Yazar arşivleri: savassakar

Profesyonelden görüşme önerileri

Arabulucu(Negotiator) çok hoşuma giden bir filmdir. Kritik bir durumda yapılan bir görüşmenin ne kadar önemli olduğunu Hollywood’un keyifli ve heyecanlı diliyle izlersiniz. Bizler iş hayatında bazen arabulucu ama çoğunlukla görüşmeciyizdir. Görüşme becerisi ise kişinin kariyerindeki en önemli unsurlardan biridir.

Bir satış elemanının pazarlama görüşmeleri, işe alınacak biri ile yapılan görüşmeler, üst yönetim yada astlarla yapılan görüşmeler, sürekli sürekli bir görüşmedir gider.

İnsanlar sadece ihtiyaçları olduğunda görüşme yapıldığını düşünürler. Halbuki bence sabah günaydın demekle görüşmeye başlarız. Sigara odalarındaki sohbetler, toplantılar vb. hepsi birer görüşmedir ve önemlidirler.

Şimdi size özel bir durum anlatmaya çalışacağım: Eğer siz her türlü şirket içi ve dışı görüşmeyi sonunda biri kazanacak şeklinde düşünürseniz büyük hata yaparsınız. Aslında bir çoğu sadece sohbettir ve ne açık aranması gerekir nede birinin kazanması.

İyi bir görüşmeci olmak için bazı ipuçları vereceğim;

Duruma göre taktik: Hergün çalıştığınız insanlarla kazan-kaybet olmaz. Bir gün birini size, sizin birine işiniz düşebilir. Sakın çalışanları söylediklerinizin altında sürekli bir şey arar hale getirmeyin. Çünkü böyle yaparsanız yapılmasını söylediğiniz bir işte bile birbit yeniği aranacak, sözünüze odaklanılacak işe daha az ilgi gösterilecektir.

Görüşme karşılıklı ihtiyaçların mutluca karşılanması ile sonuçlanmalıdır. Birisi ile görüşürken iter, kakar, demagoji yaparsanız bir şey başaramazsınız. Önemli olan karşınızdakini ne istediğini öğrenip onu karşılarken kendi istediğinizi yaptırabilmektir.

İyi soru sormak: Biri ile görüşürken ne istediğinizi iyi bilmeniz gerekir. Ama karşınızdakininde karşılığında ne beklediğini bilmeniz önemlidir. Bu yüzden açık açık sormak en iyi yöntemdir.

Önce önemli ve öncelikli işleri görüşün: Sessiz kalıp kırılmaktansa bir an önce görüşmeye başlamalısınız. Görüşmeler sizin sıkıntınızın ne yöne doğru gideceğini yada ortadan kaldırılıp kaldırılmayacağını belirleyecektir.

Görüşmelerde maalesef kadın-erkek ayrımcılığı yapacağım. Bayanların erkeklere nazaran soru sormada ve evet-hayır kararlarında biraz daha zayıf olduklarını gözlemliyorum.

Hedefinize ulaşmada karşılaştığınız zorlukları nasıl aşacağınıza ilişkin saatlerce kafa patlatacağınıza patronunuza danışın yada bilen birilerine. Belki bir grubu toplayıp toplu görüşe almayı deneyebilirsiniz.

Herşey görüşülebilir unutmayın ve sırf kızgınlık, küslük olacak diye olması gereken bir görüşme ertelenmez.

Ödevinizi doğru yapın: İnsanları olası kötü görüşme senaryolarını kafalarında kurgulamaya eğilimlidirler. Aslında sadece karşı tarafın bakış açısından olayı değerlendirseler, empati yapsalar, ikna olması içi ne gerektiğini veya ne duyması gerektiğini düşünseler amaçlarına daha kolay ulaşabilirler.

Çalışanlarımı nasıl motive ederim?

Yapılmasını istediğiniz bir şeyi yapmaları için çalışanlarınızı nasıl motive edeceğinizi soruyorsanız, cevabı çok basit: Yapamazsınız!

Biz insanları motive edemeyiz. İnsanlar zaten motivedirler. Fakat biz onları neyin motive edeceğini anlayabilir ve bu bilgiyi onların enerjilerini kurumsal amaçlarımıza yöneltmede kullanabiliriz.

Herkes motivedir

İnsanlar musluklardaki su gibidir. Tek yapmanız gereken akmaları için gereken fırsatı yaratmak. Su akmaya hazırdır ama musluğu açmanız gerekir.

Bazıları nehirler gibidir. Kendi kanallarında akarlar. Eğer bırakırsanız mutlaka denize varırlar. İnsanlarda kendi hedeflerine varmak için gereken enerjiyi kolaylıkla harcarlar. Bizim yöneticiler olarak yapmamız gereken onların varmaya çalıştıkları sonuçların kurumsal faydasını izlemektir.

İnsanlar birçok şeyi kendi görüşlerine göre yaparlar, size göre değil.

Biz yönetim olarak çalışanlara yaptıkları işin onlara faydasını göstermeli ve kurumun yararına tavır benimsemelerini sağlamaya çalışmalıyız. Bunun en önemli yollarından biriside başarılı oldukları konularda ödüllendirme ve takdir etmektir.

İnsanları acı değiştirir.

Eğer sürekli aynı konumda kalma acısı, değişme acısını geçese insanlar değişirler. İnsanların doğru yönde değişmeleri için mevcut durumlarının onlar için dezavantajlı hale gelmesi gerekir. Örneğin benzin fiyatları tırmandığında dizel arabalara yönelim başladı. Yani benzin fiyatının verdiği acı dizel arabalara ödenecek yüksek fiyat acısını geçti.

En etkin iletişim sorgulama ile başlar.

Eğer bir şey kişisel hale gelirse önemi artar. Eğer müşterileriniz yada çalışanlarınız “Biz kimiz veya neyiz?” konusunu sorgulamaya başlamışlarsa iyi şeyler geliyor demektir. Örneğin Kodak, fotoğraf filmi satmıyordu, “Anılarınızı bize emanet edebilirsiniz” diyordu.

Çalışanların kuruma sadakati konusu hep üzerinde durulan bir konudur. Fakat onların sadakat göstermeleri için kişisel beklentileri olduğu hep atlanır. Buyüzden onların sadakatini sağlamak onları anlamaktan ve onlara kurumu iyi anlatmaktan geçer. Çalışanlara şirket için ne yaptığınızı değil onlar için ne yapacağınızı anlatmalısınız. Ör. Sizin için teknik becerilerinizi geliştirmek için bir eğitim programı hazırladık. Temel ihtiyaçlarınız için bir kılavuz hazırladık vb.

İnsanların ilgilenmelerini istiyorsanız önce sizin onlarla ilgilenmeniz gerekir.

İnsanları dinlemek sadece onları duymak demek değildir. Dinlemek aktif, duymak pasif bir eylemdir. Eğer çalışanları yeterince dinlerseniz hem sıkıntılarını hemde problemleri öğrenebilirsiniz. Ayrıca çalışanlarınızın tuttuğu takımları, hobilerini, alerjilerini vb. bilmeniz önemlidir.

Övmek en güçlü motivatördür.

Herkes bir şeylerden gurur duyar. Eğer insanların kendileri ile gurur duyacakları şeyleri yakalarsanız motivasyon için mükemmel bir kapı açmış olursunuz. Ayrıca övmek ya da iftihar ettiğinizi göstermek kişinin özgüvenini pekiştirecektir. Eğer çalışanlarınızın özgüveni yerindeyse yani onları kırmamışsanız çok iyi bir durumdasınız demektir. Çünkü kendisi ile ilgili ne hissediyorsa size ve müşterilerinize onu verecektir. Kendini iyi hissetmeyen çalışanlarla kurumunuzun ileri gitmesi mümkün değildir.

İnsanları değiştiremezsiniz sadece davranışlarını değiştirirsiniz.

Davranışı değiştirmek içinde duyguları ve inançları değiştirmeniz gerekir. Yani size güven duyulmuyorsa önce bunu değiştirmeniz gerekir. Bunu iyi düşünün!

Çalışanların algılayışı yöneticilerin gerçekliğidir.

En önemli noktalardan biriside budur. Çalışanlarınızla konuştuğunuzda onlar sizi anladıkları şekilde yanıt verirler. “Anlatabildim mi?” “Anlatabiliyor muyum?” şeklinde sık kullanılan sorgulamalar ya istenilen şeyden emin olunmadığı yada çalışana güven duyulmadığını gösterir. Sizin yönetim tavrınız çalışan tarafından keşfedildikçe ona göre davranılmaya başlanacaktır. Ör. “Ne derse mutlaka evet diyelim ama bildiğimizi yapalım” “Sabahları konuşmayalım” “Çok sık fikri değiştiği için söylediklerini hemen yapmayalım” gibi.

Örneğin birini bir seminere gönderip oradaki yeni fikirleri getirmesini söylüyorsunuz, giden kişi geldiğinde size birçok fikir ve görüş getiriyor ve siz hiç ilgilenmiyorsunuz. Sonucun ne olmasını beklersiniz?

Beklediğiniz ya da zorladığınız davranışları alırsınız

İnsanlara bir şeyleri gerçekleştirmeleri için ödüller vaad ederiz. Bu kimi zaman para, prim, taile gönderme kimi zamanda kıdem olur. Burada Amerikalıların “fine tunning” ince ayar dediği nokta çok önemli. Eğer her şeyi ödüle dayandırırsanız ödülsüz işler aksar. Bu çok basit kuralıda yazmazsam ölürdüm. İnsanlar ödüllendirildikleri ya da cezalandırılmadıkları şeyleri tercih ederler.

Kendimizi kendi nedenlerimizle eleştiririz, çalışanları ise yaptıkları şeylerle

Kendi hatalarımıza yönetici olmamız sebebiyle veya başka türlü örttüğümüz düşüncesiyle çok fazla dikkat etmeyiz. Ama çalışanlar işe geç gelip erken çıktıklarında ortalığı alt üst ederiz. Aslında iğneyi kendimize, çuvaldızı başkasına batırmamız gerektiğini nedense unuturuz.

Çalışanlar istenmeyen davranışlara girerlerse onları nasıl istenilen şekilde davranma konusunda motive etmeye odaklanmamız gerekir, cezalandırmak değil. Bu davranışlarının arkasındaki sebepleri keşfetmeli, gerekiyorsa konuşmalı ama ne olursa olsun onları motive edecek çözümleri bulmak için ciddi enerji harcamalıyız.

Şimdi biraz düşünün ve çevrenizdeki insanları bu yukarıda bahsettiğim şeylerle motive ederseniz, çevrenizde motive bir sürü insanla neler başarabileceğinizi düşünün.

Projelerde Liderlik

Proje Yönetimi* kavramı teknik gibi görünmesine rağmen sabah yataktan kalkmamızla birlikte tüm gün içerisinde yaptığımız ve çoğunun farkında olmadığımız ya da önemsemediğimiz bir çok aktivitenin birleşiminden oluşuyor.

Aslında hayatın kendisi bir proje ve bizler kendi projelerimizin yöneticisiyiz. İşte bu noktada “liderlik” kavramını çok iyi anlamanız hayatınızı ve projelerinizi yönetmede çok önemli bir rol oynamaktadır.

Liderlik demek;

  • Arkadaşça yaklaşın: Aslında insanlar işyerine arkadaş bulmaya gelmezler ama agresif ve negatif bir tavır takınmaktanda kaçınmak gerekir. Özellikle proje ekipleri iyi iş çıkarabilmek için ekip olmak zorundadırlar. Diplomatik ve kendine güvenen bir tavır çizmek proje ekibinde lider vasfınızı güçlendirecektir. Kapıcınıza, güvenlik elemanlarına, marketteki kasiyere arkadaşça ve samimi yaklaşırsanız karşılığını mutlaka alırsınız.
  • Yeni bir iş veya projeye atandığınızda yönetimden gerekli yetkiyide vermesini istemelisiniz. Bir projeye başlamadan önce gereken yetkiye sahip olduğunuzu ve kurum içinde size konumunuza yakışır şekilde davranılacağını garantilemeniz gerekir.
  • İnsan-odaklı olun demek görev-odaklı olmayın demek değildir unutmayın.
  • Birebir: Ekip elemanlarınızla düzenli olarak birebir görüşmelisiniz. Aynı şeyi çocuklarınıza uygularsanız kendilerini özel hissetmelerini sağlayabilirsiniz.
  • Kimse mikro yöneticileri takmaz: Ekibin başında oturup başlarında boza pişirmeyin.
  • Proje Ekibini özerk bırakmak projenin ilerleyişini izlememek anlamına gelmemelidir.
  • Söylendiği kadar kolay olmamakla birlikte insanları yönetmeyi öğrenmeniz gerekir. İnsanları yönetebildiğiniz oranda işleri daha rahat gerçekleştirebildiğinizi göreceksiniz.
  • Bir ekip lideri olarak ekibi bir arada tutmalı ve “BİZ” duygusunu yaratmalısınız. Yani “başarı” ve “başarısızlığın” ortak olduğunu anlatmalısınız. Aynı şekildede ailenizle birlikte yemek yemeli, masa oyunları oynamalı, gezilere gitmeli, belirli konuları aile meclisinde konuşmalısınız.
  • Görünün – Hem iyi zamanlarda hemde sıkıntılı zamanlarda erişilebilir olmanız önemlidir.
  • Prestijiniz güvenilirliğinize ve dürüstlüğünüze bağlıdır. Örneğin verdiği sözü tutan olmalısınız. Eğer bir şey taahhüt ettiyseniz bunu mutlaka yapmalısınız.
  • Kişisellik: Bir lider olarak ekip üzerinde bıraktığınız etki nedir?
  • Esneklik: Verdiğiniz kararlara sadık kalmak ve onları savunmak tabiki iyidir ancak planların değişmesi gerektiğinde de yeterince esnek olabilmelisiniz. Planlama hiç bitmeyen dinamik bir süreç olarak düşünmelisiniz. Hatta orijinal planınız işe yaramadığında kendinize mutlaka bir alternatif B yolu ayarlamış olmanız gerekir.
  • Liderlik öğrenilebilir. Liderlik özelliklerinizi geliştirmek için aşağıdaki konulara odaklanmanızı öneririm:
    • Başlatan olmak
    • Başkalarını etkileyecek şekilde karizmayı geliştirme
    • Amacı yönetebilen ve amaca yönelten
    • İş bitirmeye odaklı
    • İyimser olmak
    • Kendi inisiyatifiyle çalışmak
    • Takımıyla ve müşteri ile empati kurabilmek
    • Kazananı tanımlayabilen
    • İmaları anlayabilmek
    • İnsanları motive edebilmek
    • Geçmiş olaylardan ders çıkararak karar alabilmek
    • Büyük resmi görmeyi öğrenmek
    • Hedef BelirlemeBecerilerini geliştirmek
    • Kişisel hedefler geliştirmek ve düzenli olarak incelemek
    • Etkin zaman yönetimi

*Proje Yönetimi konusunda onlarca firmadan yüzlerce kişiye eğitim verdim, bir çok projeye danışmanlık yaptım ve bizzat yönettim. PMI ve Harvard ile Amerikan Ekolünü, Cap Gemini ile Avrupa Ekolünü deneyimleme imkanı buldum. Birçok üniversite proje yönetimi derslerine misafir olarak katıldım, İTÜ SEM sertifika programında yaklaşık 6 yıl birkaç dersi bizzat verdim.

Yenilikçi fikri satmak

Guy Kawasaki benim sürekli takip ettiğim blogger’lardan biridir. Geçen sene PubCon’da yaptığı sunumda yenilikçi firmaların yeni ürün ve servis geliştirmelerde dikkat etmeleri gerekenlerden bahsetmiş. Bende sizlere dilim döndüğünce aktarmaya çalışayım;

1) Anlam yaratmak – Bir yenilikte en önemli şey anlamlı olmasıdır. Uzun dönem başarının anahtarı anlamlı ürün ve servislerin geliştirilmesidir. Anlamlı olmak ise insanların hayatına ve aldıkları verime olan olumlu etkidir. Yatırımcılar yatırım yapacakları projenin insan hayatına katkısını değerlendirirler.

2) Mantranızı* hazırlayın – Sadece birkaç kelime ile varlığınızı ifade edebilmeniz gerekir. Uzun ve sıkıcı misyon, vizyonlar sadece kafa karıştırır. Örneğin;

Milliyet – Basında Güven

Nokia – Connecting People

Savaş Şakar – There is no spoon!

3) Yeni dalgaya sıçrayın – Mevcut ürünleriniz üzerinde kısmi değişikliklerle kendinizi kısıtlamayın. İleriye bakarak hangi tip problemlerin çözümlenmesi gerektiğini analiz edip bu problemlerin ne tip yeni ürünlerle çözülebileceğini sürekli düşünün.

4) DATİD kuralı :

Derinlik: İyi ürün ve servisler, hizmet süresince sizinle beraber büyümelidirler. Örneğin lambası olan terlik olsa hem ayağınızı koruyacak hemde gece yürürken önünüzü görmenizi sağlayacaktır.

Akıllı: İnsanların ihtiyacı olan bir ürün olmalı. Örneğin birden fazla pil boyutu ile çalışabilen lamba olsa, elinizdeki pil neyse onu takar kullanırsınız.

Tam Olma: Sadece araba satmak değil, öncesinde ve sonrasındaki hizmetleri verme, yedek parça, bakım, kasko vb.

İncelik: Apple yada iPOD’daki tasarımı düşünün. İyi bir tasarım çok önemlidir.

Duygulandırıcı: Harley Davidson en şiyi örneklerden biridir. Ürünlerine duyguyu katarak sadakati en üst düzeyde tutarlar.

5) Çekinme, üstüne git – Gerçekçi olmak gerekirse, asla özür dileyemeyeceğimiz bir pazarda yer alıyoruz. Bu yüzden hem hızlı ilerlemeli hemde doğru iş çıkarmalıyız.

6) İnsanları Toplayın – Müşteri tabanı oluşturmaktan çekinmeyin. Ürünlerin asıl geliştiricisi kullanıcı gruplarıdır.

7) 100 çiçeklik buket yapın – Yüksek sayıda üyeniz olmasına rağmen bunların çoğu doğru müşteri değilse probleminiz yok demektir. Herkese çiçek dağıtmaya devam edebilirsiniz çünkü artık iyi müşterinizin kim olduğunu biliyorsunuzdur.

İnsanlara gidin ve satın aldıkları ürünleri neden aldıklarını sorun. Herkesin bir sebebi vardır ve bunu değiştirmek zordur. Fakat rakip ürünleri alanların düşünceleri sizin ürünlerinizi ne yönde değiştirmeniz gerektiği konusunda size kılavuzluk ederler.

Bazen ummadığınız ürününüz popüler olurken, istediğiniz ürün olmayabilir. Bu tip durumlarda belki ürünün yönünün değiştirmek gerekebilir.

8) Çalkala yavrum çalkala – Eğer devrimci, yenlikçi bir tarafınız varsa hayatınız reddetmekle geçecek demektir. Size yaptığınız işler esnasında “Yapamazsın” “Beceremezsin” gibi bir sürü eleştiri gelecektir. Siz yaptığınız işi bitirip karşınıza aldıktan sonra insanların bu tip eleştirilerini dikkate almaya başlayın.

Birinci versiyonu yapmadan ikinici versiyona geçmeyin. Nelerle karşılaşacağınızı ve neleri ekleyip çıkaracağınızı ancak birinci versiyondan sonra netleştirebilirsiniz.

9) Niş olmak – Sadecesiz üretmediğiniz halde değer içeren bir ürün yaratmışsanız fiyatla rekabet etmek zorundasınız. Eğer sadece size özel bir ürün olursa hem köşebaşını hemde fiyatı belirleyen konumunu kapmış olursunuz. Ve iyi bir fiyatlama ve politika ile o alana girişlerin önünün bile kesebilirsiniz.

Yatırımcılara fikrinizi götürürken 10/20/30 kuralını uygulayın;

• 10 adet – sunumunuzda kullanacağınız optimum sayfa sayısı

• 20 dakika – sunum süreniz

• 30 boy– Sunumunuzdaki font büyüklüğü. Hatta dinleyicilerin ortalama yaşının yarısı kadarını font standartı olarak kullanabilirsiniz.

10) Negatiflerin Etkisi – Bazı yatırımcılar size karşı olumsuz tavır sergilerler ve sizin moralinizi bozarlar. 2 tip vardır diyebiliriz; Cahil olup bilmeden eleştirenler ile ben zenginim beni ikna etmek zordur diyenler ki bunlara para ile zeka arasında bir korelasyon olmadığını hatırlatmak gerekir.

* http://tr.wikipedia.org/wiki/Mantra

Kendini markalaştırmak

Yaptığınız işte kendinizi geliştirdikçe ve konunuzda uzmanlaştıkça artan güveninize paralel olarak kurum içinde ve dışında(müşterileriniz) farkedilmeye başlarsınız. Yarattığınız fark ve kattığınız değere paralel olarak bazen prim, bazen terfi, bazende daha önemli sorumluluklar, görevler alırsınız.

Benim tecrübelerimde dikkatimi çeken en önemli şey, bazılarının egosuna yenilip kendindeki gelişimi çok fazla önemsemesi, kendini iş hayatının odağına koyması ve yaptığı her şeyin karşılığını parasal ya da kıdemsel olarak beklemesi olmuştur. İşte bu noktada bu kişilerin atladıkları şey, şöhretlerinin aldığı zarardır. Uzun süreler emek vererek elde ettiğiniz kişisel şöhretiniz ya da diğer bir deyimle kişisel markanız sizin en büyük hazinenizdir ve onu korumak zorundasınız. Bu yüzdende dengeli davranmanız çok önemli.

Size önerim ödülü hedef edinerek başardığınız işler gerçek başarılarınızı göstermez. Çünkü herkes(yöneticiler) her şeyin farkındadır. Sizin inanarak, gönülden ve isteyerek yaptığınız çalışmaların sonuçları size gerçek başarıyı, şöhreti getirr.

İş bitirmeye odaklılığınızı markalaştırın. Yani size verilen işi, her türlü kısıt altında, herkese ve her şeye rağmen başarmayı hedef edinin. Hedefine ulaşan ok olmak önemlidir. Yoksa ne kadar sağlam olduğunuz yada ne kadar hızlı gittiğiniz değil. Başladığınız işi bitirin ve kendinizi bitirdiğiniz işlerle tanımlayın. Durumdan görev çıkarmak ve çıkan görevi en iyi şekilde ve zamanında yapmak davranış tarzınız olmalıdır.

Kariyerinizde yükselmek demek sadece maaş yada kıdem artışı olmamalıdır. Aynı zamanda sorumluluğunuzda artıyorsa iyi bir kişisel marka oluşturma yolundasınız demektir.

Çalıştığınız şirketi bir gemi gibi düşünün. O gemideki sorumluluğunuzu yerine getirmezseniz geminin ilerlemeyeceğini unutmayın. Hatta sizin başarınızın sizinle beraber çalışan iş arkadaşlarınızla olan işbirliği ve koordinasyona da bağlı oldunu unutmamanız gerekir. İş arkadaşlarınızla kuracağınız iyi ilişkiler ki buna Türkiye’de “sempatik kanal” da denir sizin kişisel markanızı güçlendirici önemli faktörlerdne biridir.

Yöneticinizi ancak onun yöneticisini memnun ettiğinizde memenun edebilirsiniz. (Tekerleme gibi oldu) Büyük resimi görmeye çalışın ve yöneticinizin rapor vereceği tarafı memnun edecek sonuçlara odaklanın. Böylece her türlü kazanma şansınızı artırırsınız.

Kendi markanızı geliştirmek maraton koşusudur, hız koşusu değildir. Bu koşuda karşınıza bir çok engel çıkabilir, yorulabilirsiniz. Ancak neolursa olsun yolunuzdan çıkmamanız ve pes etmemeniz çok önemli. Hayatınız boyunca iyi-kötü insanlarla bir arada olacasınız ve her türlüsüyle birlikte yaşayabilmeyi öğrenmeniz gerek.

Bir şeyler yaparak ilerlersiniz, bir şeylerin olmasını bekleyerek değil. Kendiniz için kendiniz varsınız unutmayın.

Yolunuz açık olsun

Eşek olmayın

esek

Çiftçinin biri bir gün 2 eşek almış. Birinin adı A diğerinin adı B olsun. Eşek A kendini çok enerjik hissediyor ve diğerinden daha iyi buluyormuş. Sürekli çiftçinin dikkatini çekmeye çalışıyor, hem daha fazla yük almaya çalışıyormuş hem de onun önünde hızlı yürümeye.

Eşek B ise normal bir eşekmiş. Kendisine verilen işi yapıyor, normal hızda yürüyormuş.

Bir süre sonra çiftçi Eşek B’yi zorlamaya başlamış. Eşek B’nin Eşek A gibi olmasını, onun gibi çalışmasını istiyormuş. Fakat Eşek B, Eşek A gibi hızlı yürümüyor, hatta kendisine verilen cezalara katlanıyormuş. Akşamları da Eşek A’ya sızlanıyormuş: “Bak Eşek kardeş, burada sadece ikimiz varız ve birbirimizle rekabet ediyoruz. Normal hızda normal ağırlıkta ikimizde yükleri taşısak olmaz mı?” diyormuş.

O böyle söyledikçe Eşek A daha da hırslanıyor, kendini daha enerjik hissediyor ve taşıdığı yükü ve hızını artırıyormuş.

Oldukça mutlu olan çiftçi, Eşek B’ye şöyle bir bakmış, kan beynine sıçramış ve başlamış tekmelemeye. Ertesi gün bunu gören Eşek A hırslanıp daha fazla yük ve hızla işine devam etmiş. Eşek B öyle dayak yemiş ki o gün çalışmadan yatmış. Ertesi gün tekrar dayak yiyince gene çalışmamış ve çiftçi bu eşek işe yaramaz diyerek eşeği satmış.

Eşek B bu kadar gözden düşünce Eşek A kendini o kadar iyi hissetmeye başlamış ki daha fazla yük ve hızla işine devam etmiş. Üstelik Eşek B’nin yüklerini taşıyarak. Fakat bir süre sonra kapasitesinin üzerinde bir işi yapmaya başlayan her eşek gibi ağrılar, sızılar ve sakatlıklar başlamış. Fakat çiftçide yarattığı beklenti sebebiyle çiftçi ondan hep çok ve hızlı iş yapmasını bekliyormuş. Eşek A elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışmasına rağmen yapamıyormuş artık. Sonuçta iş Eşek A’nın yapamayacağı noktaya kadar gelmiş, çiftçi bu eşeğide 3 kuruşa satmış ve yeni eşekler peşine düşmüş.

Bu hikaye bitmez, devam eder….

Kıssadan Hisse ise sevimli görünmek ya da prim kazanmak için haddinden fazla iş yüküne atlarsanız eninde sonunda elinize yüzünüze bulaştırırsınız. Ekip çalışmasında, herkesin eşit olduğunu ve üzerine düşeni yaparak başarıya ulaşılabileceğini unutursanız siz kaybedersiniz.

Ayrıca iş arkadaşınızın başarısızlığı sizi asla sevindirmemeli.

Sizin A ya da B olmanız farketmez, Patron için eşek eşektir. Eşek olmayın.

Çok çalışmak değil akıllı ve zamanı iyi kullanarak çalışmak önemlidir.

Başarı bir varış noktası değil bir yolculuktur.

İnsanları nasıl anlarız?

İnsanları anlamayı öğrenmek profesyonel başarı, arkadaşlık, romantizm, evlilik, kariyer ve aile ile ilgili konularda doğru kararlar vermenizi ve o insanları anlamanızı sağlar. Ve bu konuda ilk yapmanız gereken şey kendinizi insanları okumaya hazırlamaktır.

İnsanları kolayca okuyabilmenin kestirme bir yolu yok. Eminim şimdi aklınızdan beden dili okumak gibi şeyler geçiyor. Aslında bir yandan haklısınız çünkü ilk önce karşımızdakilerin(ve kendimizin) makyajını, maskesini anlamamız gerekiyor.

İnsanlar soğan gibidirler. Yani kat kat. İlk kat yabancılara gösterdiğimiz tarafımızdır. Örneğin otobüste yanımızda oturan bir kişi ile futboldan, siyasetten konuşurken takındığımız tavırdır.

Arkadaşlarımız ve bize nispeten yakın olanlara(astlarımız vb.) ikinci katımızı gösteririz. Buradaki sohbetlerde gerçek düşünceleriniz, bakış açınızı sohbet kıvamında insanlarla paylaşırsınız.

Üçüncü kat çok yakın arkadaşlarınız ve eşinize açtığınız tarafınızdır. Bu katı açıp göstermek için güven, güveni kazanmak içinde zaman gerekir. Kişisel hedefleriniz, problemleriniz, korkularınız hep bu kattadır ve siz ancak bunu çok yakın olan birilerine göstermeyi tercih edersiniz.

Dördüncü kat hiç kimse ile paylaşmadığımız tamamen bizim olan ve içimizdeki katmandır. Derin ve bazen karanlık düşüncelerimizin yer aldığı, sırlarımızı sakladığımız katmandır. Bu kattaki bilgileri paylaşmayı istemeyiz yada çok rahatsız oluruz.

“Birini okumak” ancak o kişinin hangi katlarını size göstermek istediğine bağlıdır. İnsanlar karşısındakinin açıldığı oranda açılırlar çoğu zaman . Bu kuralı karşı tarafı okumak için kullanabilirsiniz.

İnsanları okumak için kendimizi hazırlamada ikinci aşama başkalarını okumamıza engel olan şeyleri ortadan kaldırmaktır. Bunlardan birincisi önyargılarımız diğeri ise öngörülerimizdir.

Eğer olumlu yada olumsuz somut bir bilgi olmadan o kişi ile ilgili bir karara varıyorsanız önyargılısınız demektir. Bunu hayat tecrübenize, geçmiş deneyimlerinize dayandırsanız bile haklı değilsiniz. Çünkü birilerinin renkleri, boyları, yaşları vb. özellikleri sebebiyle genel kalıplara oturtulmaları doğru değildir. “Sarışınlar hırsız olur” diye düşündüğünüz anda büyük bir yanılgı içindesiniz demektir. Üstelik bu önyargınızı tekrarladıkça kendinizi daha çok inandırırsınız.

İnsanlar yapmak istemedikleri veya kendilerini rahatsız hissettikleri şeyleri “yarım ağız” yaparlar. Eğer kişiye ilişkin olumsuz bir öngörünüz varsa yani “bu mutlaka yalan söyler” gibi bir öngörüye sahipseniz zaten onunla yapacağınız işleri gergin ve temkinli yapacaksınızdır.

Örneğin çocuğunuz eve geç gelmeye başladı, saatlerce odasından çıkmıyor, sürekli dalgın bir halde ve hatta okuldada dersleri iyi gitmemeye başladı. Ve çocuğunuzun uyuşturucuya başladığını düşünüp aksiyon alırsanız aslında onun “aşık” olduğunu öğrendiğinizde geç kalmış ve bir çok kalıcı yara açmış olabilirsiniz.

Eğer insanları gerçekten doğru okumak istiyorsanız objektif olmanız çok önemli. Önyargılar, korkular ve öngörülerden uzak olarak objektif olarak değerlendirme yapmanız gerekiyor.

Bunun için tek yol “sabırlı olmak”. Hemen ani kararlar verip aksiyon almak olumsuz sonuçlara yol açar. Size önerim National Geographic’teki hayvan belgesellerini çekenler gibi davranmanız. Bazen aylarca bir ağacın üstünde yada bir çukurda hayvanları izleyerek toplamda 1 saatlik bir belgesel meydana getiriyorlar. Aslında “keskin nişancı” örneğide verilebilir.

Ayrıca insanların farklı ortamlarda farklı davrandıklarınıda unutmayın. “Evinde kılıbık işinde aslan bir çok tanıdığım var” Bu yüzden sabırlı bir şekilde izleyin, değerlendirin ve onları anlamaya çalışın.

Serbest Çalışmak – Freelancing – 2

main-kevin-purdy-taxes-write-offs-freelancersBu konuda önerilerime devam ediyorum. Günde kaç saat çalışacağınızı planlayın. Normal bir ofiste çalışır gibi çalışmak belkide en kolayı sizin için. Unutmayın iş yapacağınız kişiler büyük olasılıkla normal mesai saatlerini kullananlar olacak. Hatta sabahları yürüyüşünüzü veya sporunuzu yapıp işe başlayabilirsiniz.

Artık kendi kendinizin insan kaynakları sorumlusu olacağınız için çalışma ortamınızı çalışma süresince sizi rahat ettirecek şekilde organize etmeniz gerekiyor.

Uygun bir masa, sandalye, çöp kovası, kırtasiye, laptop, masa lambası, yazıcı ve telefon ilk malzemeler olacaktır. Özellikle bilgisayar ile çalışırken her 10 dakikada bir kafanızı monitörden uzaklaştırıp farklı yerlere bakmak iyi bir harekettir. Bu esnada el ve kollarınızı esnetebilirsiniz. Saat başı ayağa kalkıp birkaç adım atmakta oldukça faydalıdır. Gözlerinizi yılda bir kez kontrol ettirmenizde fayda vardır.

Bir muhasebeci tutup gelir-gider evraklarını tutmaya başlayın. Aylık rutin işlemleri muhasebecinizden öğrenip eksiksiz yerine getirin. Yaptığınız her iş sonrasında fatura keseceğiniz için fatura kesme konusunda muhasebecinize başvurmalısınız. Benim önerim faturayı verdiğiniz tarihi, ödemeyi aldığınız tarihi, müşterinizin adını ve iletişim bilgilerinide bir yere not etmenizdir. Muhasebecinizden nelerin gider gösterilip gösterilmeyeceği bilgilerini mutlaka alın.

Birkaç bankada hesap açtırın ve internet şubelerine başvurun. Eğer gerekiyorsa çekde almayı düşünebilirsiniz. Serbest çalışmaya geçmeden önce biraz para biriktirmeniz ve en azından birkaç ay hiç para kazanmayacakmış gibi başlamanız gerektiğini sabahki yazımda belirtmiştim.

Serbest çalışmayı seçerken ayda elinize geçecek parayı hesaplarken şimdi elinize geçen aylık net geliri yani maaşınızı esas alın. Diyelim ki bu tutar 100 YTL olsun. Yapacağınız işin tüm vergileri(ötv, gelir vergisi vb.), masraflarınız(sigorta, malzeme, kırtasiye, telefon vb.) vb. çıktıktan sonra elinize en az 100 YTL geçmelidir. Yani net karı %10 olan bir iş yapıyorsanız aylık cironuz en az 1000 YTL olmalıdır.

Her ne kadar serbest çalışıyor olsanızda fatura kesebilmek ve yasal yoldan ticaret yapabilmek için şirket açmalısınız. Bu konuda da bulacağınız mali müşavir yada muhasebeci yardımcı olacaktır.

İşe başlamadan önce yapmanız gereken en önemli şeylerden birisi fiyatlama politikanızı belirlemektir. Hangi talebi nasıl değerlendirip, nasıl teklif vereceğinizi ve emeğinizi nasıl fiyatlandıracağınızı ve nasıl tahsil edeceğinizi, tahsilat politikanızı(işin başında %50, bittiğinde %50 vb.) mutlaka belirlemelisiniz. Fiyatın işe ve müşterinize göre değişkenlik göstereceğini mutlaka hesaba katın.

İnsanlar, bir iş yaparken emir-komuta zinciri yok ise aşağıdaki kriterleri dikkate alırlar;

Eğlenceli mi?

Yeni şeyler öğrenip yeni insanlarla tanışacak mıyım?

Bir sonraki işlerime referans olacak bir iş midir?

Becerebilecek miyim?

İşi tamamladıktan sonra tekrar uğraşmama gereken yan işler çıkacak mı?

Emekliliğinizi ve sağlığınızı düşünerek Bağkur’u yada farklı bir sigortayı düşünmeli masraflarınız içinde yer ayırmalısınız.

Hangi işe ne kadar vakit ve efor harcadığınızı mutlaka tutun. Yaptığınız işlerin harcadığınız efora değip değmemesi çok önemlidir. Değmiyorsa inat etmeyin yönünüzü değiştirin. Mutlaka ajanda kullanın.

Tüm toplantı ve telefon konuşmalarınızı not edin, görüştüğünüz kişilerin iletişim bilgilerini mutlaka kaydedin. Üzerinde çalıştığınız işle ilgili müşterinizin telefonunu cep telefonunuza mutlaka kaydedin.

Serbest çalışmak – Freelancing – 1

Evden çalışmak, kendi işini yapmak gibi serbest çalışmakta (freelance) bir çok kişinin hayalini kurduğu kavramlardan birisi. Son 2,5 yıldır sadece danışmanlık ve eğitim ile uğraştığım için hem kendime daha çok zaman ayırabiliyorum, hem stresim çok azaldı, hem de kızımla vakit geçirebiliyorum. Aslında serbest çalışmak benim konumda(proje yönetimi, eticaret ve internet) olduğu kadar sanatçılar, zanaatçılar, yazılımcılar, mali müşavirler, hukukçular gibi geniş bir meslek yelpazesinde kendine yer bulabilen bir kavram.

Eğer siz de serbest çalışmaya karar verdiyseniz şu sözlerime kulak verin;

Neden serbest çalışmayı tercih ettiğinizi iyi düşünün. Amacınız nedir;

Belkide aslında sadece spesifik bir şeyler yapmak istiyorsunuz, ya da spesifik bir kişi yada firma ile ?

Belkide daha az çalışarak daha fazla kazanmak istiyorsunuz?

Amacınız her ne olursa olsun ileride düş kırıklığına uğramamak için kendinizle barışık ve ne istediğinizden emin olmanızda fayda var.

Şimdi her ay minimum yani sabit ödemeleriniz için ne kadar paraya ihtiyacınız olduğunu hesaplayın. Bu sizin için kazanmanız gereken minimum tutarıda gösterecektir.

Eğer gerçekten serbest mesleğe geçmeyi planlıyorsanız şimdiden para biriktirmeye başlamanızda fayda var. En az birkaç ay boyunca sizi idare edecek bir para bir köşenizde durmalı.

Mümkünse yapmak istediğiniz işi yapanları bulun ve tecrübelerini dinleyin. Ne tip becerilere yada yetkinliklere sahip olunması gerektiğini bilirseniz önceden kendinizi hazırlama şansınız olur.

Hemen macera için işten ayrılmayın, planınızı iyice yapın, hem etik olarak mevcut işinizde elinizdeki işleri tamamlayın hemde doğru zamanda doğru yerde olmaya gayret edin.

Artık kendi pazarlamacınız olacaksınız. Siz satmazsanız sizin işinizi kimse satmayacak. Bu yüzden sunum tekniklerini incelemenizde fayda var. Eğer işten ayrılmış ve çalışmaya başlamışsanız tüm tanıdıklarınıza yapmayı planladığınız iş hakkında bilgi vermeli bu konudaki yönlendirmeleri memnuniyetle değerlendirebileceğinizi iletmelisiniz. Eğer doğrudan iletişime geçip bu bilgiyi vermezseniz duymadım diyenleri eleştiremezsiniz unutmayın.

Tüm işler için bir web sitenizin olması önemli. Bir web sitesi iki şeye yarar;

1- Yaptığınız işi anlatır, örnekler verir ve hatta resim, videolar koyarak görülmelerini sağlarsınız. Ayrıca iletişim bilgilerinizi koyarsınız.

2- Güncel bilgilerinizi, programınızı, deneyimlerinizi paylaştığınız bir blog gibi kullanmak.Böylece ziyaretçiler sizin ne ile uğraştığınızı güncel olarak takip edebilirler.

Tanıdıklarınızla yemek, çay-kahve içmek için buluşmalı ve birebir görüşmelisiniz. Sizinle ilgili toplantı, birlik ve derneklere mutlaka uğramalısınız. Sizinle ilgili yayınlar var ise mutlaka takip etmelisiniz. Dergilere yazı, konferanslarda konuşmacı olmak yada derneklerde gönüllü işler üstlenmek sizi bilinir kılacaktır.

Eğer müşterilerinizi ağırlayacaksanız bir ofise ihtiyacınız olacaktır, ev-ofis karışımı karlı olabilir. Yada iyi bir semtte küçük bir ofis yeterli olacaktır. Belki birileri ile ortak ofiste kullanabilirsiniz. Şık ve keyifli bir ofis çok para harcamak anlamına gelmez, birkaç dekorasyon dergisinden edineceğiniz küçük fikirler ile tasarım yapabilirsiniz. Çay-kahveyi huzurlu bir müzik eşliğinde şık bardaklarla ikram etmeyi unutmayın.

Çalışma saatlerinizi kendiniz belirleyebilirsiniz ama bir düzeniniz olmasında fayda var. Sadece haftasonu tatilleriniz ve ailenize ayıracağınız vakitleri işe ayırmayın.

Çatışmanın Odağı Olmak

Çatışmalar, profesyonel ya da  kişisel olabilir. Bazı ekiplerde çatışma, tek bir kişi üzerinde yoğunlaşır. 

Jale kapının çalındığını duydu. “Girin” dedi. Gelen Tahsin’di ve neşesiz duruyordu. Eğer göründüğü gibi hissediyorsa bu Tahsin’in aynı şekilde 2 günde 2. ziyareti olacaktı. Tahsin’e döndü ve “Lütfen” diyerek sandalyeye oturmasını rica etti.

Tahsin oturdu. “Başka bir yere atanmak istediğimi bildirmek için geldim.”

Jale her zaman öncelikle iyimser olmayı tercih ederdi. Metro projesi, Jale ve ekibinin 2. projesiydi ve daha önceki Tramvay projesi çok başarılı tamamlanmıştı. Jale çok sonradan fark ettiği üzere Reyhan ve Tahsin Tramvay projesinde birbirleri ile çatışmışlardı. Metro projesi bu sebeple bir krize doğru gidiyordu.

Jale, Reyhan’ı elinde tutmak istiyordu çünkü işin teknoloji tarafından o sorumluydu ama bu diğerlerini kaybedebileceği anlamına gelmiyordu.

Jale, Tramvay projesinde Reyhan’la görüşmeden elinden bazı işlerini alıp nefret ettiği bazı işleri ona yüklemişti. Jale, aynı sorumlulukları Metro projesine de taşıyınca aylardır kızgın olan Reyhan çok alıngan, kızgın ve sinirli tepki verir duruma gelmişti.

Jale, yaşanan problemlerin üzerine tek tek gitmektense giderek dolan ve taşmak üzere olan bir problemin yaratıcısı durumuna dönüşmüştü. Reyhan çatışmaya odaklansa ya da Reyhan ile ilgili kısım çözülse bile bu problemin küçük bir parçası idi.

Çatışmalara odaklanmak gerekli bir görev olabilir ve herhangi biri yapabilir.

Reyhan tanımlı hasta idi ve sistemdeki dengesizlik sonucunda kızgınlık semptomları göstermekteydi. Ekip problemi Reyhan’da görmekteydi ama problemi yaratan ve sürdürende kendileriydi.

Grup içi çatışmaların bazı ortak noktaları vardır. Olayın merkezinde görülenler (tanımlı hasta) aslında ikincil olarak işe dahildirler. İkinci derecedeymiş ya da yardımcı gibi görünenler ise asıl sorumlu olup sorunu büyüten ve sürdürenlerdir.

Reyhan yeniden atanmış ve bu hem kendisine ve ekibe hem de Metro projesine pahalıya mal olmuştu. Tahsin ve Tarkan birlikte ve yakın bir şekilde çalışmaya devam etmişler, aralarındaki çekişmeyi bir süreliğine durdurmuşlardı. Ama Metro projesi gecikmişti.

Eğer sistemin parçası iseniz gerçekten ne olduğunu anlatamayabilirsiniz. Doğru kişinin dışarıdan izlemesi en iyisi olacaktır. Bunu ne kadar erken yaparsanız o kadar erken rahat edersiniz.