Kategori arşivi: İletişim Yönetimi

Birazcık anarşi öldürmez!

OLYMPUS DIGITAL CAMERAEğer elit bir takımı yönetiyorsanız yaklaşımınızı değiştirmeniz gerekir. Bir takımın, ekibin ustası kimdir? Diyelim ki ekibinizin dünyayı değiştirmek gibi büyük bir hedefi olsun. Büyük değişiklikler, büyük hedefler, hiç kimsenin yapmadığı şeyleri yapacak olsunlar. Bundan yaklaşık 20 yıl öncesine giderseniz Türkiye’nin 3 büyük bankasının (İş, GarantiBBVA, YKB) internet şubeleri açarak banka kullanım alışkanlıklarını değiştirmek için adım attıklarını görürsünüz. Yine o dönem Turk.Net kırtasiye mağazası (Spektrum) ile ilk e-ticareti başlatmıştı. Bunlar gidişatı kıran, değiştiren şeylerdi. Bu projeleri gerçekleştirenler gerçek superstar’lardı, gerçek başarının sahipleriydiler.

Ama artık firmalar böyle  ekipler kurmuyorlar. Çünkü hem yeni bir şeyler yaparak riske girmektense başarılı olmuş modelleri tercih ediyorlar hem de böyle ekiplerde yer alan kişilerin egoları ile sürekli ayaktaki gerilim ve tansiyonu yönetmekten kaçınıyorlar. Artık önemli olan uygun olanı, deneyimli olanı ve diğerleri ile uyumlu olarak çalışacak olanı seçmek. Belki her proje böyle süper ekibe ihtiyaç duymaz ama her şirketin bence böyle özel projeleri vardır ve özel ekibe ihtiyaç duyar.

O halde ekip çalışmasına bakış açımızdaki değişiklik ne olacak?

Aslında birçok şeyi değiştirmeniz gerekiyor. Öncelikle bu ekibin çok istekli bir çalışma tarzı olacaktır. Onların enerjilerini fark etmelisiniz. Normal bir ekipten daha heyecanlıdırlar. Olabildiğince dobradırlar. Bu ekipler yeterince nazik değildir. Daha fazla yan yana ve birlikte çalışmayı tercih ederler. E-mail ya da telefonumla uzaktan kuracakları diyaloglar onları kesmez. Hız onlar için çok önemlidir, fikirlerini hızla hayata geçirip hemen bir prototip yaparak sonucunu görmek isterler. Ve hepsinin içinde dışarıya çıkmayı bekleyen bir şey olduğunu ve içlerine sığamadığını görürsünüz.

Artık tüm projelerimizde zaman ve bütçe kısıtları çok önemli bir hale geldi. Bunun ekip için anlamı ise mevcut işleri ile proje işleri arasında kurmaları gereken dengeyi daha hassas kurmaları, doğru şeylere doğru zamanda odaklanmalarıdır. Kişilerin üzerindeki baskı arttıkça doğrudan iletişimi artırmakta, daha fazla dostluk ile birlikte bilgi ve beceri paylaşımları artmaktadır. Kişileri birbirine çeken güç hızlanmaktadır. İşte bu noktada sihir birbirine yaklaşmak zorunda kalan bu kişilerin aralarındaki diyalogu artırıcı önlemler almaktır. Birçok şirket başka illere götürdüğü yöneticilerine 2-3 günlük eğlenme, vizyon paylaşımı ve iletişimi artırıcı aktiviteler sunmaktadır.

Nezaket, fikirlerin masaya gelmesini engelleyebilir. Şirket içi hiyerarşilerde genellikle patron fikri ortaya atar ve diğer herkes onaylar. Eğer gerçek iyi fikirlerin ortaya çıkmasını istiyorsanız kişilerin fikirlerini söylemelerinden çekinmeyecekleri bir ortam yaratmalısınız.

Böyle bir ekibin yöneticisi dışarıdan ya da ekip üyelerinden gelen fikirlere açık biri olmalıdır. İyi bir dinleyici, egosu ile barışık, benmerkezci olmayan biri olmalıdır. “Ben”den çok “biz”e odaklanmalıdır. Hata yapmayı öğrenmek için bir fırsat olarak görebilmelidir.

Böyle bir ekibi yönetmedeki fırsat nedir? Bu oyunun kurallarını bilen bir yönetici, hem yönetecek, sonuçları alacak, azıcık anarşik olacak yani nezaketten susmayacak, dünyayı veya şirketi değiştirmekten korkmayacak, hedeflerini her şeyin önünde tutarak iyi bir şeylerin tamamlanmasını sağlayacak, süper bir iletişimci olacak dersem sanırım yeterli olacaktır. Böyle ekiplerle yapamayacağınız şey yoktur.

Proje yönetimini kolaylaştırın – 1

Zamanında ve bütçesinde biten ve bitmeyen bir çok proje yönettim. Çok genel olarak söylemek gerekirse birlikte çalıştığım arkadaşlar mutlu olduklarında ve kendilerini iyi bir şeyin parçası hissettiklerinde çok iyi işler çıkardıklarını gördüm.

Tecrübenin en önemli tanımı bence neyin işe yarayıp neyin yaramadığını göstermesidir. Yaşadıklarınız size iş bitirmek için basit ve kolay küçük ipuçları, kestirmeler ve yöntemler öğretiyor.

Projelerle geçirdiğiniz süre arttıkça onlara bakış açınızda değişir. Yani giderek daha basit ve yalın olarak görmeye başlarsınız. “Gerektiği kadar” tanımlama, planlama, kontrol vb. konusunda uzmanlaşır, size uygun proje yönetimi metodolojisini belirlersiniz.

Şimdi size vereceğim basit birkaç fikir ile projelerinizi çok daha basit ve hızlı bir şekilde yönetebilirsiniz;

Düşündüğünüz kadar zor ve karmaşık değildir.

Öncelikle proje yönetiminin düşündüğünüz kadar karmaşık olmadığını bilmelisiniz. Okumaya devam et

Vücut dilini iyi kullanmak – 2

Vücut dilinizi değiştirmek ve yönetebilmek elinizdedir. Yıllarca oturmuş alışkanlıklarınız belki bir iki günde değişmeyecektir ama siz kararlı olursanız ve aşağıdaki önerileri okuyup, uygulamaya çalışırsanız olumlu gelişmeler sağlayabilirsiniz.

Sadece bir bakışın bile yettiği durumları yaşamışsınızdır? Sadece duruşuyla, tavrıyla ve bakışlarıyla sizi olumlu ya da olumsuz etkileyen insanlar olduysa sizde başkalarında istediğiniz etkiyi bırakmak istemez misiniz? Eğer cevabınız evet ise okumaya devam…

9. Yüzünüze dokunmayın – Bu sinirli olduğunuzu gösterir ve diğerlerinin dikkatini dağıtır.

10. Kafanızı dik tutun – Yere bakmayın çünkü bu kendinizi güvensiz hissettiğinizi ve belki konudan koptuğunuzu gösterir.

11. Biraz yavaşlayın – Yavaş yürümek sizi daha sakin göstereceği gibi daha az stresli olarakta gösterir. Birisi size seslendiğinde birden ona dönmeyin yavaşça dönün.

Okumaya devam et

Vücut dilini iyi kullanmak – 1

Bugüne kadar vücut dili ile ilgili olarak hep hangi hareketi ve duruşu nasıl yorumlayacağım ile ilgili çeşitli kitaplar okumuştum. Bir de üstüne Lie to Me dizisini seyrettikten sonra ilgim iyice arttı.

Öncelikle yapmanız gereken kendi vücut dilinizi keşfetmek. Nasıl oturuyorsunuz, konuşuyorsunuz, çeşitli duygu hallerinde nasıl davranıyorsunuz gibi. Önce bir süreliğine bunları izleyin. Hatta bunu ayna karşısında yapabilirsiniz.

Daha sonra gözlerinizi kapayarak kendinizi nasıl rahat, açık ve güvenli hissedecek şekilde konuşacağınızı ya da oturacağınızı canlandırmaya çalışın. Sonra bunu deneyin.

Eğer iyi vücut dili olduğuna inandığınız birileri var ise(siyasetçi, sanatçı vb.) onları iyice izlemelisiniz.

Takındığınız tavırlar zaman zaman size yanlış yaptığınızı düşündürebilir ama hata yapmadan öğrenemezsiniz. Ya da çok gülümsüyorsanız kendiniz daha mutlu hissetmeye başlarsınız. Dik durursanız kendinizi daha enerjik ve kontrollü hissedersiniz. Eğer hareketlerinizi yavaşlatırsanız daha sakinleşirsiniz.

Şimdi gelelim önerilere;

1. Bacak bacak üstüne atmayın ve kollarınızı kavuşturmayın – Kolları kavuşturmak savunma anlamına gelir. Anı şey bacaklar içinde geçerli. Her ikisini de açık tutun.

Okumaya devam et

Bir yerde konuşma yapacaksanız

Bir topluluğun önünde sunum yapmak yada konuşmak kolay bir şey değildir. Size doğru bakan onlarca göze bir çift göz ile karşılık vermeye çalışırsınız. Hatta bu durum bazıları için bir korku meselesidir.

İşin doğrusu benim çocukluğum çok utangaç olarak geçti. Bir dükkana girip fiyat bile soramazdım. Bu durum giderek hafiflemesine rağmen barmenlik yaptığım döneme kadar çok fazla değişmedi. Barmenlik yaptığım 3,5 yıl boyunca ki üstelik Ankara’nın en ünlü ve büyük barlarında çalıştım, yüzlerce insan ile yakın ve samimi iletişim kurmak, bulunduğum yerden herkesin gözünün içine bakmak zorunda kaldım ve işte o zaman “açıldım” ve hala da öyle gidiyor. Daha sonra danışmanlık ve eğitmenlik dönemlerinde ve hatta bankacılık dönemimde bu elde ettiğim rahatlıkla bir çok seminer, kongre ve toplantıda konuşmalar yaptım, yapmaya da devam ediyorum.

Özellikle seminer, kurultay ve kongreler öncesinde yaptığım bazı şeyleri sizlerle paylaşarak belki işinize yarayacak şeyler söyleyebilirim diye düşünüyorum;

Not taşımak: Birçok kişi eğer elinizdekileri okursanız, dinleyicilerle göz kontağını kaybedersiniz, iyi bir şey değil derler. Sadece size söylemeniz gerekenleri hatırlatacak kelimeleri yazdığınız bir küçük kağıt parçası oldukça işe yarayacaktır.

Göz kontağı: İnsanların gözlerine bakarak hızlıca hareket etmek, göz gezdirmek gerekir. Birisine doğrudan ve dikkatli, sanki bir şey varmış gibi bakmak değil.

Ödevinizi çalışın: Doğaçlama yeteneğiniz olsada konuşmanız öncesinde kısa bir çalışma yapmada fayda vardır. Dinleyicilerin ne duymak isteyeceklerini düşünerek hazırlık yapabilirsiniz.Ve onların duymak isteyecekleri şeyleri keyifli, komik yada metaforik olarak anlatacak yollar bulabilirsiniz.

Duraklama: Motor gibi konuşarak bir sunum yaparsanız kısa bir süre sonra sizi dinleyenler hiç bir şey anlamayacaklardır. Biraz bilgi verip biraz durmak, bilgiyi özümsemelerini sağlamak daha iyidir.

Gevelemeyin: Bir şeyleri ağzınızda geveleyip, yuvarlamayın. Kesin, net ve açık konuşmaya sözlerinize özgüveninizi yansıtmaya çalışın.Hatta mümkünse kendi sesinizi kaydedip sonra dinleyin, belkide belli yerlerde çok sıkıcı olmuşsunuzdur.

Hmmmmm demeyin: Kelime aralarına iiiiiii, hmmmm gibi acaip sesler sokmayın. Düşünmek için sessizliği tercih edin, illaki bir ses çıkarmayı değil.

Katılımı destekleyin: Oaraya gelip sizi inlemek isteyenlerin soracakları yada söyleyebilecekleri şeyler olabilir, onlara sık sk fırsat verin, katılımlarını sağlayın.

Görünmek ve duyulmak: Herkesin sizi görebileceği ve duyabileceği bir yerde durun

Plan yapın: Genel olarak sunumlarda 1 slayt için 4 dakika uygun bir süredir. Toplam sürenize göre slayt sayınızı ve konuşma sürenizi ayarlayabilirsiniz.

Test yapın: Önemli bir konuşmaysa evde ayna karşısında bir ön konuşma yaparak hem vücut dilinizi hemde söylemek istediklerinizi test edebilirsiniz. Ayrıca garip sesler çıkarmamayada çalışabilirsiniz.

Beyin fırtınasını doğru yapmak

corporate-brainstorming-sessionBeyin fırtınası doğru yapılmadığında ciddi bir zaman kaybı olmakla beraber doğru yerine yanlış şeylerin ortaya konabileceği bir şey haline dönüşebilir. Önemli olan amaca uygun sonuçların yakalanacağı etkin beyin fırtınası toplantıları yapmaksa işte o zaman dikkat edilmesi gereken bazı noktalar var;

1. Beyin fırtınasını sadece fikir toplamak için yapmayın aksine fikirleri birleştirip neler çıkabileceğine ya da fikirlerin daha geliştirilmesine odaklanın. Eğer sadece fikir toplayacaksanız vaktinizi böyle harcamayın eski usul öneri sistemi vb. uygulamaları devreye alın.

2. Korkanları bu gruba almayın. Eğer beyin fırtınası yapacağınız ekibe demotive, aldığı ücretten yakınan, alaycı kişileri alırsanız yine sonuç hüsran olacaktır. Eğer her sene çalışanlarının %10’unu işten çıkaran bir şirket iseniz gelenler fikirlerini açıka söylemeye cesaret edemeyeceklerdir.

3. Önce bireysel sonra ekip olarak beyin fırtınası yapın. Bireysel fikirler grup içerisinde şekillenir. Beyin fırtınasını yönetcek kişi bu toplantı önce konuyu herkese iletmiş ise sadece o konuya odaklanan kişilerin fikirleri grup içerisinde harmanlanarak anlamlı projeler haline gelebilecektir.

Okumaya devam et

Eposta Gönderirken Ne Kadar Dikkatlisiniz?

Hala e-postayı doğru dürüst kullanmayı bilmiyoruz. Üstelik yaşadığımız problemlerin kaynağının yine kendimiz olduğunun farkında değiliz. Ayrıca bu yaşadığımız problemler en kıymetli şey olan “zamanımızı” yiyen şeyler.

Bu yüzden eposta yazarken, gönderirken ve yönlendirirken “Sadece basit bir eposta ne olacak?” diye düşünmeden, ciddiye alarak, en azından gönderdiğiniz kişilerin ve kendinizin vaktini boşa harcayacak şeyleri yapmaktan kaçınmak gerekiyor.

Ekte gönderilecek dosyayı unutmak – Farkettiğiniz anda hemen gönderilmişlerin altından eksiz e-postanızı bulup tümünü cevapla seçeneği ile “eki unutmuşum” gibi sempatik bir mesaj ekleyerek tekrar gönderin.

Herkesi cevapla seçeneğinde eki silmeyi unutmak – Farklı uygulamalar herkesi cevapla dediğinizde eki silmeden orijinal mesajda tutabilir ve aynı ek herkese defalarca gönderilebilir. Ayrıca herkesi cevapla seçeneğini kullandığınızda “teşekkür” ediyorsanız oradaki herkese teşekkür edip etmediğinizi mutlaka düşünün.

Kızgınken e-postaya yanıt yazmak – Adrenalin baskısı altıda cevap yazmayın. Biraz rahatladıktan sonra cevabınızı yazın. Kızgınlıkla yazılmış yazıların gönderdiğiniz kişiler tarafından hiç istemediğiniz başka kişilere yönlendirilebileceğini unutmayın.

Bir sürü kişiyi cc’ye koymak – Gerekli gereksiz e-postaların cc’lerine insanları koymak onların vaktini yemek açısından hiç hoş değildir. Eposta sadece ilgili kişilere gönderilmelidir. İlgisiz kişilerce bu yaptığınız “aptalca” bulunacaktır.

Duygusal bir problemi e-posta ile çözmeye çalışmak – Duyguları kelimelere dökmek bazen çok zordur ve karşı tarafın neyi nasıl anlayacağına ilişkin garantiniz olmaz.

Konu alanını boş bırakmak – Mesajı alanı, mesajı okumaya mecbur eden bir durumdur ve çok rahatsız edicidir. Hatta üzerinden zaman geçtiğinde yine konu alanı boş olduğu için o mesajı okumak zorunda kalırsınız. (Tam tersi tüm mesajı konu alanına yazanlara da ayrıca kızıyorum.)

E-postaları çok seyrek kontrol etmek – Eğer insanlara e-posta adresinizi vermiş ve iletişim adresi olarak belirtmişseniz düzenli olarak kontrol etmeniz gerekir. Ya da size e-posta gönderilmemesi için diğerlerini uyarabilirsiniz.

Her adımda e-posta göndermek – Bir işi yaparken yaptığınız her şeyi e-posta ile gönderebilirsiniz ya da gün sonunda tek ve toplu bir eposta gönderebilirsiniz. Siz seçin.

Sessizlik – Eğer size bir soru sorulmuş ya da sizden bir şey yapmanız istenmişse mutlaka yapın ya da yapamayacağınızı bildirin.

Hiçbir şey yazmadan geri yanıt verme – Eğer size sorulmuş bir şeye yanıt verirken soruyu siler ve yanıt verir iseniz (örneğin evet, tamam gibi.) mesajı size gönderen ne istediğini hatırlamayabilir.

Bir söyle bin işit – Size gönderilen bir mesaja yanıt verirken orijinalinin tam olarak geri gönderilmesi gerekmiyorsa fazlasını silin. En azından network maliyetine ufak bir katkınız olmuş olur. Öte yandan soru soran birine ilgili ilgisiz bin tane yanıt dönmeniz hoş bir şey değildir.

Profesyonelden görüşme önerileri

Arabulucu(Negotiator) çok hoşuma giden bir filmdir. Kritik bir durumda yapılan bir görüşmenin ne kadar önemli olduğunu Hollywood’un keyifli ve heyecanlı diliyle izlersiniz. Bizler iş hayatında bazen arabulucu ama çoğunlukla görüşmeciyizdir. Görüşme becerisi ise kişinin kariyerindeki en önemli unsurlardan biridir.

Bir satış elemanının pazarlama görüşmeleri, işe alınacak biri ile yapılan görüşmeler, üst yönetim yada astlarla yapılan görüşmeler, sürekli sürekli bir görüşmedir gider.

İnsanlar sadece ihtiyaçları olduğunda görüşme yapıldığını düşünürler. Halbuki bence sabah günaydın demekle görüşmeye başlarız. Sigara odalarındaki sohbetler, toplantılar vb. hepsi birer görüşmedir ve önemlidirler.

Şimdi size özel bir durum anlatmaya çalışacağım: Eğer siz her türlü şirket içi ve dışı görüşmeyi sonunda biri kazanacak şeklinde düşünürseniz büyük hata yaparsınız. Aslında bir çoğu sadece sohbettir ve ne açık aranması gerekir nede birinin kazanması.

İyi bir görüşmeci olmak için bazı ipuçları vereceğim;

Duruma göre taktik: Hergün çalıştığınız insanlarla kazan-kaybet olmaz. Bir gün birini size, sizin birine işiniz düşebilir. Sakın çalışanları söylediklerinizin altında sürekli bir şey arar hale getirmeyin. Çünkü böyle yaparsanız yapılmasını söylediğiniz bir işte bile birbit yeniği aranacak, sözünüze odaklanılacak işe daha az ilgi gösterilecektir.

Görüşme karşılıklı ihtiyaçların mutluca karşılanması ile sonuçlanmalıdır. Birisi ile görüşürken iter, kakar, demagoji yaparsanız bir şey başaramazsınız. Önemli olan karşınızdakini ne istediğini öğrenip onu karşılarken kendi istediğinizi yaptırabilmektir.

İyi soru sormak: Biri ile görüşürken ne istediğinizi iyi bilmeniz gerekir. Ama karşınızdakininde karşılığında ne beklediğini bilmeniz önemlidir. Bu yüzden açık açık sormak en iyi yöntemdir.

Önce önemli ve öncelikli işleri görüşün: Sessiz kalıp kırılmaktansa bir an önce görüşmeye başlamalısınız. Görüşmeler sizin sıkıntınızın ne yöne doğru gideceğini yada ortadan kaldırılıp kaldırılmayacağını belirleyecektir.

Görüşmelerde maalesef kadın-erkek ayrımcılığı yapacağım. Bayanların erkeklere nazaran soru sormada ve evet-hayır kararlarında biraz daha zayıf olduklarını gözlemliyorum.

Hedefinize ulaşmada karşılaştığınız zorlukları nasıl aşacağınıza ilişkin saatlerce kafa patlatacağınıza patronunuza danışın yada bilen birilerine. Belki bir grubu toplayıp toplu görüşe almayı deneyebilirsiniz.

Herşey görüşülebilir unutmayın ve sırf kızgınlık, küslük olacak diye olması gereken bir görüşme ertelenmez.

Ödevinizi doğru yapın: İnsanları olası kötü görüşme senaryolarını kafalarında kurgulamaya eğilimlidirler. Aslında sadece karşı tarafın bakış açısından olayı değerlendirseler, empati yapsalar, ikna olması içi ne gerektiğini veya ne duyması gerektiğini düşünseler amaçlarına daha kolay ulaşabilirler.

İş dilinde konuşmamak

Burak sabah koşusunu yaparken aklına internet üzerinden satışları artıracak iyi bir fikir gelmişti. Bu fikrin bir maliyetinin olacağını ve bu harcamayı onaylayacak bazılarının bu fikre karşı çıkacağını biliyordu

“Üstesinden gelebilirim” diye düşündü “Üstelik markamız ve imajımız açısındanda çok işe yaracak bir şey”

Bir hafta sonra ilgili yönetcilere fikrini anlatan bir sunum yaptı. Önerdiği değişiklikleri açık ve net bir şekilde anlattı. İyi bir analiz ile kendi markalarının rakip markalarla olan durumunu irdeledi.

Herkes nazikçe dinlemiş, azda olsa ilgilerini gösterir birkaç soru sormuşlardı. Finans Direktörü Füsun ona gelecek hafta döneceklerini söyledi.

Heyecanlı bekleyiş sonrasında Füsun bu öneriye bütçe ayıramayacaklarını belirtti.

“Şu anda internetten satışlarımızı artırmak birinci önceliğimiz değil” dedi.

Burak çok bilinen bir hata yapmıştı: Yöneticilerinin istediği dilde konuşmamış onların değer verdiği şeylere odaklanmamıştı.

Burak eğer iş dilinde konuşsaydı başarma olasılığı daha yüksek olacaktı. Örneğin “Internet sitemizin yapısı sebebi ile gelen müşterilerimizin %30’u hiç bir şey almadan siteden çıkmaktadırlar. Bunun anlamı kişi başı 100 YTL’den her ay 100.000 YTL kayıp anlamına gelmektedir.” Eğer bu şekilde satış kaybını sunumunun merkezine koysaydı tüm ilgiyi yakalayabilirdi.

Ne yapmak lazım?

Yapacağınız pazarlama aktivitelerinden çok sonuca odaklanmak. Eğer pazarlama odaklı kişilerle konuşmayacaksanız pazarlama materyallerinede ihtiyacınız yoktur. Yapacağınız her işin sonuçlarını sunacak şekilde hazırlanmanız gerekir. Örneğin öneriniz yeni bir tip broşür ise bunu talep ederken bu broşürü satışları artıracağı, satış artışının nakit girişini hızlandıracağını ve böylece firmanın yıl sonunda hissedarlarına söz verdiği gibi %3 büyüyeceğini belirtmeniz gerekir.

Pazarlama aktivitelerinizi önceliklendirmenizde çok önemli. En büyük katkı sağlayacak olanları öne çekmeniz lazım. Elinizdeki kısıtlı kaynakları doğru kullanmanız çok önemli.

Doğru yerde doğru kararı alıp almadığınızı test edin. İddia etiğiniz sonuçlara ulaşıp ulaşmadığınızı neden ulaşamadığınızı mutlaka izlemelisiniz. “Doğru öngörü” iş dilinde konuşmanın anahtarıdır. Sakın iş dilinde konuşmak “kafadan atmaktır” diye yanılmayın.

Diyelimki bir gazete içi ilan vermek istiyorsunuz. Şöyle diyebilirsiniz ama doğru olmaz: “Gazete içi ek için 50.000 YTL harcayacağız”. Bunun yerine aynı şeyi söyle söyleyebilirsiniz: “ Gazete içi ek’e yapacağımız 50.000 YTL yatırım ile %10’luk bir geri dönüş sağlamayı planlıyoruz.”

Burada bitmiyor tabiki. Her şey birbirine bağlı. Borsacılar ise analizleri, raporları okurlar sizin pazarlama aktivitelerinizi izlerler ve bunu finansal bir dile dönüştürürler. Örneğin “Agro firması yeni çıkardığı X markası ile pazarda %3’lük bir pay hedefliyor. Bu aynı zamanda yeni reklam kampanyasına başlamış olan Y firmasının hisselerinde de hissedilir bir düşüş yaşanacağı mesajını veriyor” gibi.

Eğer iş dilini doğru kullanırsanız sizden başlayıp diğer kurumlara kadar giden doğru bir dalga yaratma şansınız yüksek olur.

Sunmakta, sunum hazırlamakta sanattır!

Etkili sunum hazırlamak artık bir işi doğru yapmak kadar önemli çünkü yaptığınız iş ne kadar iyi olursa olsun satamazsanız anlamı yok.

Size biraz farklı taktikler vermeye çalışacağım;

• Sunumu yaptığınız anı yaşayın ve orada olun. Geleceğe yönelik olacaklar, olabilirlikler gibi sunumunuzun yaratacağı olası etkileri düşünmeyin. Sadece sizi izleyenlere ve sunumunuza konsantre olun.

• İnsanları hayran bırakmaya çalışmayın. Bunun yerine paylaşın, yardım edin, ilham verin, öğretin, bilgilendirin, yol gösterin, motive edin… Ya da dünyalarını bir nebze olsun iyileştirmeye çalışın.

• Işıklar açık olsun. Yeterli ışık mutlaka olmalı. Karanlığa saklanmayın ve gelenlerin en az sesiniz kadar sizi görmekte istediklerini unutmayın.

• Sahnede olduğunuzu unutun. İzleyenlerle aranızdaki engelleri kaldırın, rahatlamaya çalışın.

• Mümkünse uzaktan kumanda ile slaytları değiştirin. Böylelikle odada yada sahnede gezme ve rahatlama şansınız olur.

• Sakın bir şeyleri gizlemeye kalkmayın. Gerek entellektüel açıdan gerekse fiziksel olarak bir şeyleri baştan savma yaptığınız imajı bırakmayın.

• Bilgisayara bağlı olmayın. Bilgisayar çalışmazsa nasıl devam edeceğinizi planlayın. Önemli olan vermek istediğiniz mesaj ve bu konuda teknoloji sizi yarı yolda bıraksa bile pes etmemeniz gerekir.

• Basit olmalı sunumunuz. Basit hedefler, mesajlar ve makul uzunlukta tabiki.

• Eğer küstah, komik vb. sizi farklılaştıran bir tarafınız varsa bunu sunumunuza yansıtabilirsiniz. Eğer öyleryseniz öylesinizdir, saklamayın.

• İnandırıcı ve güvenilir olmalısınız.

• Kurumsal ağız kullanmayın, kendiniz konuşur gibi sunum yapın. Söylediğiniz şeylerden dolayı eleştirilmekten korkmayın. Her zaman birileri “kral çıplak” diyecekler ama siz çıplak değilseniz probleminiz olmayacak.

• Dinleyicileri aktif olarak düşünü, pasif değil. Bu yüzden her türlü soruya hazırlıklı olun.

• Kendinizle barışık olun. Bu sayede pratik yapıp kendinize güveninizi artırabilirsiniz. Dinleyiciler kendine güvenerek konuşanları severler.

• Çok süs sahtelik hissi yaratır. Mesajdan uzaklaştırmak istediğiniz düşünülebilir. Tasarımı düşünün ama süs değil.

• İyi bir yemek nasıl olur düşünün. Malzemelerin dengesi, ısı ve pişirme süresi, yeme zamanı vb. İyi birsunum iyi bir yemek gibidir.

Eminim sizinde çeşitli önerileriniz vardır, paylaşırsanız sevinirim. Burada özellike şu tipte fontlar kullanın, giriş- gelişme- sonuç olsun vb. şekle tabi özellikleri anlatmak istemedim.

Ama iyi bir sunum hazırlamak ve sunumu yapmak konusunda deneyimlerinizide paylaşırsanız sevinirim.