Kategori arşivi: Paydaş Yönetimi

Karşımızdakilerin Beklentileri

Çalıştığım kurumlarda sabahları gülerek günaydın dediğimde asık suratlarla karşılaşırdım. Beklediğim şekilde karşılık verilmemesinden rahatsız olurdum. Nedense karşımızdakilerin bizim istediğimiz gibi davranmalarını bekliyoruz, kendi istedikleri gibi davrandıklarında rahatsız oluyoruz. Teknoloji marketinde süt bulamadığımızda üzülüyoruz 🙂

Herkesin kendince bir hayatı, düşünce tarzı ve tutumu olduğunu kabul etmeliyiz. Kabullendikçe hayatınız çok kolaylaşıyor.

İnsanlar ve kurumlar, birbirlerine benzemek yerine artan bir değişim içindeler. Alıştığımız şirket ortamları dışında ve bizden farklı düşünenlerle bir arada yaşamaya çalışmamız gerekiyor. Bazen kendisine bir şey anlattığım, eğitim verdiğim insanların dinlemediği ya da dinlerMİŞ gibi yaptığını görüyorum. Beklentim dışında davranıyorlar ama bir sebebi olduğunu düşünüyorum.

Altın kural olan “Herkese sana davranmalarını istediğin gibi davranmalısın” artık şöyle değişti; “Herkese, kendilerine davranılmasını istedikleri gibi davranmalısın.”

Karşımdakileri tanımak ve anlamak, kendilerine nasıl davranmam gerektiği konusunda beni çok eğitti. Ne kendim olmayı bıraktım ne de kendi beklentilerim karşılanmadığı için üzüldüm.

Bazı kültürlerde toplantıya zamanında başlamak önemli iken bazılarında değildir. Bazılarında konuşanı bölmek normal, bazılarında değildir. Eğer çevrenizdekilerin beklentilerini anlarsanız hem yönetebilir hem de çok daha iyi iletişim kurabilirsiniz.

Bazı kültürlerde kişiler, kalabalık içinde birbirlerini azarlamaz ya da aksi fikrini belirtmeyi doğru bulmaz.

Unutmamalıyız ki hepimiz Türkiye’de yaşamış olsakta hepimiz farklı ailelerde yetiştik, farklı öğretmenlerden ders aldık, farklı şirketlerde çalıştık, farklı hobilere, farklı hayallere sahibiz. Aynı kelimeleri kullansakta aslında farklı dillerde konuşuyoruz.

Eğer karşımızdakileri iyi tanımıyorsak onların farklılıkları ile karşılaşacağımızı unutmamalıyız.

Yaptığımız her görüşme, yaşadığınız her olay da karşı tarafı tanımamıza yarayacak ip uçları ile doludur ve gözlemlemekten vazgeçmememiz gerekir. Yaşadığımız ve çalıştığımız ortamı, özel ve iş arkadaşlarımızı tanıdıkça beklentilerimizi daha gerçekçi hale getirebilir, alacağımız tepkileri öngörebiliriz.

Patronu Yönetmek

İşimizi iyi yapıyor olmanız kariyer resmimizin sadece yarısıdır. Yükselmeler, terfiler ve diğer prim vb. ödüller bizim patronumuzu nasıl yönettiğimize bağlıdır.

Yöneticimiz ne yaptığımızdan haberdar olmalı, sorduğu her soruya bizden doğru yanıt alabilmelidir. Her patronun gizli korkusu kandırılmak veya önemsediği konularda geç haberdar olmaktır.  Patron her ne kadar çok işin içine girmiyor olsa bile rasgele sorular sorabilir, çalışanlarla ve işleri ile ilgileniyormuş gibi yapabilirler. Bu ayaküstü ve zamansız sözlü sınavlar patronunuzun gözünde güvenilirliğimizi belirler. Bu yüzden kendi işimizle ilgili her türlü soruya her an hazırlıklı olmak zorundayız.

Anlaşılmaktan önce anlamaya odaklanmamız gerekiyor. Bu yüzden patronun beklentilerini anlamaya çalışmalıyız;

  • Güvenilirlik – Bize güvenilmesini istiyorsak verilen işleri en iyi şekilde yapmalı, yaptığımızı anlatabilmeliyiz.
  • Profesyonellik – Kendi işimize konsantre olmalı, ciddi ve profesyonel yaklaşmalıyız.
  • Dürüstlük – Her ne kadar patronun dediği son nokta olsa bile kendi işimizde dürüst olmalıyız.
  • Özen göstermek – Patronlar önem verdikleri konularda özenli olunmasını, hassasiyet gösterilmesini isterler.
  • Bilgi – Patronlar kendi konusunda bilgiye ve deneyime değer verenleri severler. Her konuda iyi olmamızı beklemezler ama çalıştığımız konuda gayretimizi görmek isterler.

Patronlar unutkan olurlar.  Yaptığımız işin ve rolümüzün önemini, firmaya katkısını bir cümle ile ifade edebilmemiz gerekir. Ör. Ekibimle birlikte tüm araştırma ve geliştirme faaliyetleri ile yurtdışı ilişkileri yürütüyoruz” gibi.

Yaptığımız işlerin önemi ve önceliği kişisel değerlendirmelerimizle değil patronun öncelikleriyle hizalı olmalıdır. Bize göre önceliği olan ama patronumuza göre önceliği olmayan işlerle vakit kaybetmemeliyiz.

Yağcılık ve yalancılık yapmadan kendimizi gösterebiliyor olmamız gerekiyor. Yapmacık davranışlar herkes tarafından kolaca anlaşılacağı gibi hiç bir işe yaramazlar. Söylediğimiz her sözden sorumluyuz ve mutlaka “değer katıcı” sözler sarf etmemiz gerekiyor. Boş laflar, laf salatası, gevezelik iyi değil kötü intiba bırakır.

Patronun şirket içinde dikkate aldığı, fikirlerine önem verdiği kendisine yakın insanlar vardır. Kendimizi onlara göstermeniz ya da anlatmamız, dolaylı olsada patrona ulaşmamızı sağlayabilir. Aynı kişilerin iyi ya da kötü her anlamda patronu etkileyebileceklerini unutmamalıyız.

Ayrıca kendimizi diğer departmanlara anlatmamızda fayda var.

Patronumuzun geçmişini öğrenir, hangi aşamalardan geçerek bulunduğu noktaya geldiğini öğrenirsek onun beklentilerini tahmin edebiliriz. İnsanlar kendi deneyimleri ve geçmişlerini esas alarak beklentilerini biçimlendirirler.

Popüler yöntemlerden birisi patronla beraber sosyalleşmektir. Patronun üye olduğu spor salonuna üye olmak ve onunla iş dışı ortamda samimi sohbetlere girmek, onunla aynı statüyü ya da kaliteyi yaşamak, yaşıyor gibi yapmak. Biraz maliyetli olan bu yöntem maalesef prim yapabilmektedir.

Sürekli Şikayet Edenler

Çevremde ve sosyal medyada sürekli şikayet eden, kronik şikayet etme problemi olanlar var. Onlar için hava ya soğuk ya da sıcak, patron ya da çalışan her zaman kötü, trafik her zaman berbat vb.

Sürekli bardağın boş tarafını gördükleri gibi bunu diğer insanlara yansıtmaktan çekinmiyorlar. Herkesin derdinin başından aşkın olduğunu, bir de kendi dertleriyle ya da manasız şikayetleriyle onları bunaltmamaları gerektiği hassasiyetine sahip değillerdir.

Yanlış olan şikayet edilebilir ama kronik şikayetçiler ya da sürekli şikayet edenler çevrelerindeki insanları mutsuz ediyorlar. Çalıştıkları departman ya da şirketlerine zarar veriyorlar.

Bu konuda çeşitli çalışmalar yapılıyor. Bir Alman şirketi o gün kendinizi iyi hissetmiyorsanız şirkete gelmemenizi kabul ediyor. Bu tip davranışların üzerine gitmenin onu daha da kötüleştirdiği yönünde görüşler de var. Dikkat edilmesi gereken şeyler var;

1- Onları neşelendirmeye çalışmak işe yaramıyor. Davranışımız, bizim onun hissettiği acı ya da sıkıntıya sahip olmadığımızı gösteriyor. Aslında istenen aynı ya da daha fazla acıya sahip olduğumuzu göstermemiz.

2- Çözüm önermek işe yaramıyor. “Şunu denedin mi?” “Şunla konuştun mu?” gibi çözümler işe yaramıyor. Şikayet edene göre sıkıntısı ciddi ve bir iki cümle ile iyileştirilemez. Aslında bizi probleminin çözülemeyeceğine ikna etmeye çalışır.

3- Hakısın demek işe yaramıyor. Sadece şikayet etmenin işe yaramayacağını, şikayeti kesip bir şeyler yapması gerektiğini söyleyebiliriz.

4- Şikayet edenlerin çalışmadığını söyleyerek şikayet etmemeliyiz. Şikayet edenlerden şikayetçi olmamamız lazım.

5- Şikayet edenleri görmezden gelmek ya da red etmek işe yaramıyor. İstedikleri ilgi çekmek olduğu için görmezden gelmek sadece şikayetin dozunu artırıyor.

6- Berber şikayet etmek işe yaramıyor. “Bence de o aptal biri, yemekler gerçekten berbat” gibi sözlerle ona doğru düşündüğünü hissettirebiliriz. Fakat bu sefer o bizim şikayetlerimiz konusunda yardımcı olmaya çalışır.

7- Karşı çıkmak işe yaramıyor. Şikayeti yasaklamak yer altında inmesine ve yayılmaya devam etmesine yol açıyor. Şikayetleri yüksek sesle ve aleni hale getirmek gizli kalmasından daha iyidir.

Sürekli şikayet eden birine “Gerçekten bu kadar problem ve sıkıntı ile yaşamak çok zor olmalı?” diye sorabiliriz. Büyük ihtimalle yanıt “O kadar kötü değil” olacaktır. Empati kurmak, “Seni anladım ve senin gözünle yaşadıklarını gördüm. Gerçekten çok zor bir durumdasın” mesajını vermemiz gerekiyor. Alaycı olmamaya çalışmamız ve onu ciddiye aldığımızı göstermemiz gerekiyor.

Yüzleri Unutmam, İsimleri Hatırlamam

Bir çok sanatçı isimlerini ölümsüzleştirmek ve hayatları boyunca yaptıkları şeyler, ürettikleri eserler adları ile birlikte anılsın diye uğraşırlar. Bir çok müzede X’in koleksiyonu diye sergiyi görürsünüz. Okullara, camilere yaptıran hayırseverlerin ismi verilir.

İnsanlar isimleri hatırlansın diye uğraşırken bir çoğumuz gördüğümüz yüzü unutmazken isimleri aklımızda tutamayız. Hatırlama konsantrasyon ve tekrarlama ile olur. Eğer konsantre olup o ismi tekrarlamazsak, hatırlamamamız normaldir.

“Kafam çok dağınık”, “Bin tane şey düşünüyorum” mazeretleri ise duydukları hiç bir ismi unutmayan ünlüler (Süleyman Demirel, Franklin D. Roosevelt) sayesinde çürüyen bir teze dönüşmektedir.

Bir toplantı ya da eğitim esnasında tanışıp sohbet ettiğimiz kişilerin adlarını kısa bir sürede unutabiliyoruz. Halbuki bir işyerinde ismi patronu tarafından hatırlanan bir çalışan ne kadar mutlu olur biliyor musunuz ya da bir restaurant’a gittiğinizde hatırlanmak?

İş dünyası ya da siyasette bir ismi hatırlamak ne kadar önemliyse sosyal hayatımızda da o kadar önemlidir.

Hatırlamak için yapılabilecekler;

  1. Kötü bir hafızanız olduğunu aklınızdan çıkarmayın. Herhangi bir toplantı öncesinde toplantıdaki kişilerin isimlerini unutmamanız gerektiğini kendinize hatırlatın.
  2. İlk tanışmada dikkatlice dinleyin. İsmini, söyleyiş tarzını ve yüzünü bir arada hafızanıza kaydedin. Bir kaç dakika sonra eğer ismini hatırlamıyorsanız tekrar sorun. Dikkatinizi çeken özellikleri (tik, bıyık vb.) kafanıza yazın.
  3. Adıyla hitap edin. Böylelikle ismini onaylamış ve kullanmış olacaksınız. Böylelikle kendisine nasıl hitap edilmesini istediğini test edebilirsiniz. Ör. “Ayşe Hanım” dediğinizde “Sadece Ayşe diyebilirsin” diye bir uyarı alabilirsiniz.
  4. İsmi, hatırlayacağınız bir resme oturtun. Ör. Doktor Ahmet ile konuşurken beyaz önlüğünü pamuk ile özdeşleştirebilir ve öyle hatırlamaya çalışabilirsiniz.
  5. Kişinin resmini hayal edin ve ismini alnına yazarak resmi hafızanıza öyle kaydedin. Bir çok ünlü siyasetçinin çok iyi hatırlayabilmesinin sihri buradaymış.
  6. İsmi bir kağıda kalemle ya da parmağınızla hayali olarak yazmak. Bir çok kişi yazdıklarını daha iyi hatırlamaktadır.
  7. Kişiyi ona benzeyen başka bir tanıdığınızla beraber düşünün. Ör. Doktor Ali diye bir tanıdığınız var ve Ali diye başka biri ile tanıştınız. Doktor ibaresini o kişi ile birlikte düşünürseniz Ali’yi hatırlamak kolaylaşacaktır. Aynı şeyi bir şarkı sözü ya da ünlü bir yer adı ile yapabilirsiniz.
  8. Tekrarlayın ki aklınızda kalsın. İçinizden 10 kere tekrarlarsanız, unutmazsınız.
  9. “Yeni tanıştıklarım” diye bir yere not alabilirsiniz.

Proje Ekibiniz Ailenizdir

Projeler hayatımızın parçası oldular. Aile kültürümüz ile projeler arasında yakın bir ilişki mevcuttur. Ailemize gösterdiğiniz hassasiyetleri ekip içi ilişkilerimizde de gösterebiliriz.

  • Ekibinizi motive edin. Herkes gönülden işine sarılır, üstüne düşen görevini yerine getirirse, her şey yolunda gidecektir.
  • Sakın kimseye gözdağı vermeyin.
  • Soru sorarsam aptal durumuna düşer miyim diye korkmayın.
  • Herkesin aynı dilde konuşmasını ve birbirinizi anlamanın çok önemli olduğunu unutmayın.
  • Herkese yeteneği ve kapasitesine göre iş verin. Herkes yapabileceği ve yetebileceği işlere göre donatın. Eğer yeterli donanımları olmadan insanlardan bir şey isterseniz problem yaşarsınız.
  • Ekibinizin sadece çözüm üretmesini değil yaratıcı çözümler üretmesini destekleyin.
  • Hatalı ve kalitesiz sonuçlara sebep olabilecek dinamikleri ekibinizle birlikte ele alın.
  • Kurallarda anlaşmak: Proje ile ilgili gereklilikler belirlendikten sonra proje planı ve buna bağlı olarak görev atamaları gerçekleşir. Herkesin neyi ne şekilde yapacağı konusunda kararlar alınır. Bu kararlar çeşitli kurallar içeriyor olabilir ve herkesin bu kurallar konusunda uzlaşmalarını sağlayın.
  • Güven yaratın: Ekip size güvenmeli, sizin gözünüzde önemli olduğunu hissetmelidir.
  • Ekibin ihtiyaçları ve beklentileri çok iyi gözlemlenmelidir.
  • Mutlaka teşekkür edin, destek vereceğiniz konusunda güven verin, iyi iş çıkaranlara minnettarlığınızı gösterin.
  • Fırsatlar yaratın – Ekip üyelerine zorlayıcı hedefler verin. Bu sayede neyi ne kadar yapabilecekleri konusunda kapasitelerini test etmiş olursunuz.

Gençleri ve Çalışanları Katılımcı Kültüre Hazırlayalım

Gençler ve çalışanlar katılımcı bir kültürle donatıldıklarında, teşvik edilip desteklendiklerinde bir şeyler üretme ve paylaşma konusunda daha başarılı oluyorlar.

Yıllar önce, çalıştığım kurumlarda kurum “ortak aklını” harekete geçirmek ve kurum yararına projeler üretmek adına “öneri sistemi” adı altında bir kaç kez çalışma yapmışlığım var. Yaratıcı ve kurum adına ileriye dönük ve gelişimi hızlandırıcı bir çok fikir bu sayede yakalanmıştı. Şimdi bir çok kurum “inovasyon” başlığı altında beyin fırtınaları, eğitimler, çalışma grupları ve atölye çalışmaları yapıyor.

Katılımcı kültür, katılanların bir değer kattıklarına inandıkları ve diğerleriyle sosyal bir ilişkiye/iletişime geçtikleri bir forma dönüşüyor.

Katılımcı kültür dediğimizde;

  • Üyelikler — Çeşitli online gruplara veya kulüplere üye olma. 
  • Anlatım — Bir şeyleri anlatmak için birlikte yeni yaratıcı formlar üretme. Bir hikayeyi resimlerle süsleme, kendi videosunu çekip yayınlama, hareketli animasyonlar hazırlama
  • Ortaklaşa Problem Çözme — Ekip olarak çalışma, problemini bir grup ile paylaşarak çözüm isteme, işbirliği yapma. Wikipedia vb.
  • Yayılma — Sosyal medyayı kullanma ve farklı yöntemlerle bilgiyi yayma. 

Eğitimcilerimiz ve eğitim politikamızı belirleyen kişilerin bu katılımcı kültürün yarattığı fırsatları kendi eğitim sistemimizin içinde değerlendirmeleri gerekiyor. Yüz yüze öğrenme ya da bire-bir öğrenme, entelektüel sermayeden daha fazla yararlanma olanağı, kültürel anlatım çeşitliliğini yaymak, modern işyeri için gerekli becerilerin geliştirilmesini örnek olarak sayabiliriz.

Eğer gerçekten gençlerimizin ve çalışanlarımızın daha başarılı olmasını istiyorsak popüler kültür ile onları buluşturmamız gerekiyor. Burada bazı sıkıntılar mevcut;

  • Katılım eksiği — Geleceğin dünyasına ilişkin fırsat, deneyim ve bilgiye erişimde herkesin eşit fırsatlara sahip olmaması
  • Şeffaflık Problemi — Dünyanın nasıl değiştirdiğine ilişkin gerçekçi bilgilere erişim, bilgi kirliliği
  • Etik olma — Profesyonel eğitimler ve sosyalizasyon gençleri yapıcı ve katılımcı hale getirirler. Bu noktada etik ilkelerin aktarılması çok önemlidir.
  • Eğitimcilerimiz, bir arada çalışarak, online topluluklara dahil olan veya olacak gençlerimizin içerik üretmesini, katılımcılık konusunda cesaretlendirilmeleri ve tüm bunları etik ilkelere sadık kalarak yapmaları konusunda ön ayak olmalıdırlar.

Katılımcı kültürü, bireysel kültürden ayıran bazı özellikler var. Gençlerimizin bu yeni becerileri edinmeleri için eğitimcilerimizin desteği çok önemli.

Artık sahip olunması gereken yeni beceriler şunlar;

  • Oyun — Problem çözmeyi bir oyun şeklinde öğretmek ve öğrenme
  • Performans — Doğaçlama ve keşif amaçlı olarak farklı kimliklere adapte olabilmek
  • Simulasyon — Gerçek dünya süreçlerini yorumlamak ve inşa etmek
  • Ayırmak — Kendisi için anlamlı içeriği ayırmak ve hatta birleştirmek
  • Çoklu İş Yapma — Diğerlerinin ortamını izleyerek farklı detayları algılayabilme
  • Dağınık kavrama — Farklı araçları anlamlı ve anlayarak kullanma
  • Ortak Akıl — Bilgi havuzu oluşturmak ve aynı hedefe yönelik olarak karşılaştırmalar yapabilmek
  • Yargılama — Farklı bilgi kaynaklarının uygunluğunu ve geçerliliğini değerlendirebilme
  • Takip edebilme — bir hikaye serisini ya da bilgi akışını farklı ortamlarda izleyebilme
  • Bağ Kurma —Bilgiyi arama, bulma ve sentezlemede ilişkileri kullanma
  • Görüşme — Farklı grupların görüşlerini alma, bilgiyi alternatif perspektif ve normlar çerçevesinde değerlendirme.

Çalışamaların, çocukların ve çalışanların hayata hazırlanabilmeleri için sürekli gözden geçirilmesi ve geliştirilmesi gerekiyor. Bugün hangi konularda şikayet ediyor olursak olalım geleceğin tohumlarını bir an önce atmazsak yine aynı sıkıntıları gelecek kuşakların yaşamasına yol açacağımızı unutmamak gerekiyor.

Hiç Birimiz İstemiyoruz Ama Hepimiz Yapıyoruz

Bu dönemde şirketler krizden çıkmak, az hasar almak ve yoluna devam edebilmek için çeşitli kararlar alacak. Bazen hiç kimsenin yeterince ikna olmadığı, uygulama konusunda çekincelerin olduğu ama karşı çıkarak kimsenin sivrilmek istemediği kararlar alınabilir. 

İşte buna Amerikalılar Abilen’e Yolculuk diğer adıyla Abilene Paradoksu adını vermişler. Kısaca hikayesini anlatayım size: Teksaslı bir aile akşam yemeği için Abilene’e (53 mil) gitmeye karar verir. Fakat çok zor ve sıkıcı bir yolculuktan sonra Abilene’de çok kötü yemeklerle karşılaşır ve 4 saat sonra eve geri dönerler. Sonra  anne, babaya dürüst olmayan bir şekilde “Ben siz mutlu olun diye gittim”, baba, anneye “Ben siz istiyorsunuz diye gittim yoksa bu sıcakta yolculuk delilik” gibisinden yorumlar yapılır. Aslında hiçbirinin istemediği bir şey yapılmıştır.

Metin ve Pınar, Akme projesinin sponsoru ile tanıştıklarında projeyi yönetmekte neden zorlandıklarını çok iyi anladılar. Kısa bir konuşma sonrasında Metin devam etti: “Bizce Akme projesindeki en büyük sorun çok dağılmış olmamız. Amerika ve Avrupa’da bir çok farklı zaman dilimlerinde iş yapmaya çalışıyoruz. Bu yüzden aynı anda hiç kimseyi bir araya getiremiyoruz. Mutlaka birilerinin uyku saati oluyor.”

“Hiç şaşırmadım,” dedi Emel. “Başından beri bundan korkuyordum.”

Bu yorum Pınar’ın dikkatini çekmişti. “Bir dakika, yerel eleman almamızı sen özellikle istemiştin diye hatırlıyorum. Buradan bir çok şeye zamanında müdahale edemeyiz, oradaki insanları kullanalım demiştin.”

“Evet doğru. Sizi uyarmıştım. Sadece karar vermede zorlanacağımızı ve yine sadece deneme olarak yapabileceğimizi söylemiştim.”

Metin tüm olayları kafasından geçiriyordu. “Aslında yerel takımlar olmasını önermiştin ama sırf biz istedik diye mi onayladın?”

“Aşağı yukarı doğru.”

Pınar anlamaya başlamıştı. “Biz, senin istediğinizi düşünerek yapmıştık.”

Metin ekledi, “Şaka gibi”

“Abilene yolculuk yapmışız meğerse” dedi Pınar.

Pınar, Abilene Paradoksuna vurgu yapmıştı. Yani, grupta hiç kimsenin istememesine rağmen yapılan şey. Bu tip durumlarda kimse duygularına göre davranmaz, grubun tercihi olarak algılar, sorgulamaz ve katılır.

Abilene Yolculuk başladıysa kime ne söyleyeceksiniz? Ve bununla ilgili ne yapılabilir?

  • Çekincelerinizi zamanında paylaşın.
  • Sizi zora sokabilecek ya da istemediğiniz noktaları belirtin. Grup kararlarına katılımınızı değerlendirin az mı, ortamı yoksa çok mu?
  • Rahatsızsanız sorgulayın.
  • Eğer bu karardan yana sıkıntılarınız var ise hem şüphelerinizi dile getirmeli hem de spesifik sorularınızı sormalısınız. Emel şöyle diyebilirdi “Bu fikri beğenmedim. Uzaktan bu insanları nasıl doğru yöneteceğiz?” Bazen bu tipteki karşı çıkmalar negatif ve köstekleyici gibi görünse bile genellikle sağlıklı ve yardımcı olmaktadırlar.
  • Abilene yolculuk programınızı gözden geçirin.
  • Herhangi bir grup kararı alındığında, grubun görüşlerinden emin olmakta fayda vardır. Onlara sorun: “Gerçekten istiyor musun? İçinize yattı mı?”

Maalesef bu yolculuğun en büyük dezavantajı iadesinin olmaması. O yüzden bu yolculuğa çıkıp çıkmama konusunu baştan kesinleştirmekte fayda var.

Süper Fikir Tuzağı

 

Toplantıda ortaya attığınız süper fikrin toplantı sonunda uygulayıcısı durumuna düşersiniz. Süper fikirlere sahibiz. Fikrimizin başkaları tarafından hayata geçirilmesini ve fikri getirdiğimiz için ödüllendirilmeyi bekleriz. Bazen de fikrimizi dile getirirsek üzerimize kalacağından korkarız. 

Geçen ayki personel toplantısında görmüştüm onu. Biz gündem maddeleri üzerinde dururken Tahsin bir fikir öne sürmüştü. Patron’da “Süper bir fikir! Hemen çalışmayı başlatıp, beni bilgilendir?” dedi.

Tahsin o gün şunu öğrendi: Özellikle toplantılarda sakın iyi fikirlerinden bahsetme.

Biz bu ”hata”yı hep yapıyoruz. Bir öneri getirdiğimizde daha ben yapamam diyemeden o işi yapmak konusunda atanmış olarak buluyoruz kendimizi. Siz işi yapmayı değil iyi olduğunu düşündüğünüz şeyi öneriyorsunuz aslında. 

Problem, fikri öne sürmekte değildir. Fikirler yeni ürünlerin, süreçlerin projelerin vb. tohumlarıdır. Gelecekteki tüm çözümlerin ve yeniliklerin kaynağıdırlar. Hangi yönetici fikir üretene yeterliliğine bakmaksızın o işi yapma sorumluluğunu yüklüyorsa ona “tohum yiyici” denilebilir. Eğer fikir üretenlerin kendilerini rahatsız hissettikleri bir ortam yaratılırsa, bu kimsenin fikir getirmeyeceği yönünde bir sonuca yol açacaktır. Yöneticiler, ileride daha büyük problemler yaşamamak için fikirlerin nasıl uygulamaya geçirileceğine ilişkin bir yöntem belirlemelidirler.

Önerim, fikrinizi net ve açık olarak yazacağınız bir önsöz ile sadece bir öneri olduğunu ve uygulayıcısı olmadığınızı yazabilirsiniz. Örneğin, Tahsin şunu diyebilirdi “Yapmak isteyenler için bir fikrim var. Çok fazla yoğun olduğum için ben üstlenebilecek durumda değilim ancak fikrimi tüm detayları ile aktarabilirim.”

Bu Tahsin’in ekiple bir anlaşmayı başlattığını ve ekibinde Tahsin’in çok yoğun olduğunu anlamasını sağlayacaktır.

 

Başkalarını suçlama alışkanlığı üzerine

Bazı yerlerde “günah keçileri” vardır ne olsa ondan bilinir. Bazı yerlerde suçlamak ya da çamur atmak yükselmenin bir yoludur çünkü şirket kültürüne iyice yerleşmiştir. Bazen kendimiz bazen de çevremizdeki insanlar çeşitli konularda birilerimizi suçlarız. Aslında her zaman suçlanacak birileri mutlaka vardır.

Genel Müdür Metin “Satışlarımız çok düştü” dedi. “Neden?” diye sordu. “Reklam kampanyası zayıftı, satış elemanlarımız bu yüzden pazarlama faaliyetlerine daha yüklenmeliydiler” dedi Ayşe. “Herkes hedefini tutturacak şekilde pazarlamasını yaptı ama müşteriler zamanında mallarını alamadıkları için yeni sipariş vermiyorlar” dedi Ahmet.

Herkes kusuru diğerinde arıyordu. Herkes yaptığında çok iyi olduğunu düşünüyordu. Aslında bir ekip oldukları ve sonucun her ikisini de bağladığının farkında değillerdi. “Öyleyse neden zamanında birbirinizi uyarmadınız?” dedi Metin.

Aslında suçlamadaki görünmeyen amaç hedef saptırmaktır. Başkasını suçlayarak dikkatleri o tarafa çekersiniz. Eğer suçlanan taraf savunmaya geçerse ki böylece suçlayanın profesyonelce onu köşeye sıkıştırdığını söyleyebiliriz, işi oldukça zordur.

“Birilerini Suçlamak” organizasyon için biyolojik silah gibidir. Eğer bir havaya karıştı mı herkesi etkilemeye başlar. Suçlayanı cezalandırmakta işe yaramaz çünkü asıl sorun “suçu başkalarında aramaya çalışmaktır” yani kişinin kendisine olan körlüğüdür.

Bu konuda benim suçlamaya karşı şirket içi önlem olarak önerim “hatalardan ders çıkarma” felsefesini yaygınlaştırmaktır. Hataları bir fırsat ve şans olarak görmelerini sağlayıcı çalışmalar, eğitimler ve uygulamalar yapmaktır.

Şirketlerde iki tip eğilim vardır: Suçlama odaklılık(SuO) ki bunlar sebep-sonuca bakıp hemen cezalandırmayı tercih ederler, Sorumluluk odaklı(SoO) şirketler ise sebep-sonuçlardan ne öğrenileceğine odaklanırlar. Şimdi çalıştığınız yerin kültürünü siz analiz edin. Bir hata oluştuğunda ne yapılıyor?

Suçlamanın olduğu yerde yalan söyleme, suçu üstlenmek, samimi olmamak gibi yan etkiler yaşanmaya başlar. O an ile ilgilenilir ve heyecan yüksektir. Halbuki suçlama yoksa geçmişte yaşanmış benzer şeyler değerlendirilir, nasıl bir çözüme gidileceği belirlenilir, sakin bir ortam söz konusudur.

Suçlama ayrıca mazereti getirir. Hata yapan bunu cezalandırılma korkusu ile örtbas eder. Bazen hatayı zamanında iletmemek özellikle projeler için büyük sıkıntılar doğurabilir.

Suçlamacı kültür herhangi bir problemin sadece tek bir kişi ya da şeyden kaynaklandığına kolayca inanabilir. Bazı şeylerin karmaşık bir yapının yada aslında bütünün yaptıklarının sonucu olduğunu görmeyebilir.

Suçlamacı yaklaşımın hafızası güçlüdür. Geçmişteki hataların yine aynı kişilerce tekrarlanacağına inanır. Güveni azdır. Çünkü bu hataların gerçekten neden oluştuğunu analiz etmemiş, bir ya da bir kaç kişinin suçu olduğuna kanaat getirmiş ve dosyayı kapatmıştır. Yeni bir problemde o dosyayı açar, sonuca bakar ve dosyayı kapar.

Suçlamacı yaklaşım bencildir kendini düşünür. Kendi ile ilgili konularda mükemmellik ararken başka konuların aksayabileceğini düşünmez.

Suçlamacı yaklaşım yönetim ile çalışanı birbirinden uzaklaştırır ve uzun vadede başarısızlığı getirir.

Siz ya da patronunuz bu özelliklerde olabilir ama inanın herkes değişebilir. Önemli olan istemek ve değişmeye başlamaktır.

Proje Yönetimi Sohbetleri 131 – Varsayım Tuzağı

Projelerde yaptığımız varsayımlar, diğerlerinin varsayımları ile örtüşmediğinde çatışmalar kaçınılmaz olur. 
Anlatan: Savaş ŞAKAR

Hayatımız Proje – Proje Yöneticisinin El Kitabını adınıza imzalı olarak sipariş vermek için tıklayınız.