniz, sırtınızı çevirmemelisiniz. Sesi güzel olanın söylediği şarkı kadar beste yapan, söz yazan, stüdyoda kayıt yapan, konser salonu işletenlerde müzik konusunda güçlü bir yer kapmışlardır diye düşünmelisiniz. Ve yukarıda bahsedilen her konuda profesyonel olmak, en iyi olmak ve “kitabını yazar olmak” gerçekten çok önemlidir.

Her ne konuda iyi olmaya çalışırsanız çalışın ya da güçlü taraflarınız olursa olsun sağlığınızı mutlaka dikkate almak zorundasınız. Çok iyi bir koşucu olabilirsiniz ama eğer kalbinizde bir problem varsa koşmamanız gerekir. Kalbinizi yormayacak güçlü taraflarınızı ön plana çıkaracak bir şeyler. Örneğin antrenörlük gibi.

Bazı güçlü özellikleriniz diğer özelliklerinizin gelişimini ve performansını artırır. Örneğin benim hafızam oldukça güçlüdür ve klavyeyi hızlı kullanırım. Bu yüzden Bloguma bir şey yazmak ile ilgili harcadığım süre oldukça az zamanımı alıyor. Ayrıca hızlı okuduğum için araştırma yaptığımda zamanı çok iyi kullanabilirim. Hızlı okuyup, hafızanın güçlüyse ve klavyenizde hızlıysa yazı yazmayı oldukça hızlı gerçekleştirebilirsiniz. Sağlığıma dikkat ediyorum bu sayede enerjik olmayı ve konsantre olabilmemi kolaylaştırıyorum.

Vücudunuz, hafızanız, ilişkileriniz ve inançlarınız görmezden gelemeyeceğiniz kadar önemli şeyler. Bunların herhangi birindeki zayıflık hayatınızı ciddi anlamda etkileyecektir. Basketbol’da kondisyonunuz azalırsa idmanla artırabilirsiniz ama giden sağlık gelmez. Bir şeylere inancınız yoksa, bir hedefiniz yoksa gittiğiniz yer farketmez. Unutulmaması gereken “hayatı yaşamayı” becerebilmektir.

Belki hayali ama “çok sağlıklı, entellektüel birikimi yeterince iyi, ailesi ve arkadaşları ile çok iyi ilişkiler götüren ve onu motive edip güç veren inançları olan biri olmak” hedefi fena bir fikir olmayabilir.

İşyerinizde güçlü taraflarınızın üzerine gidin fakat fiziksel, zihinsel, sosyal ve ruhsal açıdanda güçlü taraflarınızı mutlaka geliştirin. Hayat ne kadar adil olmasada, herkese aynı kapıları açmasada size bir şeyleri deneme fırsatını her zaman verir. Stephen Hawking belki hiç bir zaman iyi bir koşucu olamayacak ama sağlıklı beslenme konusunda öneriler getirebilecek.

Hayatınızı iyi değerlendirin ve onu gerçekten yaşamaya çalışın.

Önce kendi yaşantınız olmalı

Yaşadığımız yer, çevremiz yani kültürümüzü tanımlayan her şey hayatımızı birebir etkiliyor. Ve en çok üzüldüğüm şeylerden birisi kültürümüzün pozitif olmayı, kendimizi iyi hissetmemiz için bir şeyler yapmamızı yeterince önermemesi. Her gün çocuklar okullardan, yetişkinler medyadan, alışveriş merkezlerinden, kredi kartı satan bankalardan hayatımızı yönlendirmeye çalışan binlerce mesaj ile bombalanıyoruz. Sürekli birileri, bir şeyleri yap ya da yapma diyor.

Tüm bunlara sevecenlikle başkaldırıp yapılabilecek şeyler var;

Kendi adınıza başarıyı tanımlayın – Sizin için başarılı olmak ne demek? Başkalarının başarı tanımlarını boşverin. Başkalarının mutlu olduğu şeyleri kendinize reçete etmeyin. Zengin olmak vb. klişeleri boşverin. Fiziksel güzellik kadar kültürel güzelliğinde olduğunu düşünün. Bence başarı NASIL yaşadığınız NELERE sahip olduğunuz ve NEYE benzendiğinden ibaret. Başkalarına karşı merhamet, sevecenlik ve yardımseverliğinizden ibaret. Size çok pembe gelebilir ama en zenginler bile bir parça beze sarılarak gittiler unutmayın. Dengeli ve huzurlu bir hayatı yaşayabilme başarısını satın almak kolay değil ki? Kendimizi başkalarının ilgi odağına oturtmaya çalışmaktansa başkalarına yardım edenlerin odağına koymanın yollarını hiç arıyor muyuz? Anlamlı, bir amaca hizmet eden ve geleceğe kalacak bir şeyler yapıyor muyuz? Eğer bunları yapıyorsanız benim kitabımda BAŞARILISINIZ.

Birgün öleceğinizi bilin. Bizim kültürümüz “hiç ölmeyecekmiş gibi çalış, yarın ölecekmiş gibi ibadet et” derken “çalış” kelimesini iş yapmak olarak algılar. Aslında bu “her konuda gayret göster” anlamına gelir, sürekli para kazanmak için elinden geleni ardına koymamayı kast etmez. Küresel ısınmayı, depremi göz ardı ederek sanki hiç biri gerçekleşmeyecekmiş gibi vurdum duymaz olmamak lazım. Önemsiz olan bir çok şeye gösterilen ilginin sadece onda biri bile bir çok şeyi değiştirecek gücün sizde olduğunu gösterir. Bir an önce öleceğinizi kabul ederek hayatınızı daha anlamlı bir hale getirmeye başlayın.

Geçmişi bırakın geleceğe bakın – Geçmişi kabullenmek ve onunla yaşamayı öğrenmek gerekiyor. Sürekli hesabını tuttuğunuz bir geçmiş geleceğe yolculuğunuzda size ayak bağı olur. Eğer geçmişinize baktığınızda hayatınızla ilgili olumsuz şeyler görüyorsanız artık gelecekte yapmanız gereken iyi şeylerin farkındasınız demektir.

Düşünün – Birilerini söyledikleriyle, yapın ve yapmayınlarıyla ilerlemektense düşünün. Okuyun, tartışın, yazın. Hayat hikayenizi çocuğunuz için yazın. Sizin hayatınızı değiştiren olayları, kişileri yazın. Yaptığınız ve yapmak istediklerinizi düşünün. Nasıl yapacağınızı düşünün. Diğer insanları ve yaşamlarını düşünün. Sizin o hayatlar için neler yapabileceklerinizi düşünün.

Kendi kültürünüzü yaratın – Sevdiğiniz insanlarla beraber bir arada mutlu bir hayat yaşamanın yollarını keşfe çıkın. Kopyalanmış hayatların defoları ve kusurlarıyla kendi hayatlarınızı kirletmeyin. Yaşadığınız hayatı anlamlı kılacak kendi yaşamınızı kurun!

Resim : Yaşam Çiçeği – http://en.wikipedia.org/wiki/Flower_of_Life

Herkes kitap yazmak ister

Bir şeyi sevmekle bir şey yapma fikrini sevmek ayrı şeyler. Klasik müziği romantik bulup sürekli dinlemek başka bir şey bir şeyler çalmak ya da bestelemek başka birşey. Yıllardır çevremden kitap yazsana baskısı yaşayan bir insanım. Bence bunun nedeni herkesin kitap yazmak istemesi, ne yazacağım sorusuna çoğu zaman yanıt bulamaması, kendisinde o yeteneği görememesi ya da çok okuyan biriyse “henüz doğru konuyu yakalayamamış” olmasıdır ki, bunu yapabilecek birini gördüklerinde hemen onun yapmasını isterler.

Amerika’da yapılan bir araştırmada Amerika’lıların %81’inin kitap yazmak istediği ortaya çıkmış. Bence gerçekten enteresan bir sonuç. Bu kadar insan neden kitap yazmak ister ki? Para kazanmak, ölümsüzlük, faydalı olmak, fark yaratmak…

Çocukluğumda yaz dönemlerimi Ankara’da DOST Kitabevinde ağabeyimin yanında geçirirdim. Tüm gün kitapların arasında dolaşır birileri çalmasın diye gözcülük yapardım. Tabi bu arada binlerce kitabı çeşitli vesilelerle karıştırma ve bir çoğunu okuma fırsatım olmuştu. Gün içinde bir çok yazar gelir gider, yapılan sohbetlerin içinde bende olurdum. Bu yüzden kitap yazmanın kolay olmadığı gibi yazsanızda işin bitmediğini o yaşlarda öğrenmiştim.

Bir kere para kazanmak için kitap yazanlar ya da yazdıklarını binlerce insanın okuyup çok takdir edeceğini sananlar yanılıyorlar. Para kazanma ve takdir görme hem çıkardığınız eser ile, hem de geçmişinizle ilgili. İlk kitabında mucizeler yaratan istisnalar yok değil ama o beklenti ile yola çıkmakta hayal kırıklığı yaratabiliyor.

Aslında yazar olmak dediğinizde ana konu “hayatınız” olarak geliyor aklınıza. Kendi hayatımı ve yaşadıklarımı yazsam ama çok şey çıkar diyorsunuz. Bir kesim ise belirli bir konuyu derinlemesine araştırıp o konuda çok güzel bir referans noktası olabiliyor. Bazıları hayal güçleri ile yarattıkları sanal dünyalarda yepyeni hayatlar, aşklar, uzay gemileri yaratıp sizi başka bir maceraya sürüklüyorlar.

Diyelim ki kitabı yazdınız ya sonrası?

Bir arkadaşım kendi çabalarıyla bastırdığı bir kitap yazmıştı. Kitabının yayınlanmasını takiben giyimini, konuşma tarzını ve hatta sigaradan pipoya geçerek hemen hemen tüm tarzını değiştirmeye çalışmıştı. Komikti ama o böyle istiyordu.

Başka bir tanıdığım “eğer bir konuda kitap yazacak kadar bilgin varsa o konuda yorum yapan insanlara tahammülün giderek azalır” demişti. “Bilgi arttıkça tahamül azalır, olur olmaz konuşmalar ve bilgiçliklere dayanamaz olur insan. Üstelik o konuyu bilen olarak saygı duyulmasını beklersin, onore edilmek istersin.“ demişti. Demek ki insan egosu hep devrede.

Yazmayı seviyor ve karşılığını beklemeden yazmak sizi tatmin ediyorsa yazdığınız yazılar bir gün sizi ödüllendirecek, onore edecektir. Eğer birilerinde bir gülümseme, bir farkındalık yaratıyorsanız ne mutlu size.

Ama kitap yazmak bir hız koşusu değil bunu hiç kitap yazmamış olsamda çok iyi biliyorum. Kitap yazmak bir maraton koşusu. Doğru idman, beslenme ve konsantrasyon ile sizinde koşabileceğiniz bir maraton.

Bende kitap yazma fikrini çok seviyorum umarım bir gün beceririm.

Bu ülkenin neye ihtiyacı var?

turk_bayragiBu ülkede Kurtuluş Savaşı’nın yaklaşık 80 yıl önce bittiğini düşünenler yanılıyorlar. Savaşlarda gerileyen, yenilmeye başlayan taraf strateji değiştirir. Belki geri çekilir, belki yenilmiş gibi yapar ama savaş bir kez başladımı kolay kolay bitmez.

Kurtuluş Savaşında “eli silah tutan ve tutamayan” herkes savaşa çağırılmış. Hatta köy köy dolaşılıp zorla alınanda olmuş, alınan kadar kaçanda olmuş. Fakat Kurtuluş Savaşı’nın birinci bölümünü zafer ile kapamışız.

Eli silah tutanlar kazandık diye silahlarını bırakmamışlar, yeni bir ülke kurmak için adımlar atılmış, devrimler yapılmış, Cumhuriyet kurulmuş. 2. aşamayıda başarıyla geçmişiz.

Tüm bunlar esnasında tek bir soru sorulmuş “Bu ülkenin gerçekten neye ihtiyacı var?” ve “Biz bu konuda ne yapabiliriz?”

Ya sonra?

Atatürk’ü kaybetmenin ardından bu soruları sormak yerine başkalarının bize neye ihtiyacımız olduğunu ve ne yapmamız gerektiğini dinler olmuşuz. Gel gör ki giderek sessizleşmişiz, sadece dinler olmuşuz.

Bu ülkenin neye ihtiyacı var sorusunu tekrar yüksek sesle sormak ve kendimce yanıtlamak istiyorum;

Yol, su, elektrik, altyapı vb. şeyleri söylemeyeceğim. Bence onları da var edecek daha temel şeyleri söylemeye çalışacağım

Bu ülkenin okuyan, okuduğu için yazan, yazdığı için düşünen insanlara ihtiyacı var. Rakı masalarında ulvi sözlerle hayali kurtarılmalara değil.

Bu ülkenin sağlık ve sıhhatine önem veren, çevresininde önem vermesini sağlayan insanlara ihtiyacı var. Doktor, gazeteci herkesin diş sağlığından, sigara içmemeye kadar örnek teşkil edecek davranışlarda bulunmasına ihtiyacı var.

Organ bağışı, hayvan barınaklarına destek, kan vermek gibi hayatı ve yaşamı destekleyen kampanyalarda aktif rol alan, ancak bunlarla vicdanını rahatlatmayıp hep daha fazlasını yapmaya çalışan insanlara ihtiyacı var.

Askere nasıl gitmem diye takla atmayıp, bir gün bu ülkeyi savunmak zorunda kalırsam ne yapmam gerektiği öğrenmeliyim ve bende diğer tüm Türk erkekleri gibi bu yoldan gururla geçmeliyim diyen insanlara ihtiyacı var. Çünkü diğerlerinden çok var.

Bilgisini paylaşan, paylaşmayı isteyen, faydalı olmayı amaç edinmiş ilkeli insanlara ihtiyacı var.

Çaresizlikten ağlamak yerine umudu hedef edinen, arabeski milli marşı yapmamış, dinç, güçlü ve vatansever insanlara ihtiyacı var.

Ahlakı sadece din kitaplarında yada ilköğretimde bırakmayan, yaşamını etik ilkelere dayandırarak dürüst olma cesaretini gösterebilen insanlara ihtiyacı var.

Kendi konularında dünyayı takip eden, güncel, teknolojiyi en iyi şekilde kullanıp en iyi şekilde işini yapmaya çalışan, teknolojiyi bir tehdit değil aksine daha iyi kullanabilme eksikliğini hisseden insanlara ihtiyacı var.

Bu ülkenin laf salatalarına değil, gerçekten değer katacak, faydalı olacak şeylerle vaktini dolduran insanlara ihtiyacı var.

Bu ülkenin parmakla gösterilen, başarıları herkes tarafından takdir edilen, parlak ve keskin zekamızı kurnazlıklarla değil farklılık yaratan başarılarıyla gösteren insanlara ihtiyacı var.

Özgüveni yüksek, korkmayan, odaklanabilen, sevgi ve saygı kelimelerinin anlamlarını bilen insanlara ihtiyacı var.

Henüz silah bırakmak için çok erken. Hak ettiğimiz yaşamı ve itibarı elde edebilmek için daha çok çalışmamız gerekiyor.

Bu ülkenin hepimize ÇOK ama ÇOK ihtiyacı var.

İşyerinde söyleyemediklerimiz

Bazen dilimizin ucuna gelmesine rağmen kendimizi tutup söyleyemediğimiz sözler vardır. Yanlış anlaşılmaktan, karşımızdakileri üzmekten veya bulunduğumuz ortamda aykırı gözükmekten korkarız. Sonuçlarına katlanmaktansa söylememeyi tercih ederiz. Belki söylememiz gereken yerde söylemeyiz ama kendimize ve karşımızdakilere güvendiğimiz bir ortamda er geç ağzımızdan kaçıverirler.

Kolay kolay söyleyemeyeceğimiz sözler;

  • Ne demek istediğini anladım ve saçmasapan olduğunu düşünüyorum.
  • Yeterince yeteneğe ve vizyona sahibim. Böyle şeylerle vaktimi harcama.
  • “Yapmayacağım” ya da “Yapmıyorum”
  • Gerçekten Türkçe konuşuyor gibisin ama anlamıyorum seni.
  • Kendini rezil etmek için özel bir çaba harcıyorsun.
  • Sizinle toplantı yapmak istemiyorum, hiç iş çıkmıyor, sadece zaman kaybı.
  • Sana güvenmiyorum.
  • Sen olmasan çok daha rahat olacağım ve işimi rahat yapacağım.
  • Seni anlamamaları seni büyük yapmaz.
  • Senin bizden fazla biliyor olman seni daha iyi yapmaz.
  • Neden senin dediklerin hiç aklımda kalmıyor?
  • Ben önyargılarıma güvenirim ve seninle ilgili kötü mesajlar alıyorum.
  • Gerçekte problemin ne?
  • Seninle benim gerçeklerimiz tesadüfen eşleşiyorlar.
  • Seni seviyorum. Bana genç ve aptal olduğum günleri hatırlatıyorsun.
  • Neden bütün aptallar beni buluyor?
  • Teşekkürler. Sadece size ait olan bu bakış açısı ufkumuzu genişletti.
  • Benden daha iyi yapabileceğini biliyordum, tebrikler.
  • Hayır ve kesinlikle hayır.
  • Teklifiniz çok güzel ama gayri ahlaki veya kanuni bir iş yapamam.
  • Git kendin yap.
  • Yalan söylüyorsun.
  • Abartma yahu.
  • Sen gerçekten aptalsın.

Bazen içimize dert olur bu sözler bazen bir yolunu bulur söyler rahatlarız. Doğrusu nedir derseniz, bilmem. Neyi, kime, ne zaman ve nasıl söylediğiniz çok önemli. Bir klişe olarak ne söylerseniz söyleyin karşınızdakinin anlayabildiği kadarı önemli olacağı için kantarın topuzu sizde.

Basketbolun Öğrettikleri

Ben 5 yaşıma geldiğimde benden 14 yaş büyük olan ağabeyim üniversiteyi kazanarak Ankara’ya yerleşmiş. Ağabeyimin yazları bir iki ay ev gelmesi dışında yaş farkı sebebiyle aynı evde yaşayamadık. Ama onun odası ve eşyaları ile birlikteydim ve basketbol öyle hayatıma girdi. Eskişehir Maarif Kolejinin Türkiye’de 3. olduğu takımda oynamış ağabeyim benim için bir basketbol idolü oldu ve ilkokulu kendi kendime basketbol oynayarak geçirdim.

Kolej’i kazanmamla birlikte işin boyutu değişti. Bir antrenör ve koç ile bilinçli bir çalışma başladı ve basketbol benim için bir hayat tarzı oldu. “Çin Kes”i almak için Ankara’ya Amerikan Pasajı’na gitmek ve o ayakkabılarla uyumaktan daha güzeli yoktu benim için.(Ama Nike Legend gibi ayakkabı hala yok)

Başarılı bir lise dönemi sonrasında basketbolu üniversitede devam ettiremedim ve şimdide amatör bir seyirci olarak devam ettiriyorum. 

“Yaklaşık 7 yıl basketbola gönül verdinde ondan ne öğrendin?” dediğinizde bakın aklıma neler geliyor?

  • Planjon atılmadan maç kazanılmaz – Fırsatlar anlık olabilir ve refleksleriniz iyi olup zamanlamayı doğru yaparsanız onları kaçırmazsınız. Bu yüzden hiç tereddüt etmeden fırsatları kovalamanız gerekir.
  • Ensende gözün olacak – Siz her şeyin farkında olmalısınız. Böylelikle ribaundda aldığınız bir topu arkanızı dönmeden hücuma geçen arkadaşınıza atabilirsiniz. Ve işte iyi hücum buna denir.
  • Sürekli topu göreceksin – Basketbolda savunmaya dönerken bile topu görmeniz önemlidir. Çünkü sizin hareketlerinizi belirleyecek olan o topun nerede olduğudur. Üzerinde çalıştığınız işleri her zaman görüyor olmalısınız. Sizin görmediğiniz noktada sayı yiyebilirsiniz.
  • İyi savunma yapan kazanır – Bu yüzden Amerikalıların neredeyse tek tezahüratı “Defence-Savun” dur. Sayı yemediğiniz sürece rakibinizi kırabilirsiniz. Bunu iş hayatında savunma diye düşünmemek gerekir. Sadece sürekli bir şeyler yapalım diye ileri doğru giderken back office’i işlerin arkasını ve operasyonunu iyi yapmayıda unutmamak gerektiğini belirtmek için yazıyorum.
  • En iyi hücumda dinlenilir – Savunmayı iyi yapan kazanıyorsa demekki hücumda sakin olup sayıyı garantileyecek sistemi kurmak önemli hale geliyor. Eğer siz arka tarafınızı garantiye almışsanız pazarlama faaliyetlerini daha sakin olarak başarabilirsiniz.
  • Kondisyon önemlidir – Eğer kondisyonunuz yoksa koşamazsınız. Eğer iyi beslenmez, antrenman yapmazsanız oyunun yarısında işiniz biter. İş yaşamındada aynen böyledir. Nefesinizin yettiği mesafeyi artırmanız gerekir.
  • Hakemle Oynama – Hakemle oynayan kazanamaz. Hakeme kızmak doğru değildir. Sadece kendi oyununu en iyi oynayıp başarmaya odaklanmak önemlidir. Hakemle oynamak tembelin işidir.
  • Topu atarken potaya bakmak – Bu birçok konuda geçerli bir kuraldır. Gözlerimiz beynimize hedefi beynimizde ellerimize hedefe doğru topu fırlatma emrini gönderir. Bu yüzden hedefinize bakıyor olmanız çok önemli
  • Topun gerisinde kalma – Eğer top senden önce senin sahana girmişse bilki basket yemişsindir. Her zaman rakiplerinden önce kendi kalende yerini almış olman önemlidir. Aksi takdirde savunma yapamazsın. Eğer kondisyonun yetersizse başaramayacaksın demektir.
  • Ekip çalışması – Takım olarak başarmanın en iyi örneklerinden biridir basketbol.
    Taktik – Çeşitli setler öğrenirsin. Zone baskıdan çıkış, alan savunması vb. Böylece ekip olarak karşındaki rakibe göre pozisyon alıp onun taktiğini kırmanın yolunu sana koçun göstermiş olur. Eğer doğru zamanda doğru seti uygulayabilirsen sayı senindir.
  • Koçluk – Artık çok popüler olan koçluk kavramı basketbol oynayan herkes tarafından çok iyi bilinir.
    Çocukları boyları uzun diye basketbol okullarına göndermektense yukarıda bahsettiğim konuları öğrenebileceklerini düşünerek göndermek bence çok daha önemli. Takım ile oynanan sporların çoğunda yukarıda söylediklerimi yaşamaları mümkündür.

Kendinize Engel Olmayın

1950″li yıllarda kamuoyunda; doktorların araştırmalarına dayanarak “bir mil dört dakikanın altında koşulamaz, bu insan fizyolojisi açısından mümkün değildir” yargısı vardı. Bu görüşler atletizmle uğraşan atletleri ve atletizm otoritelerini etkilemiştir. Atletizm otoriteleri ve atletler bu görüşün etkisinde kalarak bir mili dört dakikanın altında koşmayı hiç düşünmediler. Yarışmalarda bütün atletler artık rekor kırmak için değil sadece birinci olmak için koşuyorlardı.

Roger 1954 yılında yapılacak olan yarışa bir yıl kala bir mili dört dakikanın altında koşmak için hazırlanmaya başladı. Bu hedefine ulaşmak için tam bir yılı vardı. Bir yıl boyunca bütün fiziki çalışmalarını yaptı; ama Roger biliyordu ki bu yarışmada hedefe ulaşmak için sadece fiziksel antrenmanlar yeterli değildi.

O her gün zihinsel antrenmanlar da yapmayı ihmal etmedi. Zihninde artık tek bir düşünce vardı: Hedefe ulaşmak. Hedef ise bir mili dört dakikanın altında koşmaktı. Bunun için bütün yolları deneyecekti. O, bu yarışa hazırlanmaya “Bir mili dört dakikanın altında koşacağım” diye başladı. Kendisine olan güveni tamdı. Zihninde hep bir yıl sonraki yarışı ve onun sonunda kıracağı rekoru düşünüyordu. Yarış başladığında tüm yarışçılar birinci gelmeyi düşünürken Roger rekora koşuyordu. Onun tek hedefi vardı, bir mili dört dakikanın altında koşmak.

Onu gerçekleştireceğinden şüphesi yoktu. Yarış Roger”in birinciliğiyle bitti. Onun için birinci gelmek önemli değildi. Skor borda yöneldi. Orada yazan rakam 3,59″ du.

Roger başarmıştı. Bir yıl boyunca çaba sarf ettiği hedefine ulaşmıştı. Roger zaferi bedensel gücü ile değil, zihinsel gücü ile kazandı.

Roger”den sonra gelen birçok sporcu da zihnin gücünü keşfederek inanılması mümkün olmayan rekorlara imza attılar. Bir yıl içerisinde aynı rekoru 300 atlet kırmayı başardı. Artık sporcular inanılmazları gerçekleştirmenin formülünü %20 bedensel güç % 80 zihinsel güç olarak özetliyorlardı.

Kulağınıza küpe olsun!

Her şeyi yaşayarak öğrenmek zorunda değiliz, değilsiniz. Tecrübelilerin dediklerini yabana atmayın;

1- Kendinizi geliştirmek için elinizden geleni yapın. Bunu boş vakitlerinizde değil özellikle vakit ayırarak yapın. Güncel olma taze olmak demektir ve taze olan tercih edilir. Kaşar ya da şarapsanız hariç:)

2- İş ve özel yaşam dengenizi iyi kurmalısınız. İyi bir arkadaş, anne, baba olmak iyi bir müdür olmaktan çok daha zordur.

3- 5N1K (Ne-Nerede-Niçin-Neyi-Nasıl-Kim) felsefeniz olsun. Hangi konuda bir şey yapmanız ya da söylemeniz gerekirse önce 5N1K yapın.

4-Bilmediğiniz şeyleri sormaktan asla çekinmeyin ama aynı soruyu iki kere soruyorsanız problem olduğunu bilin. Açıklarınızı veya bilmediğiniz konuları gizlemeye çalışmanız sadece hayatınızı zorlaştırır.

5- Size mutluluk ve huzur verecek işi bulmak için elinizden ne geliyorsa yapın. Ne harma paranın ne de mutsuz insanın bereketi olmaz.

6- Özel hayatınızı, özel tutmak istiyorsanız başkalarıyla paylaşmayın.

7- Her zaman B planınız olsun. Aklınıza ilk gelenin heyecanı ile aceleci davranmayın.

8- Her günün akşamında kendinize o gün faydalı neler yaptığınız konusunda hesap verin.

9- Bilmediğiniz şeyleri sormaktan çekinmeyin. Açıklarınızı veya bilmediğiniz konuları gizlemeye çalışmanız işyerinde hayatı herkes için zorlaştırabilir.

10- Nazik olun. Dünya çok küçük ve kiminle nerede ne şekilde karşılaşacağınızı bilemezsiniz.

11- Laubali olmayın. Saygı her kapıyı açarken laubalilik tüm kapıları kapatabilir.

12- İçinde başkasının adı geçen cümleler kurarken dikkatli olun. Dedikodu yapmayın.

13- Yaptığınız her şeyi daha iyi nasıl yapabilirim diye düşünün. Kurnazlıkla kısa yollar değil kalıcı verimli yollar bulun.

14- Göze batmayın. Ne frapan giyinin ne de aşırı davranışlarda bulunun.

15- Gelecek planlarınızı ve fikirlerinizi paylaşırken dikkatli olun.

Adam yerine konmak!

Kimler adam yerine konur hiç düşündünüz mü? Sizi adam yerine koyuyorlar mı? Neden koyuyorlar? Birileri diğerlerine bir not veriyor iyi not verilirse adam olunuyor, kötü not verilirse kimse sizi dikkate almıyor.

Aynı taraftaysanız adam yerine konuyorsunuz. Eğer Fenerbahçeli iseniz Fenerbahçeliler için adamsınız ama Galatasayarlılar için değilsiniz.

Aynı aşamalardan geçmiş kişiler birbirlerini adam yerine koyuyorlar. Askerliğini uzun yada Güneydoğuda yapanlar birbirlerini adam yerine koyarken bedelli yapanları adam yerine koymuyorlar. Mülkiyeliler Mülkiyelileri, ODTÜ’lüler ODTÜ’lüleri adam yerine koyarken diğer üniversite mezunlarını adam yerine koymuyorlar.

Aynı fiziksel özelliklere sahip insanlar birbirlerini adam yerine koyuyorlar. Güzel ve yakışıklı olanlar güzel yada yakışıklı olmayanları adam yerine koymuyorlar.

Askerde “nerelisin hemşerim?” diye yanaşırlar. Sadece aynı şehir sınırları içerisinde doğmuş olmak sizi “hemşeri” yapar ama o kadar önemlidir ki birden hemşeriler birbirini korur, bir arada durmaya, gezmeye başlarlar ve 1 cm diğer taraftaki şehirde doğmuş olanlara farklı gözle bakmaya başlarlar. Diğerlerini adam yerine koymazlar. Hatta bazı illerin ilçesinde oturanlar “nerelisin” diye sorulduğunda özellikle ilçelerini söylerler. Neyi sahiplenirler? Neyi kabul etmezler? bilinmez.

Batılı Doğu’luyu, parası olan parasızı,uzun olan kısayı, okuyan okumamışı ve daha birçok sayabileceğim konuda birbirimizi adam yerine koymuyoruz.

İşte bu noktada “adam yerine konma” savaşı başlıyor?

Spor yap, daha çok çalış ve yüksel, daha çok para kazan, dil öğren, yarış, koş, kopar, kazan, yen, başar.

Aileler çocuklarının gelecekte adam yerine konmaları için gerekenleri listeleyip ona göre davranıyorlar. Çocuklar oyunlarda yer bulamadıkça adam olma özlemleri büyüyor ve her geçen gün biraz daha hırslanıyorlar.

Çetin Altan’ın dediği gibi;

İnsanlar yeryüzünden geçip giderken “adam yerine konmak” özleminde bir teselli arar…

Ve bu teselli iki kanada ayrılır:

1- Yeryüzünden gelip geçerken kendi enerjilerini, kendi meslek alanlarında sürekli somuta dönüştürerek; ömürlerini aşan somut izler bırakmış olmak belirli bir süre yaşadıkları dünyada…

O nedenle de, meslek sahiplerinde, “adam yerine konma” özlemleri, büyük ölçüde aşılmış gibidir.

2- Meslek sahibi olmadıkları için, “adam yerine konma” özlemlerini, “itibar sahibi” olma çabalarında tatmine uğraşanlar…

Politik egemenlikler itiş kakışı, aşiret beylikleri, tarikat şeyhlikleri, makam ve rütbe sahibi olma tutkuları; “adam yerine konma” özlemlerinin değişik çiçekleridir biraz da…

Diyelim ki “adam yerine kondunuz” iş bitiyor mu sanıyorsunuz?

Hayır aksine beklentiler artarak devam ediyor. Adam olma statüsünü korumak için daha fazla uğraşmanız daha fazla gayret göstermeniz gerekiyor.

Siz kimleri adam yerine koyuyorsunuz? Unutmayın, adam yerine koyma kriterlerimiz bizleri o kadar küçük bir dünyaya mecbur ediyor ki farkında bile değiliz.

Yenilikçi fikri satmak

Guy Kawasaki benim sürekli takip ettiğim blogger’lardan biridir. Geçen sene PubCon’da yaptığı sunumda yenilikçi firmaların yeni ürün ve servis geliştirmelerde dikkat etmeleri gerekenlerden bahsetmiş. Bende sizlere dilim döndüğünce aktarmaya çalışayım;

1) Anlam yaratmak – Bir yenilikte en önemli şey anlamlı olmasıdır. Uzun dönem başarının anahtarı anlamlı ürün ve servislerin geliştirilmesidir. Anlamlı olmak ise insanların hayatına ve aldıkları verime olan olumlu etkidir. Yatırımcılar yatırım yapacakları projenin insan hayatına katkısını değerlendirirler.

2) Mantranızı* hazırlayın – Sadece birkaç kelime ile varlığınızı ifade edebilmeniz gerekir. Uzun ve sıkıcı misyon, vizyonlar sadece kafa karıştırır. Örneğin;

Milliyet – Basında Güven

Nokia – Connecting People

Savaş Şakar – There is no spoon!

3) Yeni dalgaya sıçrayın – Mevcut ürünleriniz üzerinde kısmi değişikliklerle kendinizi kısıtlamayın. İleriye bakarak hangi tip problemlerin çözümlenmesi gerektiğini analiz edip bu problemlerin ne tip yeni ürünlerle çözülebileceğini sürekli düşünün.

4) DATİD kuralı :

Derinlik: İyi ürün ve servisler, hizmet süresince sizinle beraber büyümelidirler. Örneğin lambası olan terlik olsa hem ayağınızı koruyacak hemde gece yürürken önünüzü görmenizi sağlayacaktır.

Akıllı: İnsanların ihtiyacı olan bir ürün olmalı. Örneğin birden fazla pil boyutu ile çalışabilen lamba olsa, elinizdeki pil neyse onu takar kullanırsınız.

Tam Olma: Sadece araba satmak değil, öncesinde ve sonrasındaki hizmetleri verme, yedek parça, bakım, kasko vb.

İncelik: Apple yada iPOD’daki tasarımı düşünün. İyi bir tasarım çok önemlidir.

Duygulandırıcı: Harley Davidson en şiyi örneklerden biridir. Ürünlerine duyguyu katarak sadakati en üst düzeyde tutarlar.

5) Çekinme, üstüne git – Gerçekçi olmak gerekirse, asla özür dileyemeyeceğimiz bir pazarda yer alıyoruz. Bu yüzden hem hızlı ilerlemeli hemde doğru iş çıkarmalıyız.

6) İnsanları Toplayın – Müşteri tabanı oluşturmaktan çekinmeyin. Ürünlerin asıl geliştiricisi kullanıcı gruplarıdır.

7) 100 çiçeklik buket yapın – Yüksek sayıda üyeniz olmasına rağmen bunların çoğu doğru müşteri değilse probleminiz yok demektir. Herkese çiçek dağıtmaya devam edebilirsiniz çünkü artık iyi müşterinizin kim olduğunu biliyorsunuzdur.

İnsanlara gidin ve satın aldıkları ürünleri neden aldıklarını sorun. Herkesin bir sebebi vardır ve bunu değiştirmek zordur. Fakat rakip ürünleri alanların düşünceleri sizin ürünlerinizi ne yönde değiştirmeniz gerektiği konusunda size kılavuzluk ederler.

Bazen ummadığınız ürününüz popüler olurken, istediğiniz ürün olmayabilir. Bu tip durumlarda belki ürünün yönünün değiştirmek gerekebilir.

8) Çalkala yavrum çalkala – Eğer devrimci, yenlikçi bir tarafınız varsa hayatınız reddetmekle geçecek demektir. Size yaptığınız işler esnasında “Yapamazsın” “Beceremezsin” gibi bir sürü eleştiri gelecektir. Siz yaptığınız işi bitirip karşınıza aldıktan sonra insanların bu tip eleştirilerini dikkate almaya başlayın.

Birinci versiyonu yapmadan ikinici versiyona geçmeyin. Nelerle karşılaşacağınızı ve neleri ekleyip çıkaracağınızı ancak birinci versiyondan sonra netleştirebilirsiniz.

9) Niş olmak – Sadecesiz üretmediğiniz halde değer içeren bir ürün yaratmışsanız fiyatla rekabet etmek zorundasınız. Eğer sadece size özel bir ürün olursa hem köşebaşını hemde fiyatı belirleyen konumunu kapmış olursunuz. Ve iyi bir fiyatlama ve politika ile o alana girişlerin önünün bile kesebilirsiniz.

Yatırımcılara fikrinizi götürürken 10/20/30 kuralını uygulayın;

• 10 adet – sunumunuzda kullanacağınız optimum sayfa sayısı

• 20 dakika – sunum süreniz

• 30 boy– Sunumunuzdaki font büyüklüğü. Hatta dinleyicilerin ortalama yaşının yarısı kadarını font standartı olarak kullanabilirsiniz.

10) Negatiflerin Etkisi – Bazı yatırımcılar size karşı olumsuz tavır sergilerler ve sizin moralinizi bozarlar. 2 tip vardır diyebiliriz; Cahil olup bilmeden eleştirenler ile ben zenginim beni ikna etmek zordur diyenler ki bunlara para ile zeka arasında bir korelasyon olmadığını hatırlatmak gerekir.

* http://tr.wikipedia.org/wiki/Mantra