Yazar arşivleri: savassakar

Olağanüstü Durumları Doğru Algılayabilmek

Her yiğidin bir ekmek yiyişi, her başarılı kişinin / ekibin bir çalışma şekli vardır. Ama bir şeyler kötüye gittiğinde kişinin morali, ekibin ahengi ve insanlar arası ilişkiler bozulabilir.

Yaşanan olağanüstü durumları doğru algılayabilmek ve acil durumlarla baş edebilme becerisine sahip olmak gerekir. 

Olağanüstü durumlar, sebebi her ne olursa olsun (pandemi, doğal afet, ani bir değişiklik, yeni bir şey keşfetmek, bütçenin azalması, kilit personelin işten ayrılması ya da bir tehdit oluşması vb.) acil harekete geçilmesini gerektirirler. 

Aslında hemen hemen herkes veya kurumlar normal zamanlarında, acil durumlarda ne yapacağını düşünür, tasarlar. Fakat gerçekten bir acil durum oluştuğunda stres, korku ve gerilim olaya normal ve planlandığı gibi yaklaşılmasına engel olabilir. Depresif davranışlar, fevri hareketler, kişiselleştirilmiş çatışmalar çıkabilir ve hatta insanlar birbirlerini kırabilirler. En önemlisi bu tip durumların “kalıcı” yaralar açmasıdır.

Acil durumlara karşı hazırlıksız olanlar, geçici çözümleri (borç bulmak, ertelemek, personel çıkarmak vb.) tercih ederler.

Acil durumlarda ne yapacağınıza ilişkin benim önerilerim aşağıda;

Acil durumun duyurulması – Acil durumun, yöneticiler, fikir liderleri vb. samimi bir şekilde duyurulması gerekiyor. Acil durum önlemlerinin ne olduğunun hatırlatılması, askıya alınan konuların ne olduğu, nedenleri ile açıklanmalıdır.   

Uygun karar verme süreci geliştirin – Oybirliği her ne kadar doğru bir yöntem olsa da zaman alır. Acil durumlarda hızlı karar mekanizması, normal zamanlara göre farklı olmalıdır. 

Kısa vadeli düşünün – Acil durumlarda uzun vadeli düşünmek anlamlı olmayabilir. Acil durum geçene kadar kısa vadeye odaklanın.

Eğitim ve Simulasyon – Olası acil durumlara yönelik eğitimler verilmesi, eğitimli kişilerin hzır beklemesi gerekir. Acil durum simulasyonları yapılması kişileri bu tip durumlara hazırlar. Kurum ya da ülke dışı yapılan simulasyonların izlenmesi ve dikkate alınması gerekir.

Delegasyonu indirin – Olası sürtüşmeleri azaltmak için geçici bir süre, daha alt seviyelere delegasyondan çekinmeyin. Acil durumlarda yetki eşiklerine ulaşmaya çalışmak ve onay sayısını azaltmak en iyisidir.

Mali müdahale – Eğer 100.000 TL kaybetme riskiniz varsa 2.000 TL’yi gözden çıkarabilmeniz gerekir. Acil durumlar için yedekler, rezervler tutun. 

Geç kalmamak  – Acil durum planlarınızı zamanında yapın. İş işten geçmeden gerekli önlemleri alın. 

Eğitim içerikleri ve detaylı bilgi;

  1. Portföy Yönetimi
  2. Proje Ölçütleri ve Ölçüt Yönetimi
  3. Projelerde Temel Performans Göstergeleri – KPI
  4. Proje Yönetimi Dokümanları ve Uygulamaları
  5. Projelerde Süre Kısaltma Teknikleri

Sipariş vermek için tıklayınız.

Acil durum esnasında ve sonrasında size destek veren herkese unutamayacakları bir teşekkür vermeyi unutmayın. 

Tüm Olasılıklar Riskliyse Ne Yapmak Lazım?

Eğer birden fazla olasılık olmasına rağmen hepsi riskliyse ne olacak?

Kaan yeni projeye başlamaya çekiniyordu. İş veren firmanın patronundan şöyle bir mesaj gelince iyice tedirgin olmuştu: “Oya Hanım şirketimiz tarafındaki sorumlu kişidir. Fakat bu proje Oya Hanımın ilk tecrübesidir yardımcı olmanızı rica ederim.“

Kaan, Oya’nın projede sıkıntılara sebep olacağından adı gibi emindi. Ama eğer onun çalışmasına karşı çıkarsa işveren tarafından kötü not alacaktı. Eğer sessiz kalırsa o zaman proje kötü gidebilecek, kariyerini riske etmiş olacaktı.

Kaan için her iki olasılıkta riskliydi. (Aşağı tükürsem sakal, yukarı tükürsem bıyık durumu) Şimdi kendinizi Kaan’ın yerine koyun. Gideceğiniz her iki yol da güvenli değil, ne yapardınız?

Ben olsam şunlar yapardım: Birkaç alternatif olasılık daha üretmeye çalışır ve bunları fırsatmış gibi gösterip çıkış yolu bulmaya çalışırdım. Yani kendinize “Korktuğum şeyin başıma gelmemesi için neyi nasıl değiştirebilirim?” diye bir çok kez sormanız gerekiyor.

Kaan’ın opsiyonları Oya’yı kabullenip elinden geleni yapmaya çalışacak ya da işverene Oya’nın projeye katılımının projeye zarar vereceği yönündeki düşüncesini iletecekti. Ve sonuç olarak projenin her şeyden önemli olduğu düşüncesiyle işverene sıkıntılarını açıklamayı tercih etti. Ancak bunu yaparken oldukça nazik ve Oya’nın bu geri çekişten zarar görmemesi için yavaş bir geri çekme önerecekti.

İşveren, Kaan’ın önerisi üzerine Oya’yı geri çekti ama Kaan’ın taahüt ettiği sonuçlara ulaşılması kaydı ile. Ama Kaan akıllı oynamıştı: İşveren, Oya’yı değiştirmeseydi proje ile ilgili olumsuz gelişmelerin sorumluluğunu tecrübesiz birini projeye atayarak üzerine almış olacaktı.

Bu durum işveren tarafındaki diğer sıkıntıyı işaret eder: Bir şeyler kötü gittiğinde Oya’yı değiştirmemesi Kaan’a bahane olacaktı. Öte yandan Oya’yı değiştirmesine rağmen işler kötü giderse neden değiştirdiğini birileri sorabilirdi. Yine aynı ikilemi bu sefer işveren yaşamaktadır.

Bu yüzden, projenin prematüre döneminde tüm sıkıntılar ortaya koyulmalı ve gerekli değişiklikler sessizce yapılmalıdır. İlerlemiş bir projede bu tipteki durumların sonradan çıkması can sıkıcı ikilemler doğurabilir.

Öte yandan Kaan’ın riski minimize edebileceği yolar açılmalı ona projeyi yönetmesinde yardımcı olunmalıdır.

Eğitim içerikleri ve detaylı bilgi;

  1. Portföy Yönetimi
  2. Proje Ölçütleri ve Ölçüt Yönetimi
  3. Projelerde Temel Performans Göstergeleri – KPI
  4. Proje Yönetimi Dokümanları ve Uygulamaları
  5. Projelerde Süre Kısaltma Teknikleri

Sipariş vermek için tıklayınız.

Suçlama Kültürü

Kurumlarda ya da toplumlarda kültür başarının anahtarıdır. Suçlama, kültür içinde ciddi bir yere sahipse kmse risk almayı istemeyecektir.

Suçlamanın Yönü

Eğer yaşanan bir olumsuzlukta hemen astlara yönelik suçlamalar geliyorsa problem var demektir. Suçlama, üstlere doğru olursa o zaman adı tenkit, şikayet olur.

Nadiren süreçleri suçlarız

Suçlama genellikle bir insana, sürece, ya da duruma yöneliktir. Suçlamadan önce özeleştiri yapabilmek gerekir. Önce suçlama yapılıyorsa problem var demektir.

Hep birini suçlarız

Tek ya da daha fazla kişiyi problemden sorumlu tutmak ve suçlamak kolaya kaçmaktır. 

Elçiye zarar veririz

Kötü durumları erken fark etmek sizi bir çok zarardan kurtarabilecekken genellikle bu tipte erken uyarı mesajı getirenleri uzaklaştırır ya da dikkate almayız. İşte bu noktada suçlanması gereken kimdir?

Herkes kendini korumak ister

Herhangi bir olumsuz durumda eğer kişi suçlanacağını hissederse kendisini korumak için her fırsatı kullanacaktır. Bu yüzden suçlama kültürü olan kurumlarda kendi koruma kalkanlarına normal işlerinden daha fazla efor harcayan bir çok kişi görebilirsiniz.

Yaşanan sıkıntıları mevcut politikaları yeniden düzenleyerek çözmeye çalışmak

Ne zaman kötü ya da istenmeyen bir şey yaşansa hemen yeni kurallar ve prosedürler çıkar. Böyle yaparak problemi çıkaranları suçlamış, yeni kurallar ile düzeni getirmiş oluruz ki tartışmalıdır.

Başarmak için politikalar değiştirilmez

Eğer işler yolunda gidiyorsa politika ve prosedürlerimizin işe yaradığını düşünür ve bir şeyleri değiştirme ihtiyacı duymayız. Aksine barış zamanları daha rahat olunmaz mı yeni bir şeyler geliştirmek için?

Kazananları gösteririz

İyi bir şeyler olduğunda bir başaran ya da kazanan işaret edilir. Kahramanlar, siperler arkasından çıkarılır. Kötü bir şeyler olduğunda idam sehpası hazırlanır.

Yazılı olmayan kurallara uymayanları suçlarız

Yazılı olan kurallar kadar yazılı olmayan kurallar da şirket içinde kabul görürler ve bu kararlara uyulmadığında birileri suçlanır.

Yancılık

Özellikle kağıt oyunlarında seyredenler, oyuncuların yanlış hamle yapmasını eleştirirler. Yancılar, hep doğruyu bilirler, yanlış yapanı suçlarlar. İş oynamaya geldiğinde aynı hataları tekrar edebileceklerini, düşünmezler.

Herkesin başına gelir

Herkes bir yerlerde hata yapar. Önemli olan yapacağınız hata karşısında kurum kültürünün nasıl davranacağını önceden bilip hazırlıklı olmanızdır.

Suçlamak kötüdür ama en kötüsü insanın kendisini suçlamasıdır. Kendini suçlamak çözümden çok karmaşa getirir.

Eğitim içerikleri ve detaylı bilgi;

  1. Portföy Yönetimi
  2. Proje Ölçütleri ve Ölçüt Yönetimi
  3. Projelerde Temel Performans Göstergeleri – KPI
  4. Proje Yönetimi Dokümanları ve Uygulamaları
  5. Projelerde Süre Kısaltma Teknikleri

Sipariş vermek için tıklayınız.

 

Kendi Öfkemizle Baş Etmek

Evde kalmaktan veya işlerin yolundan gitmemesinden, geleceğe ilişkin kaygılarımızdan vb. normalden fazla öfkelendiğimiz bir dönem yaşıyoruz. Bizi neyin öfkelendirdiğini bilecek kadar zeki olsak bile yine de sinirlenmekten kendimizi alıkoyamayız.

Selçuğu 6 saatlik çağrı merkezindeki mesaisinin bitiminde huysuz Metin Bey aradı. Oldukça kaba bir kişiydi. Problem yeni yedekleme sistemi idi. Selçuk, herkesle baş edebilirken Metin Bey problem yaşadığında onu neler yapması gerektiği konusunda yönlendirmekte zorlanıyordu. Metin Bey asla denileni yapmıyordu. Metin Bey’in tarzı herkesten farklı olarak, aradığı kişiyi aşağılarken, rasgele bir yerlere tıklayarak mucizevi bir şekilde problemin çözülmesini beklemek şeklindeydi. En sonunda Selçuk öfkelenerek “tüm dünyada barış olduğunda lütfen tekrar arayın” diyerek telefonu kapattı. Ve o anda yanlış bir şey yaptığını fark etti.

Kendinizi sinirlenmekten koruyacak taktikler geliştirmeniz gerekiyor. Hem bugün hem de gelecekte kazanmanız için şart. Geliştirilecek yetenekler ve stratejiler herhangi bir problemin bizi çılgına çevirmeden önce uzak durmamızı sağlarlar. Kendi sinirinizle baş etmenin 4 adımı şunlardır:

Sinirinizi fark etmeyi öğrenmek

Öfke oluşmasını ne kadar erken farkederseniz o kadar çabuk araya girebilirsiniz. Öfkemize ilişkin erken duygular kendinizi yakalayıp kontrol edebileceğiniz en uygun noktalardır. Bu noktalar göğsünüzün gerildiği, dişlerinizi ya da yumruklarınızı sıktığınız, katılaştığınız, sığ nefes almaya başladığınız anlardır. Öfkenizin hangi özellikler ile ortaya çıktığını bilmeniz engelleme içinde ciddi fırsatlar yaratacağı anlamına gelecektir.

Öfkenizi kabullenin

Öfke, insan olmanın bir sonucudur. Tekrar öfkelenmemek diye bir şey yoktur.  Öfkelenmenin “kötü” olduğuna inanır ve kabullenmezsek utanç ve suçlulukla kendimize hakim olamayız. 

Öfkeliyken, öfkeli olmanın sorumluluğunu alın

Kendi duygularınızın sahibisiniz. Öfkelenmenizin sebeplerine sadece sizin erişiminiz var. Bu süreci tamamlamanız gerekiyor. Birisi, sizin istemediğiniz bir şey yaptığında yapılabilecek bir çok şey içerisinden öfkelenmeyi seçtiniz. 

Öfkelendiğinizi fark ettiğinizde derin ve yavaş nefes alıp verin

Nefes alma sizi kontrol noktanıza çevirir ve daha yaratıcı davranmanızı sağlar. Nefes alma düşünmek için ihtiyacınız olan oksijenin beyninize gitmesini sağlar ve öfkelenmek dışındaki alternatifleri görmenize yardımcı olur.

Öfkelenmek bisikletten düşmeye benzer. Ne kadar iyi bir sürücü olsanızda mutlaka düşersiniz. Burada önemli olan doğru düşmeyi ve düşmenin kaçınılmaz olduğunu bilerek tekrar bisiklete binmektir.

Yöneticiniz Sizden Etik Olmayan Bir Şey İsterse

Eğer yöneticiniz bir probleme ya da duruma etik olmayan bir şekilde yaklaşmamızı isterse kendimizi rahatsız hissederiz. Peki bununla yaşayabilecek miyim? diye düşünürüz. Bazen bu tip problemli talepler kalbiniz her ne kadar yanlış olduğunu söylese de makul, cazip gelebilirler. Bunlara örnek olarak raporları değiştirmek, maliyetleri kaydırmak, öngörüleri abartmak vb. sayılabilir.

Peki siz bu durumla nasıl baş edeceksiniz?

Hepimiz farklıyız ve hepimiz için tek bir doğru yok ama hepimiz için en azından bir doğru var ki oda iç huzurumuzun olması.

Üç şeyi akılda tutun:

1- Ha bir lira ha bin lira çalmış, hırsız hırsızdır.
Eğer çok etik bir karakteriniz varsa çevrenizdekiler olası en ufak hatanızda bunu aleyhinize kullanabilirler. Böyle bir durumda her açıdan saldırıya açık durumda olacaksınız. Durumu iyice analiz edip olası sonuçları düşünmeli, bu işin yapılmasından patronunuzun faydası nedir, yarın aksi bir şey olursa beni dışarıda tutar mı yoksa işbirlikçi olarak teşhir eder mi diye düşünmelisiniz.

2- Sonsuza kadar uzun bir süredir
Yaptığınız yanlışı bilen veya anlayan biri bir gün mutlaka bunu açığa çıkaracaktır. Etik olmayan bir şey yapacaksanız iyi düşünün.

3- Güvendiğiniz kim?
Sizden bugün etik olmayan bir şey isteyen birinden yarın etik bir şey beklemeyin. Ona güvenmeyin çünkü etik olmayan bir şey yaparak gelecekte size de zarar verebilir.

Dört strateji

Etik açıdan huzursuz hissettirenlerle çalışmak oldukça zordur. Size dört strateji önereceğim;

1- Geciktirme
Olabildiğince istenen şeyi geciktirin, aceleye getirmeyin. Sizden etik olmayan bir şey isteyen yöneticinizin pozisyonu ve fikri değişebilir.

2- Kafanızı önde tutun
Bire bir işin içinde olmaktan ve karşı çıkmaktan kaçının. Eğer çok güçlü karşı çıkar, yöneticinize hükmetmeye çalışırsanız, kariyeriniz açısından iyi olmayabilir

3- Uzlaşma
Başka çözüm önerin. Daha kısa, basit ve etik olan bir yol patronunuzu motive ve ikna edebilir. En azından alternatifi denemek için izin isteyin. “Eğer işe yararsa en azından etik olmayan bir iş yapmamış olacağız” diye savunmanızı yapın.

4- Kendinizi kurtarın
Birden istifa etmek doğru olmayabilir. İş aramaya başlayabilir ya da şirket içinde başka bölüme atanmanızı isteyebilirsiniz. Bu belki en istenmeyen strateji ama öte tarafta yapacağınız etik olmayan işin getireceği stres, baskı, korku, huzursuzluk ve uykusuzluk olacak…

Süper Fikir Tuzağı

 

Toplantıda ortaya attığınız süper fikrin toplantı sonunda uygulayıcısı durumuna düşersiniz. Süper fikirlere sahibiz. Fikrimizin başkaları tarafından hayata geçirilmesini ve fikri getirdiğimiz için ödüllendirilmeyi bekleriz. Bazen de fikrimizi dile getirirsek üzerimize kalacağından korkarız. 

Geçen ayki personel toplantısında görmüştüm onu. Biz gündem maddeleri üzerinde dururken Tahsin bir fikir öne sürmüştü. Patron’da “Süper bir fikir! Hemen çalışmayı başlatıp, beni bilgilendir?” dedi.

Tahsin o gün şunu öğrendi: Özellikle toplantılarda sakın iyi fikirlerinden bahsetme.

Biz bu ”hata”yı hep yapıyoruz. Bir öneri getirdiğimizde daha ben yapamam diyemeden o işi yapmak konusunda atanmış olarak buluyoruz kendimizi. Siz işi yapmayı değil iyi olduğunu düşündüğünüz şeyi öneriyorsunuz aslında. 

Problem, fikri öne sürmekte değildir. Fikirler yeni ürünlerin, süreçlerin projelerin vb. tohumlarıdır. Gelecekteki tüm çözümlerin ve yeniliklerin kaynağıdırlar. Hangi yönetici fikir üretene yeterliliğine bakmaksızın o işi yapma sorumluluğunu yüklüyorsa ona “tohum yiyici” denilebilir. Eğer fikir üretenlerin kendilerini rahatsız hissettikleri bir ortam yaratılırsa, bu kimsenin fikir getirmeyeceği yönünde bir sonuca yol açacaktır. Yöneticiler, ileride daha büyük problemler yaşamamak için fikirlerin nasıl uygulamaya geçirileceğine ilişkin bir yöntem belirlemelidirler.

Önerim, fikrinizi net ve açık olarak yazacağınız bir önsöz ile sadece bir öneri olduğunu ve uygulayıcısı olmadığınızı yazabilirsiniz. Örneğin, Tahsin şunu diyebilirdi “Yapmak isteyenler için bir fikrim var. Çok fazla yoğun olduğum için ben üstlenebilecek durumda değilim ancak fikrimi tüm detayları ile aktarabilirim.”

Bu Tahsin’in ekiple bir anlaşmayı başlattığını ve ekibinde Tahsin’in çok yoğun olduğunu anlamasını sağlayacaktır.

 

Kaygan Yokuş Taktiği

“Eğer birine yaparsak, herkes için yapmak zorunda kalacağız” Buna “kaygan yokuş” yani korkularımızı açığa vurarak görüşmeyi kazanma taktiği denir.

Jale ekibin bir noktada birleştiğini hissediyordu — ama onun açısından doğru bir karar değildi. Şöyle bir şey önerdi, “Bununla ilgili bir çok şikayet alıyoruz. Bence bu sürümde tüm bu problemleri gidermiş olacağız.”

Berna kımıldamadı. “Tamam, müşterilerimiz şikayet ediyorlar ama her şeyden şikayetçiler. Eğer sadece şikayet gelen birkaç konuyu çözersek yetmeyecek, öbür türlü neredeyse yazılımı tamamen değiştirmek zorunda kalacağız ve bu yüzden yetişmeyecek.”

Jale kaygan bir yokuştaydı. Eğer kaygan yokuş tribine girerse karşıtının argümanını daha abartmış olacak, abartılmışı kabul etmek olacaktı. Genellikle abartılı anlatımın korkutucu tarafı es geçip, desteklememek daha doğrudur.

Eğer problem çözmeye çalışan ekip kaygan bir yokuşta ise doğru çözümü bulmanın riskleri olacaktır. Bir noktayı kabul etmek yerine o noktanın abartılı formunu kabul etmek orijinal noktadan çok uzaklaşılması anlamına gelebilir. Bu triğe karşı ekibinizi nasıl güçlendirirsiniz?

Öncelikle eğitim şart. Kaygan yokuş kazası yaşandığında bu konsepti öğretmeyin. Ekip tartışmanın en hararetli yerinde bu tip taktikler konusunda bilgilendirilmez. Eğer biri bu taktiği uygulamaya başlarsa kişisel bir atak olarak algılayıp üzerine gitmek gerekir. Bunun yerine normal bir toplantıda olası olumsuz sonuçlarını açıklayarak anlatmakta fayda vardır.

Eğer bu taktik herkes tarafından biliniyorsa etkinliği azalacak ve kullanmak isteyen kalmayacaktır. Eğer yine gerçekleşirse bir mola verin, neler görüp hissettiğinizi diğerleri ile paylaşın. Açık bir tartışmada herkesin hem fikir olduğu bir kaygan yokuş taktiği uygulanıyorsa üstü kapalı olarak orijinal durum ile abartılı durum arasındaki ilişkiyi araştırın. Abartı gerçekse görüşmeyi durdurun. En baştaki duruma dönün ve en baştan çözüm aramaya tekrar başlayın. Olaya, abartanın dışından birinin bakması ve incelemesi işe yarayacaktır.

Direnç mi? İsteksizlik mi?

resistance“Direnme” kelimesi organizasyonal değişim kapsamında düşünüldüğünde “mevcut durumun değişmesine olan isteksizlik” olarak tanımlanabilir. Aslında tehlikeli bir kavram olan “isteksizliğin” anlamını zayıflatır. Eğer bu tip bir isteksizlik yaklaşımı ile değişime başlarsak kendi eforlarımızı sabote edeceğimiz anlamına gelir. 

“Direnme” kelimesi organizasyonel değişim kapsamında ele alındığında bir çok anlama sahiptir. Çoğunlukla “tersine itmek – push back” anlamında kullanırız. Aslında direnme, bizim değişim nasıl yapılır konusundaki düşüncemize ters bir durum oluştuğunda ve bunu içimizde, derinlerde bir problem olarak değerlendirdiğimizde ortaya çıkar. Eğer kavramı iyi anlarsak değişimi daha iyi kotarırız.

Direnme yüklü bir kelimedir. Değişim,  olasılık olmanın ötesine geçtiğinde değişim aracılarının ilk karşılaşacağı şey direnç’tir. Burada kavram tersine döner ve “direnç gösterenler” kendilerini değişime direnç gösteren olarak görmezler. Onların bakış açısıyla değerlendirildiğinde yaptıkları şey dünyayı bildikleri ve daha önce onaylanmış şekliyle koruduklarıdır. Direnç, bir yandan insanları yalanladığı için küçük düşürücüdür.

Birincil davranış, değişime aracılık edenlere yardım etmemek şeklinde gelişir. Değişime aracılık edenler bu aşamada, daha işbirlikçi bir yaklaşımla “değişimi“ daha derin ve daha az etkileyici bir şekilde yaymaya çalışırlar. İnsanlar, doğru veya yanlış algılayabilecekler ve değişime aracılık edenlere karşı tepkisel davranabileceklerdir.

Yaptığının aynısını yapmaya devam etme eğilimine “aktif ısrar” gibi bir kelime kullanabiliriz. (active persistence) Aktif ısrar, sahip olunan şeylere tutunmaktır. Böyle düşünürsek farklı bakış açıları yakalayabiliriz;

  • Değişme aracılık edenler için aktif ısrar iyi bir şeydir. Bunun anlamı her halukarda değişim geleceği için belirli bir noktada aktif ısracılar neden ısrar ettiklerini açıklayacaklardır.
  • Aktif ısrar, kızgınlık ve sinikliği birleştirdiğinde ne olduğunu ve ne olsa iyi olurduları karıştırabiliriz.
  • “Temiz sayfa” yaklaşımı, aktif ısrarı kızgınlık ve siniklik ile birleştirir.
  • Aktif ısrarcılar, mevcuda sahip çıktıkları kadar yeni olana karşı çıkmazlar.
  • Aktif ısrarcılar, çok hızlı gidilmemesinin güvencesidirler.

Eğer aktif ısrarı sinir ve siliklikten ayrılabilirseniz doğrusu budur. Geçmişte işlerin ne kadar başarılı ilerlediğine ilişkin olumlu görüşlerinizi iletmeyi unutmamalısınız.

Dışarıdan bakma yaklaşımı size iki faydası vardır; kızgınlık ve siniklik limitlerin zorlayacak ne yapmanız ve yapmamanız gerektiğini gösterirken aktif ısrarı öğrenme şansınız olur. Doğrudan işe giriştiğinizde neyin neden değişmesi gerektiğini doğrudan iletmeye başladığınızda ikinci faydayı elde edersiniz ki bu da sizin daha iyiye doğru değişen bakış açınızdır.

Olduğundan Akıllı Görünme Yolları

Bazen birileri size olduğunuzdan daha akıllı göründüğünüzü söyleyebilir. Aslında bunu bir iltifat olarak almanız gerekir. Ne de olsa önemli olan kişilerin ne anladığıdır gerçekte ne olduğunuz değil. Bu yüzden size olduğunuzdan daha akıllı nasıl görünebileceğinizden bahsetmek istiyorum;

Bir kere öncelikle gözlük takacaksınız. Gözlükler IQ’yu 10 puan fazla gösterirler. Hatta gözlük taktıktan sonra insanların size daha çok soru sorduklarına şahit olabilirsiniz. Uydurma bir çıkarım yaparak gözleri bozuk insanlar ortalamadan daha zekidirler ve bunu herkes bilir, diyebiliriz 🙂

Akıllı bir kafa, bir çok insanın fetişidir. Bu belki de evrimin bir sonucudur. Daha akıllı ya da zeki olanı daha gelişmiş olarak düşünür insan. Daha çok çalışan ve daha çok okuyanın gözü bozuluyorsa demek ki okuyup geliştikçe daha da zekileşiyor insan diye düşünmeden edemez.

İkinci olarak gevezeliği bırakmayı öğrenmeniz gerekiyor. Çok konuşmak olası bilgisizliğinizi ortaya çıkarabilir. Eğer konuşma Albert Camus’nun edebiyata katkısı gibi bir konuya dönüşürse hemen bir telefon etmeniz gerektiğini söyleyerek oradan uzaklaşın, bu size zaman kazandırır. Eğer birileri kaçtığınızı düşünürse o zamanda bütün gün Eytişimsel Özdekçiliğin Yaşam Üzerindeki Etkileri ile ile ilgili tartıştığınız için yorgun olduğunuzu söylersiniz.

Bazı kelimeleri bilmenizde fayda var. Çok sık kullanılmayan ama etkili kelimeleri. Örneğin anomi(kuralsızlık-Türkçeye katan Doğu Ergil’dir) ya da zeitgeist (zamanın(Zeit) ruhu (Geist)) Yani içinde bulunulan dönemin entellektüel ve kültürel iklimi. Konuyu bunlara getirin, kuralsızlığın tüm problemlerin kaynağı olduğunu ve çevrenizdeki olan biten her şeyi zeitgeist olarak tanımlayın. Eğer diğerleri sizin bilmediğiniz kelimeleri kullanıyor, kafanızı karıştırıp ilginizi çekmeye çalışıyorsa gülümseyin ve dinliyormuş gibi yapın.

Önemli olan sizin zeki olduğunuzu düşünen insanlarla hemfikir olmanızdır. Bir çok kişi için akıllı sözü “aynı bana benziyor ama biraz daha iyi” anlamına gelir. Önyargılar atom gibidir parçalamak çok zordur. Sizin zeki olduğunuzu düşündüler mi onları vazgeçiremezsiniz. Hatta ukalalığınız, küstahlığınız bile sizi onların gözünde küçük düşürmez.

Tabiki bir de şarap uzmanı olmak lazım. Bardak nasıl gövdesinden tutulmaz, sapından tutulur, Şile toprağı Türkiye’deki en iyi bağ toprağıdır, hangi şarap daha iyidir, neyle ne içilir vb. konuşur, ek olarak caz dinleyip kimsenin ismini bilmediği birkaç cazcıdan “inanılmaz, süper” diye bahsederseniz tamamdır.

Kıssadan hisse: Kendini olduğundan daha akıllı gösteren insanları hayatımıza çok sokuyoruz. Onlara hayran olarak bu tarza prim veriyoruz. Marka, moda gibi şeyleri bu insanlardan alıyoruz.

Ve onlar bizi seyrederken gerçekten çok eğleniyorlar.

Uyanık Uyurgezerler ve Kurnazlar

Herkesin birbirine aktardığı ama aslı olup olmadığı konusunda emin olunmayan bir konu olan eğer uyurgezeri uyandırırsanız kalp krizi geçirebilir, şoka girebilir gibi şehir efsaneleri kulaktan kulağa yayılır ve herkes tarafından kabul görür.

Bu konuda yapılan çalışmalarda uyandırılanların kısa süreli bir şaşkınlık, bazen de korkunun getirdiği bir öfkeyi geçici de olsa yaşadıkları görülmüş. Aslında aniden uyandırılan herkes için şoka girme, kalp krizi geçirme riski var, uyurgezer olunması gerekmiyor.

Gelelim şirketlerdeki uyurgezerlere ve uyanıklara;

Uyanıklar şirket içerisinde uzun süredir yer alan ve şirket ile ilgili birçok konuda uzmanlaşmış, şirket içi dengeleri iyi bilenlerdir. Bunlar kendi yapmak istedikleri şeyleri yapabilmek için yöneticileri uyurgezer kılacak kılıflar hazırlarlar. Örneğin sigara içmenin yasak olduğu bir binada en az 10-15 tane sigara içilen yer görebilirsiniz. Yangın merdivenleri, arşiv odası, teras vb. Uyanıklar istediklerini yapabilmek için öncelikle uygun koşulları yaratırlar ve harekete geçerler. Birkaç kez başarılı olduklarında bu artık kalıcı bir davranışa dönüşür. Artık bunu bir hak olarak görmeye başlayabilirler. Yasak olmasına rağmen fark ettirmeden yapılan ve kişisel olarak doğru olduğuna inanılan şeyler Uyanıklara haz verirler.

Uyanık Uyurgezerler ise aslında her şeyin farkında olan, şirket içi kuralları ortaya koyan, onları temsil eden yöneticilerdir. Gerçekten olmasını istemedikleri şeylerde uyanıkken, olsa da olur olmasa da olur dedikleri ve zararsız olarak nitelendirdikleri konularda uyanık uyurgezerlerdir. Hatta belirli zamanlarda bu farkındalıklarını koz olarak kullanmayı bile düşünürler. Birinin hatası onun zayıf tarafı olup uyanık uyurgezer için fırsat anlamına gelebilir.

Aslında uyanıkların en büyük yanılgıları o işi kimseye fark ettirmeden yaptıklarına inanmalarıdır. Halbuki %90 “herkes her şeyin farkındadır.”

Gerçek uyurgezerler ise kendi işlerinden başka hiçbir şeyle ilgilenmeyen, çevrelerinde olup biteni dikkate almayanlardır. Uyandırılmaları bazen kasıtlı olarak istenmez bazen kasıtlı olarak istenir. Siz “hak, hukuk, adalet” vb. gerekçelerle işçileri uyandırdığınızda “provokatör” damgası yiyebilirsiniz, şirketin parasını çalan birinin yaptığını ortaya çıkarıp yönetimi uyandırdığınızda ise “kahraman” olursunuz.

Uyanıklık, ödüllendirilmesi itibari ile daha çocukluktan başlayan bir eğitim ve öğretimin sonucu ile gelişir. Uyanık olmayı ilerletenler kurnazlığa kadar ilerlerler. En basit hayvanın bile avını yakalamak için içgüdüsel olarak kurnazlık yaptığı düşünülürse insandaki boyutlarının vahamiyeti daha kolay anlaşılacaktır.

Uyanık geçinenler için çok üzülürüm. %90 ihtimalle kendilerine zarar verirler. Kendilerini uyanık sanmanın verdiği özgüvenle attıkları adımları iyi hesaplamazlar, ya birinin ayağına basarlar ya da takılıp düşerler. Uyanık geçineni yenmek, uyanıklar için prestij meselesidir. Her uyanık geçinenin yok edilmesi (İskoçyalı filmindeki gibi) uyanıkları biraz daha güçlendirir.