Kategori arşivi: Kisisel Gelisim

Projelerde Ucuza Kaçma

Bugün bir çok proje bütçe ve zaman açısından bir çok kez indirime gitmektedir. Harcamaları kestiğimizde, çok fazla kesintinin riskini düşünerek “Eğer maliyeti aşağı çok fazla çekersek sonuçları ne olur?” diye sormanız gerekir.

Amerika’nın gelmiş geçmiş en büyük otoban projesi olan Boston’un Big Dig projesinin bütçesi 2 milyar dolardı. Gerçekleşen maliyet 14 milyar dolar civarındadır. Maliyetlerin bu kadar artma sebebi, sürekli maliyetleri düşürme baskısı yaşamalarıydı.

Soru şu: Başlangıçtaki tahminlerimizin doğru olmadığı varsayımıyla maliyetleri aşağı çektikten sonra aynı tahminlerin doğru olmadığını düşünerek neden tekrar aşağıya çekmeye çalışıyoruz?

Muhtemelen başlangıçtaki tahminlerin, her şeyin yolunda gideceği varsayımıyla kafadan atılması ve zaman baskısı ile yapılması yüzünden. Bu yaklaşım devam ettiği sürece her yeni tahmin bir önceki kadar kötü olmaya başlıyor.

Sürekli bunu yapıyoruz. Bütçeleri kıstığımızda çok kısma riskini göze alıyoruz. Bu durumda acı gerçek karşımıza çıkıyor; eğer fazla kesersem kesmediğimden daha fazla kayba uğrayacağım.

Bütçe çok kesildiğinde çeşitli mekanizmalar devreye girerek proje yönetimini doğrudan etkilemektedir. Bu durum kontrolsüz süreçleri doğurmakta ve maliyetlerin artmasına sebep olmaktadır. Örnek vermek gerekirse:

Ummak

Herhangi bir bütçe kesiminde çalışanlar yaptıkları işleri tekrar gözden geçirir ve tahminlerini yenilerler. Sadece istenilen tahminleri ve güncellemeleri yaparlarsa işe yarayacağını, kendilerine ait bölümü kurtaracaklarını düşünürler. Tahminlerini “istenilen yönde” değiştirirler ve sonrasında aşımlar kaçınılmazdır.

Karanlık İşler

Büyük çaplı bütçe kesintileri “yeraltı”, “karanlık” davranışı cesaretlendirir ve bu kontrolü zorlaştırır.

İlancılık

Ek personel alımı için onay alınamayacağı düşünülüyorsa eldeki kötü personeli tutma eğilimi ağırlık kazanır. Niteliksiz çalışanlarla maliyetleri daha yükseltme riski ortaya çıkar.

Donma ve Erime

Eğer bir organizasyon zaman zaman donuyorsa (işleri öteliyorsa) zaman zamanda eriyecektir(plansız öne çekmeler) denebilir. Bazen bu durmalar diğer ötelenmiş işlerin halledilmesi şeklinde pozitif olarak yansıyabilir. Ötelemeler çakıştığında içinden çıkılmaz bir hal alabilir. 

Ertelemek

Bütçeler katı ise zaman zaman gecikme problemleri yaşanır. Örneğin, eğer projenin gecme riski varsa testler kısılır. Süreyi tutturmak için kaliteden taviz verilir.  Bu durum doğal olarak problemlerin keşfedilmesini geciktirir. Sonradan farkedilen problemin giderilmesi ise daha maliyetli olur. Proje maliyeti düşürülmüş ama şirkete binen maliyet katlanarak artmıştır.

Kaos’ta ne yapacağız?

İnsanlar ve sistemler değişime nasıl yanıt verirler? Pandemi, Suriye’ye asker gönderiyor olmak, ekonomik ortam vb. gibi sürekli hayatımızda bir şeyler değişiyor ve her defasında bu yeni duruma ayak uydurmamız gerekiyor.

Virüs geldiğinde sağlığımızın, işsiz kaldığımızda çalışmanın öneminin farkına varıyoruz. Aslında her değişim bizim buna verdiğimiz tepkiye göre hayatımızı farklı bir şekilde etkiliyor. Örneğin 11 Eylül faciasını yaşayan bir Amerikalı’nın tekrar uçağa binmesi zaman alıyor, ülkeye kabul ettiği yabancılara uyguladığı kontroller ağırlaşıyor.

Proje Yönetimi konusunda uzun süre eğitimler verdiğim için “Değişim Yönetimi” dediğimiz konunun gerek şirketler gerekse hayatımıza yansıyan kısmı ile ilgili de araştırmalarım oldu, hala devam ediyorum.

Özetlemek gerekirse; değişime ayak uydurabilmek için temel 6 başlığın ele alınması gerekiyor;

  1. Eski durum – Sistemin değişim başlamadan önceki, baştaki durumu
  2. Yabancı BileşenEskiyi değiştiren şey, olay, kişi.
  3. Kaos – Yabancı bileşenden kaynaklanan karmaşa ve bölünmeler.
  4. Fikrin Dönüşmesi – Kaos’tan bizi yeni bir yola doğru çeviren konsept. Aslında yeni durumun olağan kabul edilmesi ve buna göre yeni tavrın oturmaya başlaması.
  5. Entegrasyon ve Pratik – Dönüşen fikrin yerleşmesi ve operasyonel anlamda hayatın içine girmesi
  6. Yeni Statüko – Yeni bir sistemin oturması

Literatürde bu konuda çok fazla teori, çok fazla öneri var. Özellikle 11 Eylül sonrası Amerika’da oldukça benimsenen ve benimde sıcak bulduğum Star Değişim Yöntemi (Jay Galbraith) bu türde değişimi yönetebilmek için en ideal yöntemlerden birisi. Ne önerdiğine gelince:

Kaosta herkesi haberdar edin

Bir kaos’ta olduğunuzun farkında olarak herkesin stres altında olduğunu bilin. Yorgunluk ve düzensiz/dağınık çalışmaları izleyin, insanlara dinlenme ve kaygılarını paylaşma ortamı yaratın. 

Eski statükoya yönelimin farkında olun

Kaos’ta herkes rahatsızdır. Bu yüzden insanlar eski alıştıkları duruma dönmek istemektedirler. Değişimin kabul edilmesi gerektiğini geri dönüşün olmadığını anlatmalısınız.

Kaos’larda çok önemli ve büyük kararlar almayın, sözler vermeyin

Karar alıyorsanız uzun vadeli olmamasına özen gösterin. Örneğin 11 Eylül sonrasında uçak yolculuğu gerektiren projeleri yapmamak gibi.

Dönüşen Fikrleri İzleyin

İnsanların bir çok konuda fikri değişmiş olabilir. Bu kişisel ve organizasyonel anlamda her yerde olabilir. Kaloriferci, ateşten korkmaya başlamışsa üşüyeceksiniz demektir, önleminizi alın.

Kaos kötü bir şey değildir, bir şekilde oluşabilir. Önemli olan ortaya çıktıktan sonra onunla yaşayabilmek ve onu yönetebilmektir.

Oz Büyücü’sünde Oz ülkesine girdiğinde Doroty şöyle der: Artık Kansas’ta olmadığımızdan eminim.

Gerçeği Söylemekten Korkmak

Bazen bir şeyleri söylerken isteyerek ya da istemeyerek bazı detayları ya söylemeyiz ya da başka şekilde söyleriz.

Biz, bize söylenenlerin doğruluğunu bilmek isteriz, karşımızdakilerde onlara söylenenlerin doğruluğunu bilmek isterler. Yalan söylemek bazen kolaydır ve “yalancıların hafızaları çok güçlüdür” klişesine ek olarak Mark Twain’in çok güzel bir sözü var “Gerçeği söylersen hiç bir şeyi hatırlamak zorunda kalmazsın” diye.

Şimdi ya aşağıdaki yazıyı yazıcıdan çıkarıp masanıza koyun ya da sadece şöyle bir göz atın. Gerçeği söylemekten korktuğunuzda bunları düşünün;

– Gerçeği söylemek daha az yaratıcılık gerektirir.
– Gerçeği söylemek kan basıncınızı normal bir seviyede tutarak doktor maliyetlerinizi düşürür.
– Gerçeği söylemek bu konuda gelecekte söyleyeceğiniz şeylerle tutarlı kalmanızı gerektirmez.
– Gerçeği söylerseniz muhtemelen kimse sizi suçlamayacaktır.
– Gerçeği söylerseniz geçmişte kime ne söylediğinizi hatırlamak zorunda kalmazsınız.
– Gerçeği söylediğiniz için çoğu zaman kendinizi suçlu hissedebilirsiniz.
– Gerçeği söylediğinizde işe yarayıp yaramadığını kontrol etmeniz gerekmez.
– Gerçeği söylerseniz yakalandığınızda ne söyleyeceğinizi planlamanız gerekmez.
– Gerçeği söyleyecekseniz süslü ve karmaşık cümlelere, kelimelere ihtiyacınız olmaz.
– Basit gerçek diğer her şeyden kısadır.
– Gerçeği söylemenin çok zor olduğu durumlarda pratik yapın.
– Eğer siz gerçeği söylerseniz (kesin olmamakla beraber) diğerleride gerçeği söylerler.
– Gerçeği söylerseniz burnunuz uzamaz.
– Gerçeğin dedikodusunu yapmak zordur. (En iyiside budur)
– Gerçeği söylüyorsanız mimiklerinizi ayarlamanıza gerek kalmaz.
– Gerçeği söylerseniz sebeplerini açıklamak zorunda kalmazsınız.
– Gerçeği söylerseniz o konuda hala yapılabilecek bir şeyler varsa yapılır.
– Gerçeği söylerseniz daha rahat uyursunuz.
– Doğrucu olduğunuz bilinirse yalan istekleri azalır.
– Eğer genellikle gerçeği söyleyen biriyseniz insanların inandığı-güvendiği biri olabilirsiniz.

Odaklanmanın gücünü farkedin!

Sadece TEK bir şeye odaklanabilmek için yapacağınız her şey kendinize yapacağınız en önemli yatırım olacaktır.

Her ne kadar tek bir şey ile uğraşmak kolay gibi görünsede aslında oldukça zor bir iştir. Bence odaklanmayı zorlaştıran, gerçekten yapmak istediklerimizle yapmak zorunda olduğumuz şeyler arasında kalmamız.

Bu yüzden doğru şeye odaklanmamız için bize en çok severek yapacağımız ve fayda sağlayacak olan konuları belirlememiz gerekiyor. Ör., Kendi işimizi açmak, hobimizden para kazanmak, kitap yazmak vb.

Kendimize en büyük faydayı sağlayacağına inanarak yaptığımız şeylerin başkaları açısından da önemli olup olmadığına, aynı yoldan geçenlerin başarı ve başarısızlık hikayelerine bakarız. 

Başarı hikayelerinde en çok dikkatimi çeken şey, kişilerin tek bir konuya odaklanmaları ve o konuda en iyi olma gayretleri olmuştur. Kurumlarda, en iyi olma gayretlerini seçtikleri kulvarda sergilerler. (Ör., google arama motoru)

Tek bir konuya odaklanmak bizi başarıya götürecek merdiveni oluşturuyor. 

Peki nasıl?

Tek bir konu seçtiğimizi düşünelim. Bu konuda ilgili kitapları ve internet makalelerini okuruz. Gerekiyorsa denemeler yapar, pratiğimizi artırırız. Bilgi birikimimiz ve tecrübemiz artmaya başlar. İlk basamak tamam.

Her basamağa çıktığımızda bir basamaktan çok daha farklı bir manzara görürüz. Artık bazı şeyleri farklı bir bakış açısı ve yorumla değerlendirebilir hale geliriz. Şimdi daha yukarıdaki biri olarak daha önce erişemediğimiz yerlere erişebilir hale geliriz.

Her basamakta, diğer basamağa odaklanarak, tek tek yukarı çıkarız. Her defasında bir öncekinden daha hızlı basamakları çıkabildiğimizi fark ederiz. Bu, her geçen gün daha farklı fırsatları görebilmemizi sağlar. 

Tüm bunları yaparken, acele ederek ve sabırsız davranarak bir basamağı tamamlamamışken başkasına atlamaya çalışmamalıyız.

Tek bir konuya odaklandığımızda, deneyimlerimizi, tecrübelerimizi ve bilgimizi “değere” dönüştürmeye çalışmalı, bizimle aynı bilgi ve beceriye sahip olmayan insanlara destek olmalıyız.

Basit bir örnek vermek gerekirse; Kamil tenis oynamayı seviyor. Her gün antrenman yapıyor, ders alıyor, bu konuda kitaplar okuyor, profesyonelleri seyrediyor, turnuvalara katılıyor.

İyi bir seviyeye geldiğinde çocuklara ders vermeye başlıyor, bir spor dergisine tenis konusunda yazılar gönderiyor, tenis hakkında bir kitap yazıyor, eğitim videoları çekip satıyor.

İşte odaklanmanın gücü bu…

Bu kadar işle nasıl uğraşılır?

Kafanızda sürekli aynı düşüncelerin dolanıp dolaştığı, kendinizi bir fare tekerleğinde hissettiğiniz olur mu? Koşarsınız ama bir yere gidemezsiniz!

Kafanızda sürekli aynı düşünceleri geçirirseniz, bir yere varamazsınız. E-posta yaz, rapor hazırla, yeni proje için Ahmet’i ara, diğer proje için toplantı organize et, araba vergisi öde, gazetelere bak, yeni gelen elemanla tanış vb. sürekli ve bitmeyen yapılacaklar listesi sürekli kafanızda döner, bir çoğunu sürekli erteler, gerçekleştirmeyiz. Sürekli bir şeyleri unutur, tekrar hatırlarız. Yani var gücümüzle kendi tekerleğimizde koşarız.

İlk önce bunun kişisel maliyetini düşünmek gerekiyor. Sevdiğimiz insanlar ve işler için yeterince hazır olamıyor, istediklerimizi yapamıyoruz demektir. Tekerlekte koşmak bizi yapmanız gereken işlere odaklanmaktan alıkoyar.

Her zaman yanınızda bir kağıt ve kalem bulundurun. Bu tip bir durumla karşılaştığınızda hemen not alın. Neleri düşündüğünüzü ve ne zaman yapabileceğinizi yazmaya çalışın.

Bu tekerlekte daha az zaman geçirmek istiyorsanız kafanızda sürekli düşündüğünüz şeylerin üzerine gitmeniz gerekir. Peki nasıl?

Tekerlekteki basamakların kataloğunu yapın

Eğer bir tekerlekte olduğunuzu farkettiyseniz hatırladığınız her şeyi yazın. Kafanızı meşgul eden şeylerin ne olduğunu bilirseniz ancak onlarla savaşabilirsiniz.

Kaytarmanın Gizli Maliyeti

Eğer ufak tefek işleri ötelersek yarın bir gün karşımıza büyük işler olarak çıkarlar. Kaytarmak gücünüzü azaltır, görüşünüzü zayıflatır. Bir dahaki sefere bir işi ertelerken dönen tekerleği hatırlayın.

Bilinçli Tercihler Yapın

Kafanızı nelerin meşgul ettiğini bulduktan sonra bunları tek tek değerlendirin ve gerçekten gerekli olanın üzerine gidin, basamak olarak kalmasını istediklerinizi bırakın. Şu anda bir şey yapmıyorsanız bile mutlaka bir zaman belirleyin. Bir süre sonra tekerlekte tutmaktansa hemen üzerine gitmeyi seçer, olacaksınız.

Bir süre sonra artık tekerlekte geçirdiğiniz sürenin çok azaldığını göreceksiniz. İşte o zaman kendinizi kutlayabilirsiniz.

Siz nasıl bir iz bırakacaksınız?

Hepimiz zaman zaman arkamızda ne tip bir izler bıraktığımıza bakmalıyız. Bıraktığımız izler bizim nasıl hatırlanacağımızın ipucudurlar.

Sizce kısa vadeli düşünen, kolaya kaçan veya at gözlüğü ile ilerleyenler nasıl bir iz bırakırlar?

Büyük gemi, küçük tekneden daha çok iz bırakırken, aynı büyüklükte hızlı tekne yavaş olandan daha büyük iz bırakır. 

Siz ne kadar büyüksünüz? Ne kadar hızlısınız? Arkanızda bıraktığınız izin etkilerini ne kadar önemsiyorsunuz? Büyüklük ve hız derken unutulmaması gereken bir şey var: Kaş yaparken göz çıkarmamak gerekir. Büyük gemi hızla küçük teknelerin arasına dalarsa ne olacağını tahmin edebilirsiniz. Büyük iz bırakırken onların batmasına sebep olabilir. Belki açık denizde o hız yol alınmasına yol açabilir ancak özellikle boğazı geçerken bu kadar yüksek bir hız yaparsanız çevreye zarar verirsiniz yani her zaman denge ve ayar önemli.

Kişilerin gönüllü olarak bir araya geldiği ve bir amaç etrafında toplandığı organizasyonlarda (STK’lar) genellikle bırakılacak iz ve bundan kimlerin etkileneceği belli olur. Gönüllü ve hedefi belirli işlerde bırakılacak iz çoğunlukla kutsal ve değerlidir. 

Yaşlandıkça enerjimiz azalacak bundan kaçış yok. Bu daha az iz bırakabileceğimiz anlamına gelmiyor. Ne yapılabilir ya da sen ne yapıyorsun derseniz şudur: yazmaya çalışıyorum, projeler geliştiriyorum, sürekli araştırma yaptığım için bulgularımı paylaşarak yeni düşüncelerin önünü açıyorum, tekrar kitap yazmayı planlıyorum, online eğitimler hazırlıyorum, bazı kuruluşlara yardımda bulunuyorum, iyi bir eş, baba olmaya çalışıyorum vb. gibi sadece iyi izler bırakmaya çalışıyorum.

Kimse arkasında kötü iz bırakmaz istemez, neden istesin ki?

Madem herkes iyi iz bırakmak ister o zaman önemli olan bıraktığımız izlerin ve bizden/organizasyonumuzdan etkilenen kurum ve kişilerin farkında olmamız gerekiyor. Kaç kişinin hayatını etkiliyoruz? Kötü iz bıraktıklarımız varsa farkında olmamız ve nasıl düzeltebileceğimizi düşünmemiz önemli.

Nasıl hatırlanmak istiyoruz? Bu koca dünyada nasıl bir iz bırakacaksınız? Biraz hız kesip nasıl bir iz bırakacağınızı tasarlayabileceğiniz zamanınız hala var. Hadi….

İçgüdülerinize Güvenin!

Bazen birini ilk gördüğünüzde sevmediğiniz, bazen içinizden bir sesin yapma dediği olmuyor mu? İçinizdeki sese güvenin.

Aslında yapılan araştırmalar zor kararların çoğu zaman bilinçli bir şekilde verilmediğini gösteriyor. Almak istediğimiz şey yerine daha ucuz başka bir şey ile karşılaşırız. Açızdır ama yesem mi diye düşünürüz. Et mi tavuk mu yesem diye düşünürüz. Hayat bizi sürekli bu tipte terciler yapmaya zorlar.

Şimdi adını hatırlamadığım bir kitabın kahramanı her karar vermesi gerektiğinde zar atıyordu. Çok azımız hayatın şansa dayandığına inanır, bu yüzden karmaşık kararları dikkatlice düşünerek verme gayretine gireriz.

Benim önerim özellikle basit şeylerde mutlaka içgüdülere güvenilmesi. Kendimi bildim bile herhangi bir şeyi yapmaya niyetlendiğimde içimdeki ses ya da herhangi bir şey (ayağımın takılması, kafamı çarpmam vb.) bana o işi yapmamamı söylediğinde uyuyorum ve bu sayede (belki de tamamen raslantı) 2 kere hayatım kurtuldu.

Amsterdam Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmada basit kararların beynin bilinçsiz tarafı ile çözülmesinin daha iyi olacağı ispatlanmaya çalışılmış. Deneklere 4 tip araba tanıtılmış. En basit 4 özellik, en karmaşık 12 özellik anlatılmış. Deneklerin bir kısmına düşünme vakti verilmiş ve düşündükten sonra basit 4 özellikli arabayı seçmişler. Kompleks 12 özellik her bir özelliği değerlendirme çalıştıkları için karasızlıklarını büyütmüş.

İnsan beyni bilinçli ya da bilinçsiz kontrol olmak üzere iki aktiviteye ayrılıyor. Bilinçli kontrol aslında “ilgi” ile ilgili. Yani bisiklet sürmek vb. sürekli dikkat gerektiren şeylerde ilgi çok önemli. İlginiz yoksa dikkatiniz de olmuyor. Bir şeyleri anlamak ve öğrenmek gibi bilinçsiz kontrole dayalı beyin aktivitelerimiz ise hala büyük bir soru işareti.

Aslında bilinçli yaptığımızı düşündüğümüz bir çok şeyin aslında bilinçsiz bir şekilde yani içgüdüyle başladığını söyleyen bilim adamları çoğunlukta. Aslında içgüdüler bir lokomotif etkisi ile hareketi başlatıyor bilinçli olarak devamını getirmeye çalışıyoruz.

Aslında beynimiz büyük bir sabit disk gibi hafızasına tüm deneyimleri ve bilgileri yüklüyor. Ve biz bir takım davranışlarımız öncesi gidip eski kayıtlardan durumu kontrol ediyoruz. Aslında bilinç yapılacak işin ön kontrolünü sağlayan bir kontrol listesi gibi bir şey oluyor.

Bilinçli düşünme matematik vb. belirli kuralları hatırlayarak ve onlara bağlı olarak çözülebilecek şeyler için ideal fakat kompleks problemler için değil. Bilinçsiz beyin faaliyeti ki buna düşünmeden davranmak da diyebiliriz, aslında karşımızdaki kompleks duruma çok daha doğru bir çözümü getirebilmekte.

Eğer sizleri biraz olsun aydınlatabildimse bundan böyle et mi yoksa tavuk mu yiyeceğiniz konusunda bilinçli olarak geri dönüp bir karar vermeye çalışmanız gerekmediğini anlamışsınızdır. İçinizden nasıl geliyorsa öyle yapın. (Ama doktorunuzun tavsiyelerini, kanunları ve diğer insanları rahatsız etmeyecek olan şeyleri).

Eğitim içerikleri ve detaylı bilgi;

  1. Portföy Yönetimi
  2. Proje Ölçütleri ve Ölçüt Yönetimi
  3. Projelerde Temel Performans Göstergeleri – KPI
  4. Proje Yönetimi Dokümanları ve Uygulamaları
  5. Projelerde Süre Kısaltma Teknikleri

Sipariş vermek için tıklayınız.

Olağanüstü Durumları Doğru Algılayabilmek

Her yiğidin bir ekmek yiyişi, her başarılı kişinin / ekibin bir çalışma şekli vardır. Ama bir şeyler kötüye gittiğinde kişinin morali, ekibin ahengi ve insanlar arası ilişkiler bozulabilir.

Yaşanan olağanüstü durumları doğru algılayabilmek ve acil durumlarla baş edebilme becerisine sahip olmak gerekir. 

Olağanüstü durumlar, sebebi her ne olursa olsun (pandemi, doğal afet, ani bir değişiklik, yeni bir şey keşfetmek, bütçenin azalması, kilit personelin işten ayrılması ya da bir tehdit oluşması vb.) acil harekete geçilmesini gerektirirler. 

Aslında hemen hemen herkes veya kurumlar normal zamanlarında, acil durumlarda ne yapacağını düşünür, tasarlar. Fakat gerçekten bir acil durum oluştuğunda stres, korku ve gerilim olaya normal ve planlandığı gibi yaklaşılmasına engel olabilir. Depresif davranışlar, fevri hareketler, kişiselleştirilmiş çatışmalar çıkabilir ve hatta insanlar birbirlerini kırabilirler. En önemlisi bu tip durumların “kalıcı” yaralar açmasıdır.

Acil durumlara karşı hazırlıksız olanlar, geçici çözümleri (borç bulmak, ertelemek, personel çıkarmak vb.) tercih ederler.

Acil durumlarda ne yapacağınıza ilişkin benim önerilerim aşağıda;

Acil durumun duyurulması – Acil durumun, yöneticiler, fikir liderleri vb. samimi bir şekilde duyurulması gerekiyor. Acil durum önlemlerinin ne olduğunun hatırlatılması, askıya alınan konuların ne olduğu, nedenleri ile açıklanmalıdır.   

Uygun karar verme süreci geliştirin – Oybirliği her ne kadar doğru bir yöntem olsa da zaman alır. Acil durumlarda hızlı karar mekanizması, normal zamanlara göre farklı olmalıdır. 

Kısa vadeli düşünün – Acil durumlarda uzun vadeli düşünmek anlamlı olmayabilir. Acil durum geçene kadar kısa vadeye odaklanın.

Eğitim ve Simulasyon – Olası acil durumlara yönelik eğitimler verilmesi, eğitimli kişilerin hzır beklemesi gerekir. Acil durum simulasyonları yapılması kişileri bu tip durumlara hazırlar. Kurum ya da ülke dışı yapılan simulasyonların izlenmesi ve dikkate alınması gerekir.

Delegasyonu indirin – Olası sürtüşmeleri azaltmak için geçici bir süre, daha alt seviyelere delegasyondan çekinmeyin. Acil durumlarda yetki eşiklerine ulaşmaya çalışmak ve onay sayısını azaltmak en iyisidir.

Mali müdahale – Eğer 100.000 TL kaybetme riskiniz varsa 2.000 TL’yi gözden çıkarabilmeniz gerekir. Acil durumlar için yedekler, rezervler tutun. 

Geç kalmamak  – Acil durum planlarınızı zamanında yapın. İş işten geçmeden gerekli önlemleri alın. 

Eğitim içerikleri ve detaylı bilgi;

  1. Portföy Yönetimi
  2. Proje Ölçütleri ve Ölçüt Yönetimi
  3. Projelerde Temel Performans Göstergeleri – KPI
  4. Proje Yönetimi Dokümanları ve Uygulamaları
  5. Projelerde Süre Kısaltma Teknikleri

Sipariş vermek için tıklayınız.

Acil durum esnasında ve sonrasında size destek veren herkese unutamayacakları bir teşekkür vermeyi unutmayın. 

Tüm Olasılıklar Riskliyse Ne Yapmak Lazım?

Eğer birden fazla olasılık olmasına rağmen hepsi riskliyse ne olacak?

Kaan yeni projeye başlamaya çekiniyordu. İş veren firmanın patronundan şöyle bir mesaj gelince iyice tedirgin olmuştu: “Oya Hanım şirketimiz tarafındaki sorumlu kişidir. Fakat bu proje Oya Hanımın ilk tecrübesidir yardımcı olmanızı rica ederim.“

Kaan, Oya’nın projede sıkıntılara sebep olacağından adı gibi emindi. Ama eğer onun çalışmasına karşı çıkarsa işveren tarafından kötü not alacaktı. Eğer sessiz kalırsa o zaman proje kötü gidebilecek, kariyerini riske etmiş olacaktı.

Kaan için her iki olasılıkta riskliydi. (Aşağı tükürsem sakal, yukarı tükürsem bıyık durumu) Şimdi kendinizi Kaan’ın yerine koyun. Gideceğiniz her iki yol da güvenli değil, ne yapardınız?

Ben olsam şunlar yapardım: Birkaç alternatif olasılık daha üretmeye çalışır ve bunları fırsatmış gibi gösterip çıkış yolu bulmaya çalışırdım. Yani kendinize “Korktuğum şeyin başıma gelmemesi için neyi nasıl değiştirebilirim?” diye bir çok kez sormanız gerekiyor.

Kaan’ın opsiyonları Oya’yı kabullenip elinden geleni yapmaya çalışacak ya da işverene Oya’nın projeye katılımının projeye zarar vereceği yönündeki düşüncesini iletecekti. Ve sonuç olarak projenin her şeyden önemli olduğu düşüncesiyle işverene sıkıntılarını açıklamayı tercih etti. Ancak bunu yaparken oldukça nazik ve Oya’nın bu geri çekişten zarar görmemesi için yavaş bir geri çekme önerecekti.

İşveren, Kaan’ın önerisi üzerine Oya’yı geri çekti ama Kaan’ın taahüt ettiği sonuçlara ulaşılması kaydı ile. Ama Kaan akıllı oynamıştı: İşveren, Oya’yı değiştirmeseydi proje ile ilgili olumsuz gelişmelerin sorumluluğunu tecrübesiz birini projeye atayarak üzerine almış olacaktı.

Bu durum işveren tarafındaki diğer sıkıntıyı işaret eder: Bir şeyler kötü gittiğinde Oya’yı değiştirmemesi Kaan’a bahane olacaktı. Öte yandan Oya’yı değiştirmesine rağmen işler kötü giderse neden değiştirdiğini birileri sorabilirdi. Yine aynı ikilemi bu sefer işveren yaşamaktadır.

Bu yüzden, projenin prematüre döneminde tüm sıkıntılar ortaya koyulmalı ve gerekli değişiklikler sessizce yapılmalıdır. İlerlemiş bir projede bu tipteki durumların sonradan çıkması can sıkıcı ikilemler doğurabilir.

Öte yandan Kaan’ın riski minimize edebileceği yolar açılmalı ona projeyi yönetmesinde yardımcı olunmalıdır.

Eğitim içerikleri ve detaylı bilgi;

  1. Portföy Yönetimi
  2. Proje Ölçütleri ve Ölçüt Yönetimi
  3. Projelerde Temel Performans Göstergeleri – KPI
  4. Proje Yönetimi Dokümanları ve Uygulamaları
  5. Projelerde Süre Kısaltma Teknikleri

Sipariş vermek için tıklayınız.

Suçlama Kültürü

Kurumlarda ya da toplumlarda kültür başarının anahtarıdır. Suçlama, kültür içinde ciddi bir yere sahipse kmse risk almayı istemeyecektir.

Suçlamanın Yönü

Eğer yaşanan bir olumsuzlukta hemen astlara yönelik suçlamalar geliyorsa problem var demektir. Suçlama, üstlere doğru olursa o zaman adı tenkit, şikayet olur.

Nadiren süreçleri suçlarız

Suçlama genellikle bir insana, sürece, ya da duruma yöneliktir. Suçlamadan önce özeleştiri yapabilmek gerekir. Önce suçlama yapılıyorsa problem var demektir.

Hep birini suçlarız

Tek ya da daha fazla kişiyi problemden sorumlu tutmak ve suçlamak kolaya kaçmaktır. 

Elçiye zarar veririz

Kötü durumları erken fark etmek sizi bir çok zarardan kurtarabilecekken genellikle bu tipte erken uyarı mesajı getirenleri uzaklaştırır ya da dikkate almayız. İşte bu noktada suçlanması gereken kimdir?

Herkes kendini korumak ister

Herhangi bir olumsuz durumda eğer kişi suçlanacağını hissederse kendisini korumak için her fırsatı kullanacaktır. Bu yüzden suçlama kültürü olan kurumlarda kendi koruma kalkanlarına normal işlerinden daha fazla efor harcayan bir çok kişi görebilirsiniz.

Yaşanan sıkıntıları mevcut politikaları yeniden düzenleyerek çözmeye çalışmak

Ne zaman kötü ya da istenmeyen bir şey yaşansa hemen yeni kurallar ve prosedürler çıkar. Böyle yaparak problemi çıkaranları suçlamış, yeni kurallar ile düzeni getirmiş oluruz ki tartışmalıdır.

Başarmak için politikalar değiştirilmez

Eğer işler yolunda gidiyorsa politika ve prosedürlerimizin işe yaradığını düşünür ve bir şeyleri değiştirme ihtiyacı duymayız. Aksine barış zamanları daha rahat olunmaz mı yeni bir şeyler geliştirmek için?

Kazananları gösteririz

İyi bir şeyler olduğunda bir başaran ya da kazanan işaret edilir. Kahramanlar, siperler arkasından çıkarılır. Kötü bir şeyler olduğunda idam sehpası hazırlanır.

Yazılı olmayan kurallara uymayanları suçlarız

Yazılı olan kurallar kadar yazılı olmayan kurallar da şirket içinde kabul görürler ve bu kararlara uyulmadığında birileri suçlanır.

Yancılık

Özellikle kağıt oyunlarında seyredenler, oyuncuların yanlış hamle yapmasını eleştirirler. Yancılar, hep doğruyu bilirler, yanlış yapanı suçlarlar. İş oynamaya geldiğinde aynı hataları tekrar edebileceklerini, düşünmezler.

Herkesin başına gelir

Herkes bir yerlerde hata yapar. Önemli olan yapacağınız hata karşısında kurum kültürünün nasıl davranacağını önceden bilip hazırlıklı olmanızdır.

Suçlamak kötüdür ama en kötüsü insanın kendisini suçlamasıdır. Kendini suçlamak çözümden çok karmaşa getirir.

Eğitim içerikleri ve detaylı bilgi;

  1. Portföy Yönetimi
  2. Proje Ölçütleri ve Ölçüt Yönetimi
  3. Projelerde Temel Performans Göstergeleri – KPI
  4. Proje Yönetimi Dokümanları ve Uygulamaları
  5. Projelerde Süre Kısaltma Teknikleri

Sipariş vermek için tıklayınız.