Etiket arşivi: risk

Proje Risklerini Belirleme

riskKahramanlığı seven bir toplum olarak problemlerle uğraşmayı tercih ediyoruz. Halbuki projelerin risklerini belirlemek ve alınabilecek önlemleri almanın bize neler kazandıracağının farkında değiliz. Bir projede riskleri belirlemek için önerdiğim yöntemleri aşağıda bulabilirsiniz;

1.      Geçmişte benzer projeler yapılmış m? Yaşanan problemler var mı?
2.      Geçmişte benzer projelerde yer almış kişiler var mı? Görüşlerini alın.
3.      Şirketin genel yapısı ya da prosedürleri  ile ilgili risk var mı?
4.      Paydaşların risk görüşleri nedir? Toleransları var mı?
5.      Yukarıda bahsedilen her riske ilişkin stratejiniz nedir?
6.      Proje amaçları bir risk yaratıyor mu?
7.      Tanım dökümanında riskli alanlar var mı?
8.      Proje ekibinin öngördüğü riskler nelerdir?
9.      İş paketi bazında riskler nelerdir?
10.  Zaman ve Maliyet sapmalarının riski nedir?
11.  Kritik yoldaki aktivitelerin riskleri nelerdir?
12.  İletişim riskleri ve proje etkileri ?
13.  Ekip üyelerine ilişkin riskler?
14.  Sözleşmenin getirdiği riskler?
15.  Üçüncü parti riskleri?
16.  Paydaş riskleri?

Paylaşın:

Bir fikri satmak

selling your ideasBir şeyleri ilk kez yapıyor olmak hem çok özeldir hemde risklidir. Riski, henüz o işin bir adının olmaması ve başkaları için bir anlam ifade etmemesidir. Benim en büyük şansım ya da şanssızlığım bir çok ilk’in içinde bulunmak oldu. Eposta’da neymiş deyip faksa sarılanlarıda gördüm, kredi kartının sanal’ı mı olurmuş diyenleri de.

Aslında iyi olan bir fikir ya da uygulama ilk çıktığında da aynı değerde ama birilerini ikna edene kadar ki bu ikna süreci sizin çalıştığınız yerde günlerce sürebilir, patronun akşam içki masasında arkadaşlarından birinin söylemesi üzerine olabiliyor.

Belki eleştiriyorum ama benimde ayıbım var: Türkiye’de ilk kez cep telefonları için logo-melodi üreten firma gelip, projesini anlatıp ödeme altyapısı istediklerinde vazgeçirmeye çalışmıştım. Kim cep telefonuna melodi almak isterdi ki? Biz ödeme altyapısı verdikten 15 gün sonra işlem yoğunluğundan sistemlerimiz kitlenmişti. Şimdi Türkiyede birkaç yüz milyon dolarlık bir pazar halini alan bir iş haline geldi.

Aslında burada çok komik bulduğum bir şey var:

Birileri bir şeylerin yanlış olduğunu düşünür ama nedenini bilmezler yada uydururular. Bu tip durumlar kurum yada organizasyonun ilerleyişi adına birileri tarafından zaruri olarak nitelendirilirken birileri tarafından saçma olarak görülür.

Siz olmayan ve iyi olacağını düşündüğünüz bir şey için malzeme toplar savunma yaparsanız, karşınızdaki sizin savlarınızı bazen mantıklı bazen demagoji ile red eder. Çoğu zaman bunun sebebi başkasının fikrini yapmaya olan isteksizliktir. Herkes kendi fikrinin peşinden gelinmesini ve bu süper, güzel fikrin herkesçe kabullenilmesini bekler. Ama herkeste aynı düşünce olunca hiç kimse hiçbir yere gitmez.

Şimdi iyi bir fikriniz varsa ve bunun çeşitli sebeplerle ilgi çekmeyeceğini kabul edilmeyeceğini düşünüyorsanız bir puzzle çözdüğünüzü düşünün. Yani fikrinizi parçalara ayırın ve bütünsel olarak değerlendirmeye çalışın; (aslında buna iş planı deniliyor ama ben basitçe anlatacağım) pazarlaması, kurulması, insan kaynakları, finans, demirbaş, yatırım vb. konuları tek tek ele alarak bir çalışma hazırlayın ve fikrinizi ancak bu çalışma sonucunda elde edilecek faydaları belirledikten sonra sunun.

Bir fikri kabul ettirmenin yolu “Ben bu işten ne kazanacağım?” sorusunu sürekli soran bir beyni ikna edebilmekten geçer. “Bir şey kazanılmayacaksa yatırım aptallıktır” Bu yüzden öncelikle şirketin ve kurumun ihtiyacına yönelik fikirler desteklenir. Daha çok müşteri edinmek, prestij, bayi sayısını artırmak, kar artırmak, maliyetleri düşürmek vb.

İyi bir fikrin heyecanına kapılıp üzerinde iyice düşünmeden birilerine aktarıyor olmak fikrin hayata geçmesini riske atar. Çünkü her zaman eğilim söyleneni eleştirme ya da irdeleme yönündedir. Çoğu zaman ilk intiba, görüş sonrasına çok etki edecektir. Bu yüzden “doğru zamanda doğru şekilde” davranmak gerekir. Fikrinize birilerini ikna edeceğinize siz ikna olana kadar yer altında çalışmalarınızı sürdürün.

Bir diğer durum sizin iyi fikrinizin başkalarında uyandıracağı yada onlara vereceği ilhamla ortaya çıkacak yeni fikirlerdir. Bu yeni fikri tetikleyen sizsinizdir ama her zaman yeni fikrin sahibi önemlidir.

Paylaşın:

Yönetici önce kendini yönetebilmeli

Yani;

1. Yapıcı eleştirileri olumlu algılayabilmemiz lazım. Her eleştiride savunmaya geçmemeli, bu eleştirilerden birşeyler öğrenmeye ve kendimizi geliştirmeye çalışmalıyız. Hatalarımızdan ders çıkaralım. Çok sevdiğim bir söz: her problem bir fırsattır, eğer siz onların üzerine gitmezseniz onlar sizi mutlaka bulurlar.

2. Yaptığınız işlerin ve altınızda çalışanların sorumluluğunu almak zorundasınız. Problemleri astlara yıkmak ya da kötü sonuçları onlara mal etmek asla kabul edilemez. Yapılan hataları iyi değerlendirmeli gerçekçi olmalısınız. Ben askerdeyken komutanım söyledği bir sözü hiç unutmam: “Mazeret göz(!) gibidir, herkeste bir çift vardır. Bana mazeret getirmeyin” derdi. Umarım mesaj anlaşılmıştır.

3. Kurbağaların hikayesini hatırlayın. Bir tanesini kızgın suya attığınızda fırlayıp kaçıyor diğerini soğuk suya koyup yavaş yavaş suyu ısıttığınızda haşlanıyor. Her zaman enerjiniz ve umudunuz olmalıdır. Böylelikle olağanüstü durumları olağan algılayabilir ve sıkıntıları aşabilirsiniz. Siz her halukarda astlarınızın, diğer çalışanların gülen ve pozitif yüzü olmalısınız. İmam-cemaat sözünü hatırlayın.

4. Şahsınıza münhasır bir yönetici olduğunuzu unutmayın. Kimse kimseye benzemez, sizde başkalarına benzemek zorunda değilsiniz. Size ait iyi olan özelliklerinizi, yeteneklerinizi işinizi iyi yapmak için kullanın.

5. Etik olmak ve davranmak önemlidir. Çocukluğumuzdan itibaren ailemizin ve/veya okullarımızda verilen ahlak derslerini ciddiye alın. Vicdanınızı dinleyin ve bırakacağınız iyi ve kötü izlerle hatırlanacağınızı unutmayın. Birçok iş kolunda prestij en önemli unsurdur ve gerçekten kaybetmeye değmez. Dürüst olun.

6. Aptalca her şeye dalmayın, atlamayın ama akıllıca risk almayı bilin. İnsanların %90’ı yaptıkları şeylerde kendilerini ortalamanın üstünde görürler. Siz mutlaka güvenlik sınırında kalarak davranın.

7. Astlarınızı olasılıklar denizinde boğulmaya bırakmayın. Onlar için hem bugünü hem de geleceklerini olabildiğince netleştirmeye çalışın. Amerika’lıların hoşuma giden bir hikayesi vardır: Öğretmen bir balkabağı tohumunu havaya kaldırıp sormuş ne görüyorsunuz diye herkes balkabağı tohumu demiş. Öğretmen ise “bense bu tohum ile yapabileceklerimizi, fırsatları görüyorum” demiş. Kıssadan hisse, bir insanın gelecekte ne faydalar sağlayabileceğini görmek ve ona göre pozisyonlar belirlemek önemlidir.

Paylaşın:

Bir işyerinde kimler yükselebilir?

Torpili olan, patronun sevdiği, dalavereci olanların vb. yükseldiğini söyleyebilirsiniz ama ben size gerçek anlamda yükselmekten bahsedeceğim. Bir de “Neden yükselemiyorum herşeyim tamam” diyenlere de belki bir mesaj olacak bu yazı.

Bakalım neler gerekiyormuş;

Yazılı İletişim – “Okumayanlar iyi yazamazlar” diye bir inanışım oldu bugüne kadar. Gerçekten kitap okumanın güzel yazı yazmanın anahtarı olduğunu düşünür ve eğitimlerime katılanlarla bu düşüncemi tartışırım. Eğer bir yazı, eposta vb. yazacaksanız öncesinde iyice düşünüp tasarlamalı, gramer hatalarına yer vermemeli(bazen çok hızlı yazmaktan benim en sık yaptığım hatadır, -de ve -da’ları unutmayalım:) ve mutlaka yazdıktan sonra size ne kadar zor gelsede okuyup kontrol etmeyi alışkanlık haline getirmelisiniz.

Sözlü İletişim – Bir tek kişiye veya 100 kişiye konuştuğunuzda aynı netlikte ve açıklıkta olmanız gerekir. Sakın “ıııııı” lamayın. Spesifik jargonları özellikle işinize ait olanları kullanmamaya gayret edin. Internet teknolojisinden uzak birine “10 MB çıkış gücümüz var” derseniz yüzünüze şaşkın şaşkın bakacaktır. Anlaşılır olmak iletişimin en önemli unsurudur. 6 ay Amerika’da kalıp Türkçesini unutanlar(hatta Amerikan şirketinde çalıştığı için Türk gibi davranmayı unutanlar) gibi güzel Türkçemizi zedelemeyelim bu arada. Hatta aynanın karşısında konuşurken nasıl göründüğünüze bakamanızı öneririm.

Kendi kendine başlayan olmak – Eğer size bir iş verilmişse bunu en erken ve en iyi şekilde bitirmeye çalışmalısınız. Size verilen işi sadece size söylendiği kadarıyla yapıp farketmenize rağmen söylenmemiş tarafları dışarıda bırakırsanız iyi niyetinizden şüphe duyulabilir. Siz size verilen bir işi yaparken doğal olarak ortaya çıkan bir takım işleri farkettiğinizde bunlarıda sahiplenip yapmaya başlamalısınız. Yöneticiler “durumdan görev çıkaran” çalışanları severler.

Kaliteli iş yapmak – Örneğin bir hemşire iğne yapacağı zaman ona nasıl yapması gerektiğini söyleyemezsiniz. Aynı hemşire sizin canınızı yakarakta o iğneyi yapabilir, hiç hissettirmeden de yapabilir. Sonuç sizin ilacı almanızdır ancak iğnenin nasıl yapıldığı da önemlidir. İşinizi kaliteli ve doğru yapmanız gerekir.

İyi Dinleyici Olmak – Her zaman kulaklarınız açık olsun. Gerçekten dinlemeniz önemlidir, dinler gibi yapmak değil. Dinlediğiniz şeyleri değerlendirin anlamadığınızı sorun. İletişimin diğer yarısı olan dinlemek çok önemlidir. İyi dinleyip dinlemediğinizi anlamnın yolu herhangi bir dinleme sonrasında anladığınızı geir ifade etmeye çalışmaktır. Emir tekrarı gibi.

Dedikodu yapmayın – Türkiye’de çok zor biliyorum ama dedikodu yapan “çok konuşan” damgası yer. “Ketumluk” çoğu zaman en iyisidir. Siz ne olup bittiğini dinleyin ama bunları başkalarına anlatmayın.

Nasıl davranacağını bilmek – Toplantılarda, işyerinde, müşteri ve patronla görüşmelerinizdeki tavrınız çok önemlidir. Kime nasıl davranacağınızı iyi bilmeniz gerekir.

Sözünü Tutmak – Mutlaka ve mutlaka sözünüzü yerine getirin. Getiremediğiniz durumlarda mutlaka nedenini açıklayın. Tutamayacağınız sözleri asla vermeyin ve yapamayacağınız işlerin üzerine ben yaparım diye atlamayın.

Dürüst olmak – İnsanlar sizin dürüst olduğunuzu düşünürlerse size güvenirler. Eğer “bu içten pazarlıklı bunun kafasında başka şeyler vardır-hidden agenda” düşüncesi olursa bir yere varamazsınız. Güvenilirliğiniz en büyük sermayenizdir ve güvensizlik yaratırsanız bu beyaz kağıda düşen mürekkep gibi asla silinmez.

İşbirlikçi olmak – Yanlış anlamayın, diğer ekip üyeleriyle ve iş arkadaşlarınızla beraber iş yapma konusundaki hevesinizden bahsediyorum. Sizinle çalışmak kolay olursa tercih edilen biri olursunuz.

Bilgili olun – Bilmediğiniz konularda konuşmayın, atıp tutmayın. Kendi sorumluluk alanınızla ilgili olarak “Bilmiyorum, ben öğrenip size döneyim” demeyecek şekilde işinize hakim olmanız gerekiyor. Her konuda uzman olamayacağınızı unutmayın, kendi konunuzda açıklayıcı ve bilgi verici olmalısınız.

Çevik olmak – İyi liderler edindikleri bilgiyi hızlıca analiz edip karar alırlar.

Dakik olmak – Geç kalmak zamanınızı iyi yönetemediğinizi gösterir. Olabiliyorsa işleri “erken” bitirmeye çalışın. Bitirdiğiniz işleri erken bitti diye bekletmeyin

İmaj önemlidir – İlk görüşte bırakılan imaj çok önemlidir. Düzgün ve temiz giyinmek, duruma ve yere göre giyinmek, bakımlı görünmek önemlidir. İşiniz her ne olursa olsun kendinize bakmanız gerekir.

Kalıplarınızdan çıkın – Farklı insanlarla görüşmeler yapın. Kendi biriminiz, işyeriniz dışındaki insanlarla rahat iletişime geçebilmeniz önemlidir.

İşi öğrenin – Şirketinizin ana işini öğrenin. İşini yapabilmek için şirketinizin nelere ihtiyaç duyduğunu öğrenin. Varsa raporlar ve istatistiklerle şirketin durumunu inceleyin. Böylelikle müşteri gibi empati yapabilirsiniz.

Empati – Diğer insanların bakış açılarından olayları değerlendirebilmeniz önemlidir.

Ağlak olmayın – Olağanüstü durumları olağan algılayarak doğru aksiyonları alabilmeniz, kontrolü elinizde tutmanız gerekir. Bir kriz anında “ağlamak, ağıt yakmak” şirketi kurtarmaz.

Kritik Düşünce – Hem ormanı hemde ağaçları görebilmeniz gerekiyor. Herhangi bir talep geldiğinde ya da durumla karşılaştığınızda bunun ortaya çıkarabileceği sonuçları ve etkilerini analiz edebilmeniz gerekiyor.

Kendiniz olun – Gerçek olmayan, sahte olanları diğerleri hemen farkeder. Alçakgönüllülük bir kalitedir, ukalalık ise hiç istenmeyen bir şey. Kendiniz olun yeter.

Sonraki aşamaya geçmek – Yaptığınız işin bir sonraki aşamasını yine siz sahiplenin. Birilerinin size bir sonraki aşamayı söylemesini beklemeyin. Gerekeni yapın.

İyi davranmak – Her seviyedeki çalışana iyi davranın. Kiminle ne zaman nerede ne için karşılaşacağınız belli olmaz. Size davranılmasını beklediğiniz şekilde diğer insanlara davranın.

Dünya küçüktür unutmayın – Kelimeler çok hızlı seyahat ederler, insanların hafızaları güçlüdür, iyi şeyler ödüllendirilir ancak kötülük ya da aşağılamalar asla unutulmaz. Sakın düşman edinmeyin ve köprüleri yakmayın. O insanların tekrar hayatınıza nerede gireceğini bilemezsiniz.

İçten olun – İyi niyetiniz ve içtenliğiniz sizi güvenilir kılar.

Nedenini sormaktan korkmayın – Sadece “X’i daha iyi yapabilmek için daha iyi anlamak istiyorum, hem neden X’i yaptığımızı hemde daha iyi anlamam için gerekli bilgileri bana verebilir misiniz?” sorusu yeterli olur.

Eminim sizlerin başka önerileride olacaktır, paylaşırsanız sevinirim.

Paylaşın:

Ne kadar yaratıcısınız?

Problem çözmek, ihtiyacı gidermek veya istenileni yapmak için hepimiz yaratıcılığımızı kullanırız. Çevrenizdede her zaman yaratıcı insanlar görebilirsiniz. Yaratıcılık konusunda o kadar çok araştırma var ki kimi doğuştan, kimi mecburiyetten kimi ise istenerek geliştirilen bir şey olduğunu savunuyor.

Birde yaratıcı insanlar için ortak özellikler belirlemişler. Bakın bakalım sizde kaç tanesi var;

Hassas – problemlerin farkındalığını sağlaması, başkalarını anlamayı kolaylaştırması açısından önemli.

Para ile motive olmama – para temel ihtiyaç asıl önemli olan yeni bir şeyler ortaya çıkarmak yada bir şeyleri başarmak

Kendi kaderlerini çizerler – bir amaçları ve hedefleri olduğuu bilip bunu gerçekleştirmek için tüm becerilerini seferber ederler.

Uyumludurlar – İnsanlarla uyum içinde olmazsanız yaratıcı olamazsınız.

Belirsizliklere toleransları vardır – Yaratıcı insanlar aynı anda birden fazla alternatifi değerlendirir, kendileri kadar diğerlerininde görüşlerine önem verirler. Belirsizlik onlar için alternatifleri bulmak ve görmek için bir fırsatır.

Araştırmacıdırlar – Hem hislerine güvenirler hemde araştırırlar.

Dünyayı farklı algılarlar – Onların bir çok konuda duyuları farklı çalışır. Farklı görür, duyar, hissederler. Farklı açılardan dünyaya bakmak beyinlerini sonsuz olasılıklara açmalarını sağlar.

Olasılıkları görürler – Yaratıcı olmadığını düşünneler mevcut sınırlar ve imkanlar dahilinde davranmayı tercih ederler. Yaratıcılar her türlü olasılığı değerlendirir, limitleri zorlarlar.

Soru sorarlar – Soru sormak doğalarından gelir çünkü meraklıdırlar.

Sentezlerler – Büyük resmi görürler.

Fantaziye yatkındırlar – Yaratıcı insanların kendi hayal dünyaları vardır. Bazen o dünyaya dalar giderler.

Esnektirler – Fikirlerle uğraşan yaratıcı insanlar esnektirler. Olaylara farklı açılardan bakıp farklı yanıtlar bulmaya çalışırlar.

Rahattırlar – En kolay ve hızlı çözüme doğru giderler ve bu konuda kendilerini kasmazlar.

Hayal güçleri yüksektir – Deneyimlemek yada oynayabilmek için hayal güçlerini kullanırlar.

Sezgileri güçlüdür – Cevapları görebilirler, problemleri oldukça hızlı farkedebilirler.

Orijinaldirler – Orijinallik onlar için itici güçtür.

Beceriklidirler – Alışılmadığı yaparlar, çözülememiş problemleri çözerler, daha önce düşünülmemişi düşünürler.

Enerjiktirler – Her fırsat, problem ve yeni fikir yaratıcı insanlar için heyecanlanma unsurudur. Bu tip durumlarda enerjileri maksimum olur.

Mizah anlayışları vardır – yaratıcılık ve mizah paralel unsurlardır. Yaratıcı olmayanların iyi espiri yapamayacağı söylenir.

Kendilerini gerçekleştirmişlerdir – Bulundukları yerde kendi varlıklarını kabul ettirmiş insanlardır.

İç disiplinleri vardır – Bazen çok dağınık ve dalgın görünmelerine rağmen kendi iç disiplinlerine sahiptirler. Kendi dağınıklıklarında aradıklarını anında bulabilirler. Yaratıcı olmayanların düzenli ve disiplinli yaklaşımlarınada direnç gösterirler.

Kendilerini yetiştirirler – Kendi yetenek ve becerilerinin farkında olarak benim “altın bilezik” dediğim farklı sanat ve becerileri edinirler. Yemek yapan biriyle sohbet ederken bir yandanda nasıl yaptığını izler ve öğrenirler.

Özel ilgi alanları vardır – Eski araba koleksiyonu yapmak, aikido yapmak yada eski kitap koleksiyonculuğu vb enteresan hobileri olur. Enerjilerinin bir kısmını bu hobilerinde iyi olmak için harcarlar.

Kalıplardan uzaktırlar – Mevcut kurallar ve normlardan farklı düşünürler. Buyüzdende çoğu zaman bulundukları ortamda acaip, değişik, garip yada sıradışı diye tanımlanabilirler.

Meraklıdırlar – Alice Harikalar Diyarında kitabındaki çocuk gibi tavşanın adından mağaraya dalarlar. (Matrix filmini seyrettiyseniz Neo’un bilgisayarında “tavşanı takip et” mesajı çıkmıştı)

Açık fikirlidirler – Her türlü olasılık ve yanıta karşı açıktırlar.

Bağımsızdırlar – Bağımsızlık onların yaratıcı fikirlerini açığa çıkarır.

Eleştiricidirler – Herşeye açıktırlar ve her şeyi deneyebilirler fakat bir o kadarda yaptıkları her şeyi daha iyiye erişmek için eleştirirler.

Mevcudu kabullenmezler – Olanı kabullenirsen yaratıcılığa gerek kalmaz.

Kendilerinden emindirler – Hata yapsalarda güvenlerini kaybetmezler. Edison gibi düşünüp yaşanan hataların başarının anahtarı olduğunu düşünürler.

Risk alırlar – Çözüme giden yola risk almaktan çekinmezler.

İnatçıdırlar – Charles Goodyear (mevcut tekerlek teknolojisini bulan) ve Chester Carlson (fotokopiyi bulan, Xerox’ın kurucusu) en iyi örneklerdir. Buldukları şeyler için 30 yıl uğraşmışlardır.

Bu maddelerin hangileri size uyuyor?

Sizi rahatsız eden yada eksik gelen maddeler var mı?

Yaratıcılığı sadece işte değil evde, okulda, sokakta ve her yerde düşünmemiz gerekiyor.

Yukarıda yer alan maddelerden yapamadıklarınız var ise nedenini sorgulayın. Görüşlerinizi benimle lütfen paylaşın.

Paylaşın:

Bedavacılık kültürü içimize sinmiş

Internet, bedava yada çok ucuz olmalı düşüncesini ilk gününden bu yana cesaretlendirmeye devam ediyor. Ve herkesin internet üzerinde işine yarayacak bir şeyler mevcut.

Amerika’nın en büyük internet servis sağlayıcı şirketi olan American Online sitesinde yapılan 20 milyon aramayı analiz ettiğinde insanların büyük bir kısmının bedava seks, bedava resim ve bedava müzik aradığını bulmuş. Eğer aranan şey bedava değil ise aranan en önemli diğer özellik “yeni” olması imiş.

Bir diğer rapor ise 16-24 yaş arasındaki gençlerin %70’inin müzik indirdiğini ancak 40’ta birinin para ödediğini söylüyor. Geçtiğimiz yıllarda reklama dayalı bir gelir modeli ile bedava müzik dağıtıldığını görmüştük. Ben bu tip modellerin zamanı çok parası az olanlar için mükemmel olduğunu düşünüyorum.

Aslında internetten beklentilerin bedava olması bir yerde normal çünkü internet bir self-servis hizmet. Self-servis hizmetler bedava veya çok ucuz, hızlı ve kullanımı kolay olan servislerdir. Ve hatta birçok fast food restaurantta bir menü aldığınızda bedava oyuncak bile verirler.

Internet bir taraftanda hayatımızı ucuzlatıyor. Gazeteleri internetten okuyoruz, müzikte dinleyebiliyoruz ve hatta artık TV sitelerinde haberleri ve yayını izleyebiliyoruz.

Dosya paylaşım siteleri açıldıkça eskiden “çalmak” dediğimiz şey “paylaşım” haline dönüştü. Aslında kimsenin hakkını yemekte istemem, gerçekten “çalma”değil aslında biraz Robin Hood’luk var. Bugüne kadar tüm müzik şirketleri aslan payını alıyordu ama şimdi zenginden alıp fakirle paylaşma başladı. (Kimsenin hakkının yenmesini savunmuyorum yanlış anlaşılmak istemem)

Yukarıda söylediklerim göründüğü kadar siyah-beyaz değil aslında. Hangi kitapta okuduğumu hatırlamıyorum ama şöyle bir söz vardı: “Zekiler çalar, fakirler borç alır” Müzik eserleri uzun süre borç alındı ama internetle beraber zekiler devreye girdi.

BEDAVA konusunu biraz açalım. Fiziksel hayatta şu tipte tekliflerle karşılaşsanız ne yaparsınız?

– Yemek bedava ama bulaşıkları yıkayıp restaurantı temizleyeceksiniz

– Bir fırında ekmek bedava ama sabah 04:00’te gidip ekmek yapımına yardım ederseniz.

– Kalp naklinizi bedava yapacaklar ama bir böbreğinizi bağışlarsanız.

BEDAVA komik bir kelime. Aslında düşünürseniz bedava olan şey sayısı çok az. Biz her ne kadar internette bedava müzik, bedava ekran koruyucu, bedava program diye arama yapsakta unutmamamız gereken çok ciddi RİSKLER var.

Bedava olan şeyler ya reklam içeriyorlardır, ya eposta adresinizi alıp pazarlamada sürekli mesaj atacaklardır yada casus bir yazılımı bilgisayarınıza indirip sizin bir takım bilfgilerinize erişmeye çalışacaklardır.

Ama herşeye rağmen BEDAVA olsun TAŞTAN olsun mantığının gitmesi çok kolay değil. Biz her zaman homo economicus olacağız yani en az maliyetle en çok getiriyi elde etmeye çalışan insanoğlu olmaya.

Yine BEDAVA olanın SAMİMİ olduğundan emin olun. Bir bilene sorun veya araştırın.

Paylaşın:

Kuantum Yönetimi

quantum ripples in chaos

Image by Kalense Kid via Flickr

Projelerimizi planlarken, çoğu zaman daha önce hiç yapmadığımız bir şey hakkında süre ve maliyet tahminleri yapmak zorunda kalırız. Projeler doğaları gereği riskleride içerdiklerinden doğru tahminlerin yapılma olasılıklarıda zayıf olmaktadır. Kuantum Yönetimi, maliyet ve zaman kavramını farklı yollardan düşünme becerisini hedeflemektedir.

Ayşe orada olmak istemediği odanın önünde duruyor ve pazarlama müdürünün kendisine söylediklerini düşünüyordu: “Sakın bana Mart 15’den Mayıs 15’e deme. Bana bunu ne zaman teslim edeceğini söyle!”

Asıl sorun, Ayşe’nin kesin bir tarih verememesi, bu tip şeylerin kestirilemiyor olması ve patronununda bunu bir türlü anlamamasıydı. “Tamam, 15 Mayıs kesin” dedi.

“Hayır,” dedi patron “Ortalamasını alacağız. O zaman ne oluyor?” dedi ve arkasındaki direktöre döndü “15 Nisan? Nisan 15. İşte budur. Başka bir şey var mı?”

Herşeye rağmen Ayşe’nin ekibi 26 Nisan’da 10 gün gecikerek teslimatı yapabildi. Ayşe’yi, ekibini ve ilgili diğer herkesi kötü bir gün bekliyordu. Orada neler oluyordu?

Problem-çözen organizasyonlarda iki tip iş olur : Operasyonlar ve Projeler. Operasyonal iş genellikle imalat gibi tekrarlanan eforu, rutin idari işleri ve altyapı operasyonlarını tarifler. Proje işi ise yeni ürün geliştirme, başka yere aktarma, reorganizasyon tip işleri tarif eder. Operasyonlar tekrarlanan ve az riskli işlerdir. Projeler ise tek ve risklidirler. Bu sebeple projelerin farklı yönetilmeleri gerekir. Kuantum Fiziği bunu anlamanıza yardım eder.

Kuantum Fiziğinde doğal olarak bir herhangi bir şey bilinemezdir. Örneğin, Hareket eden birinin bulunduğu yer konusunda eminizdir ama hızından emin değilizdir. Klasik Fizik sınırlama getirmez.

Yenilik yada önceden tahmin edilebilirlikten birini seçmek gerekir. Her ikisi de olmaz

Yönetim’de örnekseme vardır. Maliyeti ve zamanı kesin olarak bilmek istiyorsak yenilikleri azaltmamız gerekir çünkü yenilik risk getirir. Eğer riski kabul ediyorsak maliyet ve zaman konusunda tam kesin olmamayı göze alabilmeliyiz. Kuantum Yönetimi riskin içeriğini asla tam olarak bilemezsin demektedir.

Operasyon odaklı organizasyonlardaki yönetim deneyimlerinde yöneticiler asla şöyle şeyler duymaktan hoşlanmazlar “4-6 ay içerisinde tamamlanmasını bekliyoruz” Genellikle “tepeden inme” zamanları talep ederler. Bu klasik yönetimdir ve klasik fiziğe benzer.

Organizasyonunuzu Kuantum yönetimine yöneltmelisiniz. Bir yönetici olarak:

  • “Ne zaman hazır olur?” diye sormayın, “%95 olasılıkla ne zaman hazır olur?” diye sorun.
  • %95 bandında tahmini tutan proje yöneticilerinizi ödüllendirin.
  • Mali İşler, risk yönetimini bireysel proje bazında değil projelerin toplamı bazında değerlendirmelidir.

Proje yöneticisi olarak:

  • En iyi ve kötü ihtimaleri %95 bandında tahmin etmeye çalışın.
  • Eğer sizden tepeden inme tarih istenirse onlara Kuantum Yönetimini öğretmeye çalışın. Ya kaybedersiniz yada biraz ilerleme sağlarsınız.
  • Tepeden inme bir tarih dolayısıyle kendinizi kötü hissederek bir yerlerde durduğunuzda böyle bir şeyi kabul etmenin Kuantum Yönetimi kurallarını değiştirmeyeceğini unutmayın.
Paylaşın:

Acil problem çözümü

Flickr Meet #3 - Nottingham

Image by CraigMarston via Flickr

Acil durumlarda ve özellikle kriz durumlarında eğer şirketin ve çalışanların geleceği risk altındaysa problem çözümü çok öenmli bir hale gelmektedir. Bu noktada şirket ya da ekip olarak problem çözümüne yönelik yapabileceğiniz bazı şeyleri sizlerle paylaşmak istiyorum.

Toplantı bittiğinde herkes durumun sandıklarından daha vahim olduğunu farketmişti. birisi şöyle bir şey sordu: “Diğer firmalarda acaba böyle mi düşünüyorlar? Ne düşünüyorlardır sizce?”

Bu tip durumlarda kolaylıkla “evet herkes böyle düşünüyor” ya da “sadece biz akıllıyız ve farkındayız” demek zordur. “Emin değilim” dedi oturanlardan birisi. “Ama herkesin umudu olduğuna ve bu krizden akıllıca çıkış yolları bulmaya çalıştıklarına ve bunu yaparken acil problemlerine öncelik vermeleri gerektiğinin farkında olduklarına eminim” dedi. Herkes gülümsedi, soran hariç.

“O zaman durumumuzun farkındayız ve acil problemlerimiz için çözüm üretmeye başlayalım” dedi katılımcılardan birisi. Herkes istekli ve heyecanlıydı. Problemlerinin çözümünün kendilerinde olduğunu biliyorlardı.

Bu tip durumlarda grubu konuya odaklamak ve dikkatlerinin başka şeye kaymamasını sağlamak önemlidir. Ne yapılmalı;

Suçlu aranmasını engelleyin
Birilerini suçlamak yada mazeret bulmak problemi çözmez. Eğer acil çözüm istiyorsanız zaman çok önemlidir.

Sakın “ben demiştim” demeyin
Bu da bir tür suçlamadır. Kendinizin zamanında haklı olduğunu ve diğerlerinin sizi dikkate almadıkları için bu duruma düşüldüğünü söylemek onları suçlamaktır. Bu davranış problemi çözmediği gibi karşı taraftakileri savunma y da karşı saldırıya teşvik edecektir.

Çözümler faydalarına göre sıralanmalıdır
Çözümü önerenin ünvanı yada tiri değil önerilen çözümün fayda tesiri önemlidir. Bazıları iyi hatip olarak kend ifikirlerini empoze etmeye çalışabilirler fakat çözümler fayda tabanında ele alınmalıdır.

Kararlı ve ani hareket edilmelidir
Ben askerdeyken eğer roket geldiğini görürüsek 2 sn. içinde uzaklaşmamız gerektiğini öğrenmiştik ki 2 sn. anında harekete geçen bir için 10-20 mt eder ve saklanmanız için yeterlidir. Acil durumlarda hızlı hareket önemlidir. Atrıca hereketin dağdan düşen kar topu gibi olması gerekir. Problem çözme ile ilgili yapılanlar dışarıda açık iş bırakmamalı, bir bütün halinde hareket edilmelidir. Gecikme risk getirir.

Acil durum hiyerarşisi içinde yerinizi kabul edin.
Acil durumlarda herkese bir rol düşer ve siz ünvanınızın dışında gerekli bir konuda görevlendirilebilirsiniz. Acil durumlar adiliyeti ya da normal hiyerarşileri ortadan kaldırabilirler ve gayet normaldir.

Herkesin birbirine bağlı olduğunu unutmayın
Eğer bir görev ya da sorumluluk alıyorsanız berbaer olduğunuz ekibinde düşünce ve beklentilerine uygun davranmanız gerektiğini onlara karşıda bir sorumluluğunuz olduğunu unutmamalısınız. Sadece kendi alanınızda bir şeyler iyi yapmanız herkesin yararına ve doğru bir şey yaptığınız anlamına gelmez.

İnsanların dediklerini duyun ve dinleyin
Sadece işinize yada sorumluluğunuza odaklanıp başka problemler atlar ya da yanlış anlarsanız daha büyük problemlere sebebiyet verebilirsiniz. Sabırla ve dikkatlice dinlemeyi öğrenmelisiniz.

En önemlisi her ne kadar olağanüstü ve kötü bir durum olsada pozitif tarafınızı asla kaybetmemeniz gerekliliğidir. Negatif düşünce olumlu alternatifleri bulmanıza engeldir. Brlikte ve ekip olarak başaracağınıza inanmanız önemlidir.

Paylaşın:

Cephaneci olmayın

“Cephanecilik” başka birinin 3. bir partilere yapacağı politik atakta (Ör. Açığını aramak) kullanabileceği malzemeyi sağlamaktır. Tehlikeli bir roldür.

Ahmet aylık raporları hazırlamaktan hiç hoşlanmıyordu çünkü hiç kimsenin bunları okumadığını düşünüyordu. Hem bu sıkıntıya hem de diğer başka bir sürü ıvır zıvır şeyle uğraşmaya devam ederken tüm işlerini akşam saat 6 olmadan bitirmeye çalışıyordu.

Müdürü olan Ayşe Hn yanına gelip bir iki laflarlarken Ayşe Hn. Sordu: “Pelin’in Agro firmasına ait raporunu gördün mü? Rapordaki risk planına ait düşüncelerini bana bildirebilir misin lütfen”

Pelin, Ayşe’nin şirket içerisindeki emsali yada aynı ünvanlı başka bir çalışan idi ve Agro projesinin sorumluluğu Ayşe’den alınıp Pelin’e verilmişti. Agro Ayşe’nin parlak buluşu olduğu için Pelin’e biraz gıcıktı. Bu rahatsızlığın herkes farkındaydı ama yüksek sesle söylenmiş herhangi bir şey yoktu.

Ayşe devam etti, “Kusursuz tam kontrol lütfen.”

“Tabi” dedi Ahmet. Vedalaştılar ve Ahmet bilgisayarının başında düşünceleriyle başbaşa kaldı.

Ahmet çok sıkıntılı hissediyordu kendini. Talep ilginçti, özellikle bugüne kadar e-posta ile taleplerini yapan birinden telefonla gelmesi durumu dahil olmak üzere. Pelin’de kendisinden risk planına ilişkin görüşünü istemişti ve Ayşe’de bunu biliyordu. Ahmet ne olup bittiğini düşünürken raporunu hazırlamayı unutmuştu.

Cephanelik askeriyede mühimmatın saklandığı yerdir. Bu benzetme üzerinden gidersek “Cephanecilik” başka birinin 3. bir partiye yapacağı politik atakta kullanabileceği malzemeyi sağlamaktır. Askeriye’de olduğu kadar normal işyerlerinde de oldukça tehlikeli bir pozisyondur.

Politik cephane gerçek cephanelerin aksine güvenli saklanacak şekilde tasarlanmamıştır.

Ayşe’nin kafasında ne olduğunu bilmiyoruz ama cephaneliğe giderek Argo projesini tekrar kendisine kazandırabilecek, Pelin’e karşı bir şey bulmaya çalışmıştı.

Ahmet’in durumu çok sıkıntılıdır çünkü sağlayacağı metaforik cephanenin kendi güvenliği ve hatta verimliliği konusundan emin değildir. Eğer vereceği bilgi Ayşe’ye zarar verirse Ahmet’in kimliği gizli kalmayacaktır. En kötü ihtimalle kendini savunurken Ahmet’ten aldığı bilgilere dayanarak bunları yaptığını söyleyecek. Eğer cephane kullanışsız ve kusurlu ise bu defada cephaneliğe suç bulunacaktı.

Ahmet ne yaptı? Pelin ile açık iletişimde çok rahat olduğunu ve daha önce ona da gönderdiği görüşlerini kendisine de iletmekten mutluluk duyacağını email ile bildirdi.

Ayşe ne yaptı? Özellikle email ile cephane istemedi. Eğer gerçekten cephaneye ihtiyacı varsa bilgi ihtiyacı varmış gibi gizleyerek Ahmet’in verebileceği şekilde isteyecekti. Ahmet’te böylelikle cephanelik riski almadan işini yapabilecekti.

Cephane istekleri çoğu zaman muğlaktır; muğlak talepler red edilme riski taşırlar. Eğer talep eden güvenlik ve koruma istiyorsa siz de talep edin. Eğer bir cephaneliğe geçmeniz isteniyorsa her türlü işlemde herkese açık ve paylaşımcı olun.

Paylaşın: