Yazar arşivleri: savassakar

Vücut dilini iyi kullanmak – 2

Vücut dilinizi değiştirmek ve yönetebilmek elinizdedir. Yıllarca oturmuş alışkanlıklarınız belki bir iki günde değişmeyecektir ama siz kararlı olursanız ve aşağıdaki önerileri okuyup, uygulamaya çalışırsanız olumlu gelişmeler sağlayabilirsiniz.

Sadece bir bakışın bile yettiği durumları yaşamışsınızdır? Sadece duruşuyla, tavrıyla ve bakışlarıyla sizi olumlu ya da olumsuz etkileyen insanlar olduysa sizde başkalarında istediğiniz etkiyi bırakmak istemez misiniz? Eğer cevabınız evet ise okumaya devam…

9. Yüzünüze dokunmayın – Bu sinirli olduğunuzu gösterir ve diğerlerinin dikkatini dağıtır.

10. Kafanızı dik tutun – Yere bakmayın çünkü bu kendinizi güvensiz hissettiğinizi ve belki konudan koptuğunuzu gösterir.

11. Biraz yavaşlayın – Yavaş yürümek sizi daha sakin göstereceği gibi daha az stresli olarakta gösterir. Birisi size seslendiğinde birden ona dönmeyin yavaşça dönün.

Okumaya devam et

Vücut dilini iyi kullanmak – 1

Bugüne kadar vücut dili ile ilgili olarak hep hangi hareketi ve duruşu nasıl yorumlayacağım ile ilgili çeşitli kitaplar okumuştum. Bir de üstüne Lie to Me dizisini seyrettikten sonra ilgim iyice arttı.

Öncelikle yapmanız gereken kendi vücut dilinizi keşfetmek. Nasıl oturuyorsunuz, konuşuyorsunuz, çeşitli duygu hallerinde nasıl davranıyorsunuz gibi. Önce bir süreliğine bunları izleyin. Hatta bunu ayna karşısında yapabilirsiniz.

Daha sonra gözlerinizi kapayarak kendinizi nasıl rahat, açık ve güvenli hissedecek şekilde konuşacağınızı ya da oturacağınızı canlandırmaya çalışın. Sonra bunu deneyin.

Eğer iyi vücut dili olduğuna inandığınız birileri var ise(siyasetçi, sanatçı vb.) onları iyice izlemelisiniz.

Takındığınız tavırlar zaman zaman size yanlış yaptığınızı düşündürebilir ama hata yapmadan öğrenemezsiniz. Ya da çok gülümsüyorsanız kendiniz daha mutlu hissetmeye başlarsınız. Dik durursanız kendinizi daha enerjik ve kontrollü hissedersiniz. Eğer hareketlerinizi yavaşlatırsanız daha sakinleşirsiniz.

Şimdi gelelim önerilere;

1. Bacak bacak üstüne atmayın ve kollarınızı kavuşturmayın – Kolları kavuşturmak savunma anlamına gelir. Anı şey bacaklar içinde geçerli. Her ikisini de açık tutun.

Okumaya devam et

Yaratıcı Direnç

Yaratıcı direnç, yaratıcılığımıza kendimizin getirdiği sınırlamalar ya da limitleri ortadan kaldırma gücümüzdür. Aslında en zor zamanlar kendi kendimizi çürüttüğümüz, kendi fikirlerimizi sabote ettiğimiz durumlardır. Bir yandan insan olmanın doğasıdır bu yaptığımız.

Özellikle üzerinde çok hassas olduğumuz, titizlendiğimiz şeylerde daha çok yaparız bunu. Sürekli bir şeyleri değiştiririz, memnun olmayız, daha iyisinin dilimizin ucunda olduğunu düşünür ama bir türlü ortaya çıkaramayız.

Gerçekten bizim için çok önemli bir projeyi ya da işi yapacağımız zaman “Sen bunu yapamazsın” “Yeterince iyi değilsin, ” “Yeteneğin yok” gibi cümleleri kendi içimizde sarfederiz. Ama moralinizi bozmayın çünkü her zaman hepimizin içinde yaratıcı direnç var ve onunla yaratıcılığımızı daha iyi bir şekilde kullanmaya devam edebiliriz.

Yapmanız gereken içinizdeki yaratıcı direnci görmezden gelmemek. Kendinizle barışmalı, kendi kendinizi bastırmamalı ve bu karamsarlığınızla yüz yüze mücadele etmelisiniz.

Belki deli derler ama yine kendi kendinizle şöyle bir konuşma yapabilirsiniz;

“Sevgili negatif tarafım, senin hayatımdaki öneminin ve amacının farkındayım ama lütfen sende beni anla. Senin yapmaya çalıştığın benim olası en kötü tarafları farkına varmam, hata yapmamam, başarısızlıktan korunmam ve zarar görmemem.

Fakat benim varolma amacıma uygun olarak bana anlamlı gelen şeyleri yaşamam vizyonuma doğru ilerlemem için gerekli. Bana ne söylersen söyle kendim olmalıyım, düşüncelerimin hayallerimin peşinden gitmeliyim. Fakat maalesef sen beni yolumdan alıkoyuyorsun.”

Hadi bakalım kolay gelsin.

Eğer size saygıları yoksa

imageSizi sürekli eleştiren ve yaptığınız her şeyde negatif ve küçümseyen bir tavrı olan patronunuz var diyelim. Sadece “patron” olduğu için saygı duyulmalı mıdır? Eğer patronun sizden daha iyi olduğunu veya böyle bir tavrı hak ettiğinizi düşünüyorsanız tabiki saygı göstereceksiniz ama bu başka bir problemin varlığını gösterir. Yani sağlıklı olmayan bir durum olduğunu.

Her halukarda doğru dürüst muameleyi hak etmek için işinizi en iyi şekilde yapmanız gerekir. Eğer yaptığımız işin objektif olarak iyi olduğunu düşünüyorsak – ki bazen kendimizi kandırdığımız olabilir, ve buna rağmen gereksiz şekilde eleştiriliyorsak, buna izin veriyoruz demektir. Ama işimizi gerçekten iyi yapamıyorsak daha iyisini yapabilmek ve bu suretle saygıyı hak edebilmek için yollar aramamız gerekir.

Hakaret ya da aşağılayıcı sözlere maruz kaldığınızda;

Mücadele edebilirsiniz

Bu durumda patronunuza yapıcı eleştirilerini dinleyebileceğinizi fakat kötü muamele istemediğinizi söyleyebilirsiniz. Eğer buna rağmen size kötü davranmaya devam edecekse onun parasını kendi zamanınızı israf etmeye gerek yoktur. Hem ruhsal hem de fiziksel sağlığınız açısından alternatifleri düşünmeye başlayacaksınız.

Bu tipteki ezici haraketler genellikle astın üstüne tepki vermediği, şikayet etmediği durumlarda devam eder. Büyük olasılıkla bu saldırgan tavrı durdurma konusunda ciddi olunursa tavır değişebilecektir. Burada halk deyimiyle “patrona posta koymaktan” bahsetmiyorum. Sadece rahatsızlığınızı dile getirmekten bahsediyorum.

Bazen büyük kurumlarda işi resmi şikayete taşımakta mümkündür fakat bu durumda başkalarının düşmanlığını kazanma, misilleme ya da durumun daha kötüleşmesine yol açabilirsiniz. Bu zor bir karardır,  dikkatli olmak gerekir. Çünkü geri tepebilir.

Kabullenmek

Bu durumda patronunuza saygı duyulmayı hak etmeyen biri olduğunuzu söyleyebilirsiniz. Zaten siz böyle düşünüyorsanız başkasının size saygı duyması da doğru olmayacaktır. Eğer kendinize olan saygınızı yitirmişseniz zor bir durumdasınız demektir. Çünkü muhtemelen başka iş bulamayacak şekilde niteliklerinizin yetersiz olduğunu, yaşınızın geçtiğini vb. şekilde düşünüyorsunuzdur. Sizin özgüveninizi yenilemeye ve cesarete ihtiyacınız var demektir.

Ayrılmak

Eğer bir şeylerin düzelmeyeceğini düşünüyorsanız işten ayrılmak son çare olarak karşınıza çıkar. Benim inancım mutlu ve verimli olabileceğiniz başka bir yerde çalışacağınıza hakaret ve aşağılanma ile bir yerde çalışmanızın doğru olmadığı yönünde. Bu şekilde sağlıksız bir ortamda sizden iş çıkmasıda beklenemez, işte çıkmaz zaten.

Steve Jobs’tan 10 ders

2000 yılında “Pirates of Silicon Valley”(Silikon Vadisinin Korsanları) adlı film ile Steve Jobs’ın ve Bill Gates’in var olma hikayelerini öğrenmiş ve çok etkilenmiştim.

O gün bu gün Steve Jobs’ı takip ederim. Apple ile başlattığı macera, ilk masaüstü bilgisayarı yapışı(üstteki resim), ipod, iphone ve iPad ile devam eden devrimci yaklaşımı gerçekten izlemeye değer.

Ve şimdi ondan 10 tane altın ders;

1. Steve Jobs der ki “Yenilikler, liderler ile onları takip edenler arasında oluşurlar.”

Yenilikte sınır yok. Tek sınır hayal gücünüz. Şimdi bilinenlerin ya da mevcutların dışında düşünmeye başlamak zamanıdır. Eğer büyüyen bir sektörde çalışıyorsanız daha verimli olabilecek, daha müşteri canlısı olmanız gerekir. Eğer batan bir sektördeyseniz bir an önce başka tarafa sıçramalısınız.

2. Steve Jobs der ki: “Kalite amacınız olmalı. Bazı insanlar mükemmeliğin beklendiği ortamlara alışık değillerdir.”

Mükemmelliğe giden kısa yol yoktur. Mükemmelliği önceliğiniz yapmak konusunda taahhüdünüz gerekir. Tüm beceri, yetenek ve zekanızı bu mükemmelliği yakalamak için kullanmalısınız. Fark yaratacak küçük farklılıkları ancak böyle yakalarsınız. Siz mükemmelliği benimseyip üzerine gittiğinizde hayatta sizi ödüllendirecektir.

3. Steve Jobs der ki: “Büyük iş çıkarmanın yolu yaptığınız işi sevmekten geçer. Böyle bir işi hala bulamadıysanız aramaya devam edin. Bu işin hangisi olduğunu bulduğunuzda anlayacaksınız.”

Sevdiğiniz işi yapın. Sizin için hayata başarıyı, gitmek istediğiniz yolu ve anlamı verecek işi bulmaya çalışın. Yaşamınızın amacını destekleyecek bir iş bulmaya çalışmalısınız. Böylece sadece sağlık ve uzun yaşama değil saynı zamanda zor zamanlarda kendinizi iyi hissedecek bir şeylerede sahip olacaksınız. Eğer Pazartesi sabahı kalktığınızda ayaklarınız geri sayıyorsa doğru işte değilsiniz demektir.

4. Steve Jobs der ki: “Biliyorsunuz, yediğimiz yemek kadar büyümeyiz. Başkalarının diktiği elbiseleri giyeriz. Başkalarının geliştirdiği bir dili konuşur, matematiği kullanırız. Demek istediğim hep bir şeyleri alıyoruz. Asıl önemli olup mükemmel bir duygu sağlayan ise canlıların deneyim ve bilgisine bir şey sunabilmektir.”

Etik sorumluluklarınızı bilerek yaşayın. Bu dünyada küçükte olsa bir fark yaratmaya çalışın. Böylelikle hayatınıza daha fazla anlam katmış olacaksınız. Her zaman yapabileceğiniz şeyler vardır. Ve diğerleri ile neler yaptığınızı konuşun, onları dinleyin.

5. Steve Jobs der ki: “Budizm’de bir söz vardır “Yeni Başlayanın Düşüncesi(Beginner’s mind)” İşte böyle yeni başlayan birinin düşüncesine sahip olmak çok güzeldir.

Bu düşünce tarzında kişi herşeyin orijinal doğasını adım adım ve olduğu gibi görür. Önyargılardan, beklentilerden ve yakıştırmalardan uzak bir düşüncedir. Küçük bir çocuğun ilk kez gördüğü bir şeye bakar yüzünde oluşan heyecandır.

6. Steve Jobs der ki: “Biz beynimizi kapatmak için TV seyreder, beynimizi açmak için bilgisayar kullanırız.”

Her ne kadar herkes TV’nin zararlarını ya da yarattığı zaman kaybını bilsede kendisini ondan alamaz. Halbuki siz TV’den kurtulup birkaç tane beyin hücrenizi kurtarabilirsiniz. Aslında bilgisayarıda sürekli oyun vb. konularda kullanarak aynı zarar yaratılabilmektedir. Önemli olan bilgisayarı faydalı kullanabilmektir.

7. Steve Jobs der ki: “Bir yılda çeyrek milyar dolar kaybeden tek kişi benim ve bu benim karakterimi düzeltti.”

Hata yapmakla hatanın oluşması aynı şey değildir. Hata yapmamak önemli ama bir çok başarılı insan hatalarından sonra hayatını değiştirmekte, performansını artırmakta ve bir sonraki seferde doğrusunu yapmaktadır. Hataları bir uyarı olarak görmek gerekir.

8. Steve Jobs der ki: “Tüm teknolojimi Sokrat ile bir öğleden sonra geçirmek için satardım.”

Her ne kadar Sokrat, Leonardo da Vinci, Nicholas Copernicus, Charles Darwin ve Albert Einstein ile birlikte bağımsız düşünürler içinde yer alsada o “ilk” ti. Çiçero onun hakında şöyle demiş “O felsefeyi göklerden hayatımızın içine çağırdı” Sokrat’ın pensiplerini okuyarak hayatınızı güzelleştirmek elinizdedir.

9. Steve Jobs der ki: “Evrende bir çukur açmak için buradayız. Aksi takdirde neden olalım ki?”

Dünyada büyük işler başaracağınızı biliyor musunuz? Hepimiz bir hediye(gift) ile yaratıldık. Bu hediye ilgi alanlarımızda, meraklarımızda, isteklerimizde ve duygularımızda gizli olan şeyleri ortaya çıkarabilecek bir güce sahip. Bu hediye aynı zamanda amacımız. Kendi amaçlarınızı değiştirmek için izin almanıza gerek yok. Ama öğretmenlerinizin, patronlarınızın, anne babanızın sizin için belirlediği amaçları değiştirebilirsiniz ve kendinize özgü istediğiniz bir amaca sahip olabilirsiniz.

10. Steve Jobs der ki: “Zamanınız kısıtlı ve başkasının hayatını yaşayarak boşa harcamayın. Başka insanların düşüncelerinde var olan şeylerin tuzağına düşmeyin. Başkalarının düşüncelerinin yüksek sesi olmayın. Kalbinizin ve içgüdülerinizin sesini izleyecek cesaretiniz olsun. Sizin ne olmak istediğinizi diğerleri anlamalı.”

Başkalarının rüyalarını yaşamaktan yorulmadınız mı? Hiç şüphe yok ki bu sizin hayatınız ve özgürce dilediğinizce yaşayabilmelisiniz. Yaratıcı becerilerinizi korku yada baskı olmayan bir ortamda kullanabilme şansınızı kendinize vermelisiniz. Kendi seçtiğiniz ve kendinizin patronu olduğunuz bir hayatı yaşayın.

Burada bahsi geçen maddeleri hayata entegre etmek hiçte kolay değil. Fakat her birinin sizleri düşündürdüğünden eminim. En azından deneyin ve bir şans verin kendinize.

Bir yerde konuşma yapacaksanız

Bir topluluğun önünde sunum yapmak yada konuşmak kolay bir şey değildir. Size doğru bakan onlarca göze bir çift göz ile karşılık vermeye çalışırsınız. Hatta bu durum bazıları için bir korku meselesidir.

İşin doğrusu benim çocukluğum çok utangaç olarak geçti. Bir dükkana girip fiyat bile soramazdım. Bu durum giderek hafiflemesine rağmen barmenlik yaptığım döneme kadar çok fazla değişmedi. Barmenlik yaptığım 3,5 yıl boyunca ki üstelik Ankara’nın en ünlü ve büyük barlarında çalıştım, yüzlerce insan ile yakın ve samimi iletişim kurmak, bulunduğum yerden herkesin gözünün içine bakmak zorunda kaldım ve işte o zaman “açıldım” ve hala da öyle gidiyor. Daha sonra danışmanlık ve eğitmenlik dönemlerinde ve hatta bankacılık dönemimde bu elde ettiğim rahatlıkla bir çok seminer, kongre ve toplantıda konuşmalar yaptım, yapmaya da devam ediyorum.

Özellikle seminer, kurultay ve kongreler öncesinde yaptığım bazı şeyleri sizlerle paylaşarak belki işinize yarayacak şeyler söyleyebilirim diye düşünüyorum;

Not taşımak: Birçok kişi eğer elinizdekileri okursanız, dinleyicilerle göz kontağını kaybedersiniz, iyi bir şey değil derler. Sadece size söylemeniz gerekenleri hatırlatacak kelimeleri yazdığınız bir küçük kağıt parçası oldukça işe yarayacaktır.

Göz kontağı: İnsanların gözlerine bakarak hızlıca hareket etmek, göz gezdirmek gerekir. Birisine doğrudan ve dikkatli, sanki bir şey varmış gibi bakmak değil.

Ödevinizi çalışın: Doğaçlama yeteneğiniz olsada konuşmanız öncesinde kısa bir çalışma yapmada fayda vardır. Dinleyicilerin ne duymak isteyeceklerini düşünerek hazırlık yapabilirsiniz.Ve onların duymak isteyecekleri şeyleri keyifli, komik yada metaforik olarak anlatacak yollar bulabilirsiniz.

Duraklama: Motor gibi konuşarak bir sunum yaparsanız kısa bir süre sonra sizi dinleyenler hiç bir şey anlamayacaklardır. Biraz bilgi verip biraz durmak, bilgiyi özümsemelerini sağlamak daha iyidir.

Gevelemeyin: Bir şeyleri ağzınızda geveleyip, yuvarlamayın. Kesin, net ve açık konuşmaya sözlerinize özgüveninizi yansıtmaya çalışın.Hatta mümkünse kendi sesinizi kaydedip sonra dinleyin, belkide belli yerlerde çok sıkıcı olmuşsunuzdur.

Hmmmmm demeyin: Kelime aralarına iiiiiii, hmmmm gibi acaip sesler sokmayın. Düşünmek için sessizliği tercih edin, illaki bir ses çıkarmayı değil.

Katılımı destekleyin: Oaraya gelip sizi inlemek isteyenlerin soracakları yada söyleyebilecekleri şeyler olabilir, onlara sık sk fırsat verin, katılımlarını sağlayın.

Görünmek ve duyulmak: Herkesin sizi görebileceği ve duyabileceği bir yerde durun

Plan yapın: Genel olarak sunumlarda 1 slayt için 4 dakika uygun bir süredir. Toplam sürenize göre slayt sayınızı ve konuşma sürenizi ayarlayabilirsiniz.

Test yapın: Önemli bir konuşmaysa evde ayna karşısında bir ön konuşma yaparak hem vücut dilinizi hemde söylemek istediklerinizi test edebilirsiniz. Ayrıca garip sesler çıkarmamayada çalışabilirsiniz.

İş görüşmesinde ne sormak gerekir?

Ben İnsan Kaynakları uzmanı değilim ama çalışma hayatımda çok fazla iş görüşmesi yaptım. Hem soran hem de cevaplayan olarak. Her iş görüşmesine gitmeden önce firmayı araştırdım, üstüme başıma dikkat ettim ve doğaçlama yaptım. Halbuki iş görüşmelerimde “soran” olarak hiç hazırlık yapmadan girdim görüşmelere. Sonralarda Microsoft gibi bir çok büyük firmanın iş görüşmelerinde uyguladıkları stratejileri, incelikleri okudum, inceledim.

Lafı uzatmamak adına sonuç olarak kimi ne konuda işe alacaksanız ya da karşınızdakinden beklediklerinize göre sorular sormanız gerekiyor.

Liderlik özelliği aranıyorsa:

Önceki işlerinizde sizin yaptığınız ve siz olmasaydınız olmayacak, gerçekleşmeyecek bir şey hakkında anınız var mı?
Sizi gerçekten hayakırıklığına uğratan bir davranışınız oldu mu?
Hiç bir arkadaşınızı kovmak ya da cezalandırmak zorunda kaldınız mı?
Hiç astlarınızı liderlik anlamında eğittiniz mi? Neler yaptınız?

Bir işi kendisi başlatıp devam ettirecek birini arıyorsanız;

Amacınıza ulaşmak için üstesinden gelmek zorunda kaldığınız büyük zorluklar olan bir projeniz oldu mu?
Hiç uzun vadede gerçekleşecek bir hedef oluşturdunuz mu?
Ya  da uzun süredir üzerinde çalıştığınız bir iş proje var mı?
En son tamamladığınız yada tamamlayamadığınız proje?
Gerçekten inanıp hem politik hemde diğer açılardan onu savunarak gerçekleştirmeye çalıştığınız bir proje oldu mu?
Sırf siz takip edip üzerinde olduğunuz için büyük başarı elde edilen bir iş oldu mu?

Problem çözecek birini arıyorsanız;

Okumaya devam et

Karar verme ve Karşı Saldırı

Bir çok işimizde yeterince bilgi sahibi olmasakta karar vermek zorunda kalırız. Kafamızın içinde iyi-kötü olasılıkları düşünür bir tercih yaparız. Şimdi bu tip durumlarda verilecek kararların mantıklı ve doğru olması için kullanılan bir teknikten bahsedeceğim. Aslında teknik “mantıksız düşünmeyi öneren” bir yöntem. Gerçi böyle söyleyince biraz korkutucu olmasına rağmen işe yaradığıda bir gerçek.

Nalan, Galip’in sözünü kesti “Bunun gerçekçi bir yaklaşım olduğunu düşünmüyorum. Bütçemiz olsa bile 30 adamı alacak vaktimiz yok ki.”

Galip savunmaya geçti. “Ben zaten böyle bir şey önermiyorum. Benim söylediğim eğer bu tamamlanma tarihlerine uyacaksak 30 kişiye daha ihtiyacımız olacağıdır. ”

Burada Galip defansa geçme oyununu oynayarak hem durumu orijinal noktasına çekti, hemde Nalan’ın çarpıtarak başlatmaya çalıştığı çatışmayı engelledi. İşte teknik bu. Bu teknik ile karşınızdakinin pozisyonunu onu yanlış çıkaracak bir hale getirebilirsiniz. Bunu yaparken ortaya konması gereken istenmeyen sonuçlardır. Birisinin yaptığını yanlış olduğunu söylemektense yapıldığında ortaya çıkabilecek olası olumsuz durumları söylemek onunda sizin doğrultunuzda düşünmesini sağlayabilecektir.

Aslında bu tipte davranışları hepimiz zaman zaman yapmaktayız ama bir teknik olarak yada kasıtlı olarak değil tabiki. Bilinmesi gereken insanlar ne zaman bu yola başvururlar ve siz buna hazırlıklı mısınız?

Hayal kırıklığı

Bir tartışma esnasında bir çok sebepten hayal kırıklığı oluşabilir karşı taraf bu yöntemi tercih edebilir.

Eğer birisi sizin işinizi tanımlıyor ya da yerinizde gözü varsa

Birisi sizin iş tanımınızı yapıyor ise bu noktada altını çizeceği, vurgulayacağı, özellikle söylemesi ya da söylememesi gereken şeylerde davranacağı seçicilik çok önemlidir. Belki karşı tarafın hiç sevmeyeceği ya da hoşlanmayacağı bir kelime ile sizi zor duruma düşürebilir. Kendi iş tanımınızı kendiniz yapmaya çalışın.

Kesinlikle söylemedim

Eğer bir konuya açıklık getirmek ya da daha önce söylediğiniz bir şeyi inkar etmek istiyorsanız size karşı bu tekniğin kullanıldığı zamandan iyisi yoktur. Eğer söylediğiniz bir şey yüzünden köşeye sıkıştırılmaya çalışıyorsanız, karşı tarafın argümanının dayanak noktasını başka yöne çevirmelisiniz.

İşyerinde mutlu olma

İşyerinizde mutlu olmak işinizi ne kadar sevdiğinize ve işyerindeki huzurunuza bağlıdır. İşinizi sevmiyorsanız yapacak bir şey yok ama gerek huzurunuzu sağlamak gerekse kontrol edebileceğiniz konularda kendiniz için bir şeyler yapmak elinizdedir.

Çalıştığınız oda veya salonda, masanızda otururken ışık fazla yada az ise yada klima, havalandırma size yakın yada uzak ise rahatınız bozulabilir. Ör. Yazın klimadan uzaksanız ve yerinizi değiştiremiyorsanız daha rahat şeyler giyebilirsiniz.

Koltuğunuzda rahat değilseniz mutlaka aynısında toplantı odasında vb. başka yerlerdede vardır, değiştirebilirsiniz.

Arada bir ayağpa kalkıp esnemek ve vücudunuzu germek, plazalarda çalışmıyor ve pencereden dışarı bakma şansınız varsa camdan şöyle dışarı bakıp derin bir nefes almak sizi oldukça rahatlatabilir.

Masanıza kendinizi rahat hissettirecek eşinizin, çocuğunuzun resmi, masa lambası vb. aksesuarlar alabilirsiniz

Eğer çok telefonla konuşuyorsanız kendinize bir kulaklık seti alın. Her ne kadar Türkiye’de yaygınlaşmamış olsada filmlerde gördüğünüz kulaklık setleri ile tüm gün sürekli telefon konuşmalarını rahatça yapabilirsiniz.

Masanızın üstü kafanızı sürekli meşgul edecek doküman ve dosyalarla dolu olmasın.

Okumaya devam et

Mikro Yönetici olabilir misiniz?

micromanagerEğer yöneticiniz bir “mikro yönetici” ise hayatınız çekilmez diyerek sizlere bu durumda ne yapılabileceğini anlatan bir yazı* yazmıştım. Ama farkettim ki işin diğer tarafını atlamışım. Ya siz bir “mikro yöneticisi” iseniz ne yapacaksınız?

Aslında her yönetici şirketi ile ilgili sorumluluklarını yerine getirmeye çalışır. Fakat bunu yaparken çalışanlarının mutsuz olduğunu hissediyorsa tavırlarının ya da yaptıklarının doğru olmadığının farkındadır diyebiliriz. Eğer herkesi mutlu biliyor ve yanılıyorsa işte o başka bir yazı konusu. Eğer farkındaysa yolunu değiştirmesi gerektiğini bilir.

Yöneticilere sorarsanız aslında asla ve asla “mikro yönetici” olmadıklarını söyleyeceklerdir. Bazı alçakgönüllüler bazen ve bazı kişilere karşı böyle bir hata yapabileceğini söyleyecektir. İşte bu noktada kendinizin bir mikro yönetici olup olmadığını anlayabilmeniz için şunlara dikkat edebilirsiniz;

  • Birine bir iş verdiğinizde güçlü bir şekilde nasıl yapılacağını anlatma ya da mutlaka yapılanı onaylama ihtiyacı duyuyor musunuz?
  • Herkesin neyi ne kadar yaptığından emin olduğunuzu ve düşüncelerinizi onlara belli etmediğinizi düşünüyor musunuz?
  • Yapıcı bir müdahale yapmadan önce sürekli işleri sorguluyor musunuz? Hatalara karşı durumu tam olarak kayvrayamamanıza rağmen tepkisel yaklaşıyor musunuz?
  • Size gönderilen bir şeyleri, sizin onayınız gerekmesine rağmen sürekli erteliyor ve geciktiriyor musunuz?

İşte bu soruların bir yada birden fazlasına evet diyorsanız ACİLEN DEĞİŞMELİSİNİZ

Eğer çalıştırdığınız kişiler gerçekten bilgisiz ve beceriksiz ise yukarıdaki bazı maddelerde haklı olabilirsiniz. Ama bu noktada problem başkadır. Bu çalışanlara yönelik olarak eğitim, transfer, yer değiştirme, başka iş verme gibi yöntemlere gitmeniz gerekir. Yani sizi mikro yönetime mecbur eden etkenleri değiştirmelisiniz.

Eğer mikro yönetici olmak ya da böyle algılanmak istemiyorsanız;

Davranışlarınızı ve tavırlarınızı gözden geçirip yeniden ayarlamanız gerekir. Bunun için önerilebilecek bir kaç şey var;

Kendinizle konuşun.

Sadece kendiniz kendinizi değiştirebilirsiniz. Yaptığınız şeylerin doğruluğunu ya da yanlışlığını kendinizle paylaşıp karar verin. Kendinize mikro yönetici olmamasını söylemeniz gerekir.

Değişik bir şeyi tercih edin

Değişimin yolu değişmektir. Birşeyleri daha farklı yapmaya karar verin ve bunu hayata geçirin.

Değişmeyi düşündüğünüz konuları size yakın olan birileri ile paylaşın. Bu yakın bir arkadaşınız ya da koçunuz, danışmanınız olabilir.

Yapın – Değişin

Şimdi bir şeyleri değiştirip uygulamanın zamanı. Bir hata olduğunda nazikçe sebebini sormak, işi verdikten sonra yapacak olanı rahat bırakmak vb. her ne yapmaya karar verdiyseniz onu yapın. Size ilişkin getirilne eleştirilerin aksine davranmaya çalışın.

Bu yaptığınızı mikro yönetici olduğunu düşündüğünüz diğer arkadaşlarınızla paylaşın

Eğer işe yaradıysa bu tecrübeyi bir an önce diğerleri ile paylaşarak faydayı artırabilirsiniz.

Ne kendinize ne de başkalarına mikro yönetici olmamak önemlidir. Neyi değiştirip neyi başardığınıza dikkat edin. Aslında mikro yönetici olmadığını sadece birilerinin mikro yöneticilik yaptığını ve değişebileceğini düşünün.

Ve sizde bunun en büyük kanıtısınız.

Mikro Yöneticiler ile çalışmak zordur