Kategori arşivi: Kisisel Gelisim

Kendi Öfkemizle Baş Etmek

Evde kalmaktan veya işlerin yolundan gitmemesinden, geleceğe ilişkin kaygılarımızdan vb. normalden fazla öfkelendiğimiz bir dönem yaşıyoruz. Bizi neyin öfkelendirdiğini bilecek kadar zeki olsak bile yine de sinirlenmekten kendimizi alıkoyamayız.

Selçuğu 6 saatlik çağrı merkezindeki mesaisinin bitiminde huysuz Metin Bey aradı. Oldukça kaba bir kişiydi. Problem yeni yedekleme sistemi idi. Selçuk, herkesle baş edebilirken Metin Bey problem yaşadığında onu neler yapması gerektiği konusunda yönlendirmekte zorlanıyordu. Metin Bey asla denileni yapmıyordu. Metin Bey’in tarzı herkesten farklı olarak, aradığı kişiyi aşağılarken, rasgele bir yerlere tıklayarak mucizevi bir şekilde problemin çözülmesini beklemek şeklindeydi. En sonunda Selçuk öfkelenerek “tüm dünyada barış olduğunda lütfen tekrar arayın” diyerek telefonu kapattı. Ve o anda yanlış bir şey yaptığını fark etti.

Kendinizi sinirlenmekten koruyacak taktikler geliştirmeniz gerekiyor. Hem bugün hem de gelecekte kazanmanız için şart. Geliştirilecek yetenekler ve stratejiler herhangi bir problemin bizi çılgına çevirmeden önce uzak durmamızı sağlarlar. Kendi sinirinizle baş etmenin 4 adımı şunlardır:

Sinirinizi fark etmeyi öğrenmek

Öfke oluşmasını ne kadar erken farkederseniz o kadar çabuk araya girebilirsiniz. Öfkemize ilişkin erken duygular kendinizi yakalayıp kontrol edebileceğiniz en uygun noktalardır. Bu noktalar göğsünüzün gerildiği, dişlerinizi ya da yumruklarınızı sıktığınız, katılaştığınız, sığ nefes almaya başladığınız anlardır. Öfkenizin hangi özellikler ile ortaya çıktığını bilmeniz engelleme içinde ciddi fırsatlar yaratacağı anlamına gelecektir.

Öfkenizi kabullenin

Öfke, insan olmanın bir sonucudur. Tekrar öfkelenmemek diye bir şey yoktur.  Öfkelenmenin “kötü” olduğuna inanır ve kabullenmezsek utanç ve suçlulukla kendimize hakim olamayız. 

Öfkeliyken, öfkeli olmanın sorumluluğunu alın

Kendi duygularınızın sahibisiniz. Öfkelenmenizin sebeplerine sadece sizin erişiminiz var. Bu süreci tamamlamanız gerekiyor. Birisi, sizin istemediğiniz bir şey yaptığında yapılabilecek bir çok şey içerisinden öfkelenmeyi seçtiniz. 

Öfkelendiğinizi fark ettiğinizde derin ve yavaş nefes alıp verin

Nefes alma sizi kontrol noktanıza çevirir ve daha yaratıcı davranmanızı sağlar. Nefes alma düşünmek için ihtiyacınız olan oksijenin beyninize gitmesini sağlar ve öfkelenmek dışındaki alternatifleri görmenize yardımcı olur.

Öfkelenmek bisikletten düşmeye benzer. Ne kadar iyi bir sürücü olsanızda mutlaka düşersiniz. Burada önemli olan doğru düşmeyi ve düşmenin kaçınılmaz olduğunu bilerek tekrar bisiklete binmektir.

Yöneticiniz Sizden Etik Olmayan Bir Şey İsterse

Eğer yöneticiniz bir probleme ya da duruma etik olmayan bir şekilde yaklaşmamızı isterse kendimizi rahatsız hissederiz. Peki bununla yaşayabilecek miyim? diye düşünürüz. Bazen bu tip problemli talepler kalbiniz her ne kadar yanlış olduğunu söylese de makul, cazip gelebilirler. Bunlara örnek olarak raporları değiştirmek, maliyetleri kaydırmak, öngörüleri abartmak vb. sayılabilir.

Peki siz bu durumla nasıl baş edeceksiniz?

Hepimiz farklıyız ve hepimiz için tek bir doğru yok ama hepimiz için en azından bir doğru var ki oda iç huzurumuzun olması.

Üç şeyi akılda tutun:

1- Ha bir lira ha bin lira çalmış, hırsız hırsızdır.
Eğer çok etik bir karakteriniz varsa çevrenizdekiler olası en ufak hatanızda bunu aleyhinize kullanabilirler. Böyle bir durumda her açıdan saldırıya açık durumda olacaksınız. Durumu iyice analiz edip olası sonuçları düşünmeli, bu işin yapılmasından patronunuzun faydası nedir, yarın aksi bir şey olursa beni dışarıda tutar mı yoksa işbirlikçi olarak teşhir eder mi diye düşünmelisiniz.

2- Sonsuza kadar uzun bir süredir
Yaptığınız yanlışı bilen veya anlayan biri bir gün mutlaka bunu açığa çıkaracaktır. Etik olmayan bir şey yapacaksanız iyi düşünün.

3- Güvendiğiniz kim?
Sizden bugün etik olmayan bir şey isteyen birinden yarın etik bir şey beklemeyin. Ona güvenmeyin çünkü etik olmayan bir şey yaparak gelecekte size de zarar verebilir.

Dört strateji

Etik açıdan huzursuz hissettirenlerle çalışmak oldukça zordur. Size dört strateji önereceğim;

1- Geciktirme
Olabildiğince istenen şeyi geciktirin, aceleye getirmeyin. Sizden etik olmayan bir şey isteyen yöneticinizin pozisyonu ve fikri değişebilir.

2- Kafanızı önde tutun
Bire bir işin içinde olmaktan ve karşı çıkmaktan kaçının. Eğer çok güçlü karşı çıkar, yöneticinize hükmetmeye çalışırsanız, kariyeriniz açısından iyi olmayabilir

3- Uzlaşma
Başka çözüm önerin. Daha kısa, basit ve etik olan bir yol patronunuzu motive ve ikna edebilir. En azından alternatifi denemek için izin isteyin. “Eğer işe yararsa en azından etik olmayan bir iş yapmamış olacağız” diye savunmanızı yapın.

4- Kendinizi kurtarın
Birden istifa etmek doğru olmayabilir. İş aramaya başlayabilir ya da şirket içinde başka bölüme atanmanızı isteyebilirsiniz. Bu belki en istenmeyen strateji ama öte tarafta yapacağınız etik olmayan işin getireceği stres, baskı, korku, huzursuzluk ve uykusuzluk olacak…

Kaygan Yokuş Taktiği

“Eğer birine yaparsak, herkes için yapmak zorunda kalacağız” Buna “kaygan yokuş” yani korkularımızı açığa vurarak görüşmeyi kazanma taktiği denir.

Jale ekibin bir noktada birleştiğini hissediyordu — ama onun açısından doğru bir karar değildi. Şöyle bir şey önerdi, “Bununla ilgili bir çok şikayet alıyoruz. Bence bu sürümde tüm bu problemleri gidermiş olacağız.”

Berna kımıldamadı. “Tamam, müşterilerimiz şikayet ediyorlar ama her şeyden şikayetçiler. Eğer sadece şikayet gelen birkaç konuyu çözersek yetmeyecek, öbür türlü neredeyse yazılımı tamamen değiştirmek zorunda kalacağız ve bu yüzden yetişmeyecek.”

Jale kaygan bir yokuştaydı. Eğer kaygan yokuş tribine girerse karşıtının argümanını daha abartmış olacak, abartılmışı kabul etmek olacaktı. Genellikle abartılı anlatımın korkutucu tarafı es geçip, desteklememek daha doğrudur.

Eğer problem çözmeye çalışan ekip kaygan bir yokuşta ise doğru çözümü bulmanın riskleri olacaktır. Bir noktayı kabul etmek yerine o noktanın abartılı formunu kabul etmek orijinal noktadan çok uzaklaşılması anlamına gelebilir. Bu triğe karşı ekibinizi nasıl güçlendirirsiniz?

Öncelikle eğitim şart. Kaygan yokuş kazası yaşandığında bu konsepti öğretmeyin. Ekip tartışmanın en hararetli yerinde bu tip taktikler konusunda bilgilendirilmez. Eğer biri bu taktiği uygulamaya başlarsa kişisel bir atak olarak algılayıp üzerine gitmek gerekir. Bunun yerine normal bir toplantıda olası olumsuz sonuçlarını açıklayarak anlatmakta fayda vardır.

Eğer bu taktik herkes tarafından biliniyorsa etkinliği azalacak ve kullanmak isteyen kalmayacaktır. Eğer yine gerçekleşirse bir mola verin, neler görüp hissettiğinizi diğerleri ile paylaşın. Açık bir tartışmada herkesin hem fikir olduğu bir kaygan yokuş taktiği uygulanıyorsa üstü kapalı olarak orijinal durum ile abartılı durum arasındaki ilişkiyi araştırın. Abartı gerçekse görüşmeyi durdurun. En baştaki duruma dönün ve en baştan çözüm aramaya tekrar başlayın. Olaya, abartanın dışından birinin bakması ve incelemesi işe yarayacaktır.

Direnç mi? İsteksizlik mi?

resistance“Direnme” kelimesi organizasyonal değişim kapsamında düşünüldüğünde “mevcut durumun değişmesine olan isteksizlik” olarak tanımlanabilir. Aslında tehlikeli bir kavram olan “isteksizliğin” anlamını zayıflatır. Eğer bu tip bir isteksizlik yaklaşımı ile değişime başlarsak kendi eforlarımızı sabote edeceğimiz anlamına gelir. 

“Direnme” kelimesi organizasyonel değişim kapsamında ele alındığında bir çok anlama sahiptir. Çoğunlukla “tersine itmek – push back” anlamında kullanırız. Aslında direnme, bizim değişim nasıl yapılır konusundaki düşüncemize ters bir durum oluştuğunda ve bunu içimizde, derinlerde bir problem olarak değerlendirdiğimizde ortaya çıkar. Eğer kavramı iyi anlarsak değişimi daha iyi kotarırız.

Direnme yüklü bir kelimedir. Değişim,  olasılık olmanın ötesine geçtiğinde değişim aracılarının ilk karşılaşacağı şey direnç’tir. Burada kavram tersine döner ve “direnç gösterenler” kendilerini değişime direnç gösteren olarak görmezler. Onların bakış açısıyla değerlendirildiğinde yaptıkları şey dünyayı bildikleri ve daha önce onaylanmış şekliyle koruduklarıdır. Direnç, bir yandan insanları yalanladığı için küçük düşürücüdür.

Birincil davranış, değişime aracılık edenlere yardım etmemek şeklinde gelişir. Değişime aracılık edenler bu aşamada, daha işbirlikçi bir yaklaşımla “değişimi“ daha derin ve daha az etkileyici bir şekilde yaymaya çalışırlar. İnsanlar, doğru veya yanlış algılayabilecekler ve değişime aracılık edenlere karşı tepkisel davranabileceklerdir.

Yaptığının aynısını yapmaya devam etme eğilimine “aktif ısrar” gibi bir kelime kullanabiliriz. (active persistence) Aktif ısrar, sahip olunan şeylere tutunmaktır. Böyle düşünürsek farklı bakış açıları yakalayabiliriz;

  • Değişme aracılık edenler için aktif ısrar iyi bir şeydir. Bunun anlamı her halukarda değişim geleceği için belirli bir noktada aktif ısracılar neden ısrar ettiklerini açıklayacaklardır.
  • Aktif ısrar, kızgınlık ve sinikliği birleştirdiğinde ne olduğunu ve ne olsa iyi olurduları karıştırabiliriz.
  • “Temiz sayfa” yaklaşımı, aktif ısrarı kızgınlık ve siniklik ile birleştirir.
  • Aktif ısrarcılar, mevcuda sahip çıktıkları kadar yeni olana karşı çıkmazlar.
  • Aktif ısrarcılar, çok hızlı gidilmemesinin güvencesidirler.

Eğer aktif ısrarı sinir ve siliklikten ayrılabilirseniz doğrusu budur. Geçmişte işlerin ne kadar başarılı ilerlediğine ilişkin olumlu görüşlerinizi iletmeyi unutmamalısınız.

Dışarıdan bakma yaklaşımı size iki faydası vardır; kızgınlık ve siniklik limitlerin zorlayacak ne yapmanız ve yapmamanız gerektiğini gösterirken aktif ısrarı öğrenme şansınız olur. Doğrudan işe giriştiğinizde neyin neden değişmesi gerektiğini doğrudan iletmeye başladığınızda ikinci faydayı elde edersiniz ki bu da sizin daha iyiye doğru değişen bakış açınızdır.

Olduğundan Akıllı Görünme Yolları

Bazen birileri size olduğunuzdan daha akıllı göründüğünüzü söyleyebilir. Aslında bunu bir iltifat olarak almanız gerekir. Ne de olsa önemli olan kişilerin ne anladığıdır gerçekte ne olduğunuz değil. Bu yüzden size olduğunuzdan daha akıllı nasıl görünebileceğinizden bahsetmek istiyorum;

Bir kere öncelikle gözlük takacaksınız. Gözlükler IQ’yu 10 puan fazla gösterirler. Hatta gözlük taktıktan sonra insanların size daha çok soru sorduklarına şahit olabilirsiniz. Uydurma bir çıkarım yaparak gözleri bozuk insanlar ortalamadan daha zekidirler ve bunu herkes bilir, diyebiliriz 🙂

Akıllı bir kafa, bir çok insanın fetişidir. Bu belki de evrimin bir sonucudur. Daha akıllı ya da zeki olanı daha gelişmiş olarak düşünür insan. Daha çok çalışan ve daha çok okuyanın gözü bozuluyorsa demek ki okuyup geliştikçe daha da zekileşiyor insan diye düşünmeden edemez.

İkinci olarak gevezeliği bırakmayı öğrenmeniz gerekiyor. Çok konuşmak olası bilgisizliğinizi ortaya çıkarabilir. Eğer konuşma Albert Camus’nun edebiyata katkısı gibi bir konuya dönüşürse hemen bir telefon etmeniz gerektiğini söyleyerek oradan uzaklaşın, bu size zaman kazandırır. Eğer birileri kaçtığınızı düşünürse o zamanda bütün gün Eytişimsel Özdekçiliğin Yaşam Üzerindeki Etkileri ile ile ilgili tartıştığınız için yorgun olduğunuzu söylersiniz.

Bazı kelimeleri bilmenizde fayda var. Çok sık kullanılmayan ama etkili kelimeleri. Örneğin anomi(kuralsızlık-Türkçeye katan Doğu Ergil’dir) ya da zeitgeist (zamanın(Zeit) ruhu (Geist)) Yani içinde bulunulan dönemin entellektüel ve kültürel iklimi. Konuyu bunlara getirin, kuralsızlığın tüm problemlerin kaynağı olduğunu ve çevrenizdeki olan biten her şeyi zeitgeist olarak tanımlayın. Eğer diğerleri sizin bilmediğiniz kelimeleri kullanıyor, kafanızı karıştırıp ilginizi çekmeye çalışıyorsa gülümseyin ve dinliyormuş gibi yapın.

Önemli olan sizin zeki olduğunuzu düşünen insanlarla hemfikir olmanızdır. Bir çok kişi için akıllı sözü “aynı bana benziyor ama biraz daha iyi” anlamına gelir. Önyargılar atom gibidir parçalamak çok zordur. Sizin zeki olduğunuzu düşündüler mi onları vazgeçiremezsiniz. Hatta ukalalığınız, küstahlığınız bile sizi onların gözünde küçük düşürmez.

Tabiki bir de şarap uzmanı olmak lazım. Bardak nasıl gövdesinden tutulmaz, sapından tutulur, Şile toprağı Türkiye’deki en iyi bağ toprağıdır, hangi şarap daha iyidir, neyle ne içilir vb. konuşur, ek olarak caz dinleyip kimsenin ismini bilmediği birkaç cazcıdan “inanılmaz, süper” diye bahsederseniz tamamdır.

Kıssadan hisse: Kendini olduğundan daha akıllı gösteren insanları hayatımıza çok sokuyoruz. Onlara hayran olarak bu tarza prim veriyoruz. Marka, moda gibi şeyleri bu insanlardan alıyoruz.

Ve onlar bizi seyrederken gerçekten çok eğleniyorlar.

Yönetici ve Zaman

Zaman o kadar kıymetlidir ki, yönetici her anını yönetebilmelidir. Zaman, kimseyi beklemeyen trendir, kaçırmamanız gerekir. Üstelik “zaman ile ilgili düşüncelerinizi gençken olgunlaştırmanız gerekir”. Bu sözümün anlamını okuyacağınız bir çok otobiyografide görebilirsiniz.

Zaman demişken;

1. Her gün yapabileceklerinizden fazlasını planlayıp yapmaya çalışmalısınız. Ancak böyle gelişme sağlayabilirsiniz. 24 saatten maksimum faydalanmanız gerektiğini unutmayın.

2. Başlamak bitirmenin yarısıdır. Yine bizlere aşina olmayan ama yurtdışında popüler bir söz geliyor aklıma “erkenci kuş, solucanı kapar” derler. Bizde “erken kalkan yol alır” demişler.  Benim önerim öncelikle artık yarım saat daha erken kalkmaya başlamanız. Trafikte kaybedeceğiniz zamanı ofiste geçirin. En azından erken giderek gününüzü planlayacak sakin zamanı yakalamış olursunuz. 

3. İşinizi daha hızlı ve iyi yapacak şekilde programınızı düzenlemeniz, doğru araçları kullanmanız (bilgisayar vb.) ve organize olmanızda fayda var.

4. Yaptığınız programlara sıkıcı bile olsa uymaya çalışın. Özellikle rutin işleriniz var ise nasıl verimi artırıp, hızlandırabileceğinize odaklanın.

5. Eğer 1-2 saat daha çalışmanıza yol açacaksa bile kaliteli iş çıkarmaya çalışın. Yaptığınız her işin yaptığınıza değer olması önemlidir. Yaptığınız işin sonucu önemlidir ne kadar çok çalıştığınız değil unutmayın. Saatlerce ofiste kalarak çok iş yapmış olmazsınız.

6. Değecek işlere enerjinizi harcayın, yönetici gibi davranın – boş işlerle uğraşmayın.

7. Her toplantı sonunda yapılacak işleri, sorumlularını ve çıktıları mutlaka gözden geçirin. Her toplantıdan bir sonuç çıkarmanız gerekir. Birilerinin toplantı notu tutmasını sağlamalısınız.

8. Zamanınızı çalan şeyleri tanımlayın ve hayatınızdan çıkarmaya çalışın.

9. Dakik olun. Kimseyi bekletmeyin, zamana verdiğiniz önemi herkese gösterin. Toplantılara ve görüşmelere mutlaka vaktinde gidin.

10. Size gelen mesajlara ya da telefonlara mutlaka bir an önce yanıt verin. Yanıtlanmamış mesajlar ve geri dönülmeyen telefonlar size problem olarak geri dönerler.

11. Sadece gerekenleri yapın. Abartmayın ve çok detayda boğulmayın.

12. Limitlerinizi bilin. Sorumluluklarınızla (aile, iş, proje vb.) beraber neye ne zaman evet ve hayır diyebileceğinizi bilin. Yapamayacağınız şeylere evet demeyin, sırf zamanı hesaplayamıyorum diyerek sizden istenen her şeye uzun süre vermeyin.

Yönetici önce kendini yönetebilmeli

Zor dönemlerde herkes yüzünü yöneticilere çevirir. Yöneticinin diğerlerine güven verebilmesi kendini yönetebilmesine bağlıdır.

1. Yapıcı eleştirileri olumlu karşılayabilmeniz lazım. Her eleştiride savunmaya geçmemeli, bu eleştirilerden bir şeyler öğrenmeye ve kendimizi geliştirmeye çalışmalısınız. Hatalarınızdan ders çıkarmaya çalışın. Çok sevdiğim bir söz: her problem bir fırsattır, eğer siz onların üzerine gitmezseniz onlar sizi mutlaka bulurlar.

2. Yaptığınız işlerin ve altınızda çalışanların sorumluluğunu almak zorundasınız. Problemleri astlara yıkmak ya da kötü sonuçları onlara mal etmek asla kabul edilemez. Yapılan hataları iyice değerlendirmeli gerçekçi olmalısınız. Ben askerdeyken komutanım söylediği bir sözü hiç unutmam: “Mazeret göz(!) gibidir, herkeste bir çift vardır. Bana mazeret getirmeyin” derdi. Umarım mesaj anlaşılmıştır.

3. Kurbağaların hikayesini hatırlayın. Bir tanesini kızgın suya attığınızda fırlayıp kaçıyor diğerini soğuk suya koyup yavaş yavaş suyu ısıttığınızda haşlanıyor. Her zaman enerjinizi ve umudunuzu korumalısınız. Böylelikle olağanüstü durumları olağan algılayabilir ve sıkıntıları aşabilirsiniz.  Tüm çalışanlarınızın gülen ve pozitif yüzü olmalısınız. İmam-cemaat sözünü hatırlayın.

4. Şahsınıza münhasır bir yönetici olduğunuzu unutmayın. Kimse kimseye benzemez, siz de başkalarına benzemek zorunda değilsiniz. Size ait iyi olan özelliklerinizi, yeteneklerinizi işinizi iyi yapmak için kullanın.

5. Etik olmak ve davranmak önemlidir. Çocukluğumuzdan itibaren ailemizin ve/veya okullarımızda verilen ahlak derslerini ciddiye alın. Vicdanınızı dinleyin ve bırakacağınız iyi ve kötü izlerle hatırlanacağınızı unutmayın. Bir çok iş kolunda itibar en önemli unsurdur ve gerçekten kaybetmeye değmez. Dürüst olun.

6. Aptalca her şeye dalmayın, atlamayın ama akıllıca risk almayı bilin. İnsanların %90’ı yaptıkları şeylerde kendilerini ortalamanın üstünde görürler. Siz mutlaka güvenlik sınırında kalarak davranın.

7. Astlarınızı olasılıklar denizinde boğulmaya bırakmayın. Onlar için hem bugünü hem de geleceklerini olabildiğince netleştirmeye çalışın. Amerikalıların hoşuma giden bir hikayesi vardır: Öğretmen bir bal kabağı tohumunu havaya kaldırıp sormuş ne görüyorsunuz diye herkes bal kabağı tohumu demiş. Öğretmen ise “bense bu tohum ile yapabileceklerimizi, fırsatları görüyorum” demiş. Kıssadan hisse, bir insanın gelecekte ne faydalar sağlayabileceğini görmek ve ona göre pozisyonlar belirlemek önemlidir.

Uzlaşmak önemlidir

Uzlaşmak, ilgili konuda herkesin kabul edilebilir bir noktaya gelmesi demektir. Türk kültüründe genelde uzlaşmayı bir tür “zayıflık” ya da uzlaşanı “kaybetmiş gibi görme” gibi bir yanılgı içinde olduğumuzdan bu konuda kendimizi çok iyi geliştirmek gereği duymayız.

Uzlaşmaları zor kılan nedir?

Duygular olaya dahildir
Tasarımsal ya da özelliklere dayalı uzlaşmalar nispeten kolaydır. Çünkü fiziksel olarak bir şeylere karar vermek, insanların duygularını ikna etmekten çok daha kolaydır. Tasarımlar, ne kırılmış ne de yenilmiş hissederler. İnsanlar uzlaşma içerisindeyken bir şeylerden taviz verdiklerinde bu otomatikman duygularını tetikler. Bu yüzden verilen tavize karşılık duyguların desteklenmesi gerekir.

Uzlaşmak çift taraflıdır
Uzlaşmayı zayıflık olarak görmek gibi, uzlaşanı da zayıf görmek yanılgısına kapılanlar olacaktır. Sırf bu sebeple uzlaşılması gereken yerlerde geri adım atılabilmektedir. Uzlaşmayı daha asilce ve duruma göre doğru olanı seçmek olarak algılamak bir olgunluktur ve hepimiz zamanla bu olgunluğa erişeceğiz.

Hepimiz “doğru” olmak isteriz

Çoğu zaman inandığımız şeyleri savunuruz ve “yanlış” çıkarılmak istemeyiz. Böylesi siyah-beyaz bir dünyada uzlaşmalar grinin kapısını açarlar. Hepimiz doğruyuz, hepimiz yanlışız gibi çünkü uzlaşmada doğru ya da yanlıştan öte her zaman adil olmamakla birlikte tarafların ihtiyaçlarının karşılanması yatar.

Uzlaşmayı yanlış anlamak

Uzlaşmak basitçe vermek ve almak değildir. Kendi bakış açımızı ve gerekçelerimizi karşı tarafa aktarır, karşı tarafınkileri dinler ve çoğu zaman değişen bir şey olmadan da uzlaşabiliriz.

Kendi kendine uzlaşma
Genellikle ne istediğimizi ve ne istemediğimizi biliriz. Ama herhangi bir konu hakkında daha önce düşünmemiş, verebileceğiniz kararların olası sonuçlarını düşünmemiş olabilirsiniz. İşte bu noktada yapacağınız görüşmelerde olası riskleri masaya yatırıp, alternatifleri değerlendirip bir çözüme gitmeye çalışırsınız.

 

Liderin Yükü Ağır Olur

 

LeaderEğer liderseniz yükünüz ağır demektir. Personel gelişiminden organizasyonel hedeflere kadar zaman zaman birbiri ile çatışan bir çok konuya hakim olmanız gerekir. Bazen bu yük taşıyabileceğinizden daha ağır olabilir.

Aslında taşımaya çalıştığımız ağır yükler her gün uymak zorunda olduğumuz kurallardır: “mutlaka yapmam lazımlar” ile “asla yapmamalıyımlar”. Benim ilk öğrendiğim şey bu kuralların “hayatı devam ettirici” tarafıydı ancak çoğu zaman ya beni kısıtlıyordu ya da daha fazla problem yaşamama yol açıyordu.

Örneğin: “Bir yönetici mesaiye çalışanlarından önce gelir ve sonra çıkar.” İşte bu her zaman mümkün olmayan ütopik bir önermedir. Bir gün gerçekten gecikebileceğiniz ya da erken çıkmanızı gerektirecek bir durumun ortaya çıkması çok doğaldır.

Eğer bir liderin her zaman doğruyu yapacağını düşünüyorsanız bu gerçekçi olmayacaktır.

Yukarıdaki örneğimiz “Ben her zaman X’i yapmalıyım” şeklinde idi. Bunun bir de diğer formları var: “Ben asla X’i yapmamalıyım”, “X’i yapsam iyi olur”, “her zaman X’i yapmalıyım” vb. Burada önemli olan herhangi bir şekilde X’i yapamadığınız anda liderliğinizin gideceğini düşünmenizdir. Halbuki hayat hiç öyle değildir, koşullar her zaman değişebilir. Hatta bazen bu koşullar “yapılması” gerekeni yapmamak için çok güzel sebepler yaratırlar.

Bu kurallara uyamayacağınızı hissettiğinizde küçük bir test yapın: “Yapmam şart” dediğiniz şeyi “yapsam iyi olur” şekline dönüştürün. Eğer dönüştürebiliyorsanız problem yok ama dönüştüremiyorsanız bu gerçekten sıkıntıyı işaret ediyor demektir. Şimdi örneğimiz üzerinde deneyelim : “Etkin lider mesaiye çalışanlarından önce gelebilir, daha geç çıkabilir.”

Bu tip kurallarımız yüzünden bazen kendimizi suçlu hissederiz. Peki ne yapacağız?

Kuralı Dönüştürmemiz Lazım…

Kural dönüştürme iki adımda yapılır. Öncelikle şartı yumuşatacağız sonra koşullar ekleyeceğiz. Yani: “her zaman olmak zorunda” yerine “bazen olabilir” diyeceğiz.

Şimdi kurallarınızı gözden geçirin. Her gün uymak zorunda olduğunuz ve dönüştürebileceklerinizi ele alın.

 

Başarmak için nasıl motive olabiliriz?

Bazen ne yapacağınızı bilmenize rağmen yapma isteğini/enerjisini bulamazsınız. Örneğin bir işe başlarken onun sonunu getirebilecek enerjiyi kendinizde bulamazsınız. Eğer bir problemi uzun bir süre gideremezseniz genel olarak kendinize olan güveninizde zararlı etkiler bırakmaya başlar. İşte bu noktada motivasyon probleminin olduğunu düşünmeye başlayabilirsiniz.

Bunun bir çözümü kondisyondur ve iki formu vardır diyebiliriz;

  1. Düşünsel kondisyon
  2. Davranış kondisyon

Düşünsel kondisyon, ne düşündüğünüzün kontrolüdür. Aslında bu temel olarak eğer doğru düşünürseniz doğru aksiyonu alırsınız ve istediğiniz sonuçlara ulaşırsınız. Nasıl yapılır? Pozitif şeyler hakkında konuşmak ya da okumak, pozitif sonuçları hayal etmek, gününüzü anlatmak için negatif kelimeler yerine pozitif kelimeler kullanmak. (Ör. Çok kötü bir gün geçirdim yerine çok değişik bir gün geçirdim diyebilmek) ve mümkünse meditasyon yapmak.

Problemi yaratanın negatif düşünceler/varsayımlar olduğu durumlarda çok işe yarayacaktır.

Davranışsal kondisyon ise başarının davranışsal modelidir. Yani düşüncelerinize bağlı kalmadan eğer doğru şeyi yaparsanız doğru sonuçlar alacağınızı düşünmek. Ör sabah erken kalkabilmek için saati kurmak, iyi bir şeyler yaptığınızda kendinizi ödüllendirmek vb.

Ben aslında her ikisini de kullanıyorum. Eskiden sadece çok iyimser biri olmamakla birlikte düşünsel kondisyonu kullandığımı söyleyebilirim. MS hastası olduğumu öğrenmem ile birlikte her iki şekilde de motivasyonumu yüksek tutmayı başardım. Düşünsel kondisyonda en büyük problem eğer doğru hareketi çabuk alamazsanız düşüncelerinizin tam tersine dönmesidir. Doğru düşünceyi, yanlış hareketle tüm amaçtan saptırmış olursunuz. Davranışsal kondisyon ise davranışınızı değiştirmenize bağlıdır. Yani zırt pırt para harcıyorsanız bunu kesersiniz ve doğal olarak tasarruf etmiş olursunuz. Ne düşünürseniz düşünün sonuç olumlu olmuştur.

Temel olarak motiasyonu hareket izler. Hareketle beraber motivasyon artar. Böylelikle iyi bir çevrime girmiş olursunuz.

Davranışsal kondisyonda en önemli şey kontrol ve yerine koymadır. İstediğiniz sonuçları almanızı sağlayacak aksiyonları iyice düşünün. Eğer davranışlarınız istediğiniz sonuçları almaya yönelik olarak otomatik olarak değişirse zaten zincirleme bir başarı gelecektir. Eğer hedeflerinize ulaşamıyor, istediğiniz sonucu alamıyorsanız davranışınızı değiştirin. Sadece kendinize yeterince zaman ayırın ve önem verin, gerisi gelir.

Güzel bir kahvaltı ve müze ziyareti planladınız ancak havalar çok sıcak olduğu için gitmeyi riskli ve zahmetli buluyorsunuz. O zaman evinizde güzel bir duş ve film seyrederek aynı keyfi yakalamayı düşünebilirsiniz.

Davranışlarınız, moral ve motivasyonunuzun önemli belirleyicilerdir. Pozitif düşünce pozitif enerjilerin önünü açar ve sizin istediğiniz sonuçlara erişiminizi kolaylaştırır.