Yazar arşivleri: savassakar

Mikro Yönetici olabilir misiniz?

micromanagerEğer yöneticiniz bir “mikro yönetici” ise hayatınız çekilmez diyerek sizlere bu durumda ne yapılabileceğini anlatan bir yazı* yazmıştım. Ama farkettim ki işin diğer tarafını atlamışım. Ya siz bir “mikro yöneticisi” iseniz ne yapacaksınız?

Aslında her yönetici şirketi ile ilgili sorumluluklarını yerine getirmeye çalışır. Fakat bunu yaparken çalışanlarının mutsuz olduğunu hissediyorsa tavırlarının ya da yaptıklarının doğru olmadığının farkındadır diyebiliriz. Eğer herkesi mutlu biliyor ve yanılıyorsa işte o başka bir yazı konusu. Eğer farkındaysa yolunu değiştirmesi gerektiğini bilir.

Yöneticilere sorarsanız aslında asla ve asla “mikro yönetici” olmadıklarını söyleyeceklerdir. Bazı alçakgönüllüler bazen ve bazı kişilere karşı böyle bir hata yapabileceğini söyleyecektir. İşte bu noktada kendinizin bir mikro yönetici olup olmadığını anlayabilmeniz için şunlara dikkat edebilirsiniz;

  • Birine bir iş verdiğinizde güçlü bir şekilde nasıl yapılacağını anlatma ya da mutlaka yapılanı onaylama ihtiyacı duyuyor musunuz?
  • Herkesin neyi ne kadar yaptığından emin olduğunuzu ve düşüncelerinizi onlara belli etmediğinizi düşünüyor musunuz?
  • Yapıcı bir müdahale yapmadan önce sürekli işleri sorguluyor musunuz? Hatalara karşı durumu tam olarak kayvrayamamanıza rağmen tepkisel yaklaşıyor musunuz?
  • Size gönderilen bir şeyleri, sizin onayınız gerekmesine rağmen sürekli erteliyor ve geciktiriyor musunuz?

İşte bu soruların bir yada birden fazlasına evet diyorsanız ACİLEN DEĞİŞMELİSİNİZ

Eğer çalıştırdığınız kişiler gerçekten bilgisiz ve beceriksiz ise yukarıdaki bazı maddelerde haklı olabilirsiniz. Ama bu noktada problem başkadır. Bu çalışanlara yönelik olarak eğitim, transfer, yer değiştirme, başka iş verme gibi yöntemlere gitmeniz gerekir. Yani sizi mikro yönetime mecbur eden etkenleri değiştirmelisiniz.

Eğer mikro yönetici olmak ya da böyle algılanmak istemiyorsanız;

Davranışlarınızı ve tavırlarınızı gözden geçirip yeniden ayarlamanız gerekir. Bunun için önerilebilecek bir kaç şey var;

Kendinizle konuşun.

Sadece kendiniz kendinizi değiştirebilirsiniz. Yaptığınız şeylerin doğruluğunu ya da yanlışlığını kendinizle paylaşıp karar verin. Kendinize mikro yönetici olmamasını söylemeniz gerekir.

Değişik bir şeyi tercih edin

Değişimin yolu değişmektir. Birşeyleri daha farklı yapmaya karar verin ve bunu hayata geçirin.

Değişmeyi düşündüğünüz konuları size yakın olan birileri ile paylaşın. Bu yakın bir arkadaşınız ya da koçunuz, danışmanınız olabilir.

Yapın – Değişin

Şimdi bir şeyleri değiştirip uygulamanın zamanı. Bir hata olduğunda nazikçe sebebini sormak, işi verdikten sonra yapacak olanı rahat bırakmak vb. her ne yapmaya karar verdiyseniz onu yapın. Size ilişkin getirilne eleştirilerin aksine davranmaya çalışın.

Bu yaptığınızı mikro yönetici olduğunu düşündüğünüz diğer arkadaşlarınızla paylaşın

Eğer işe yaradıysa bu tecrübeyi bir an önce diğerleri ile paylaşarak faydayı artırabilirsiniz.

Ne kendinize ne de başkalarına mikro yönetici olmamak önemlidir. Neyi değiştirip neyi başardığınıza dikkat edin. Aslında mikro yönetici olmadığını sadece birilerinin mikro yöneticilik yaptığını ve değişebileceğini düşünün.

Ve sizde bunun en büyük kanıtısınız.

Mikro Yöneticiler ile çalışmak zordur 

Beyin fırtınasını doğru yapmak

corporate-brainstorming-session

Beyin fırtınası doğru yapılmadığında ciddi bir zaman kaybı olmakla beraber doğru yerine yanlış şeylerin ortaya konabileceği bir şey haline dönüşebilir. Önemli olan amaca uygun sonuçların yakalanacağı etkin beyin fırtınası toplantıları yapmaksa işte o zaman dikkat edilmesi gereken bazı noktalar var;

1. Beyin fırtınasını sadece fikir toplamak için yapmayın aksine fikirleri birleştirip neler çıkabileceğine ya da fikirlerin daha geliştirilmesine odaklanın. Eğer sadece fikir toplayacaksanız vaktinizi böyle harcamayın eski usul öneri sistemi vb. uygulamaları devreye alın.

2. Korkanları bu gruba almayın. Eğer beyin fırtınası yapacağınız ekibe demotive, aldığı ücretten yakınan, alaycı kişileri alırsanız yine sonuç hüsran olacaktır. Eğer her sene çalışanlarının %10’unu işten çıkaran bir şirket iseniz gelenler fikirlerini açıka söylemeye cesaret edemeyeceklerdir.

3. Önce bireysel sonra ekip olarak beyin fırtınası yapın. Bireysel fikirler grup içerisinde şekillenir. Beyin fırtınasını yönetcek kişi bu toplantı önce konuyu herkese iletmiş ise sadece o konuya odaklanan kişilerin fikirleri grup içerisinde harmanlanarak anlamlı projeler haline gelebilecektir.

Okumaya devam et

Sizden çok iyi bir şarj chazı olabilir

employee-motivationEskiden çalıştığım bir şirkette çok yoğun bir hafta yaşamıştık. Şirket kuralları gereği her gün saat sabah 10:00 ve öğleden sonra saat 14:00’te Türk kahvesi servisi olur aralarda çay gelirdi. Çaycımız Ali ile her gün bu çay ve kahve seferi esnasında selamlaşır, hal hatır sorardık. Bir gün Ali’nin kahveyi masama “kafama vurur” gibi bırakıp gitmesi üzerine yanımda çalışan arkadaşıma “Ne oluyor?” diye sordum. O da “Farkında değil misin? Neredeyse bir haftadır yoğun çalışmaktan iki laf etmedin, oda sana küstü muhtemelen” dedi. Hemen gidip Ali’nin gönlünü aldım ama bu bana iyi bir ders oldu.

Ali’nin duymak istediği tek şey “Merhaba” ya  da “Nasılsın?” kelimesi idi. İhtiyacı olan, onu motive eden buydu. Biz onunla böyle bir samimet kurduğumuzda o her kahveyi bıraktığında diğerini bırakmaya istek ve sevgi ile gidiyordu. Çünkü her merhaba yada nasılsın sözü yaptığı işin takdiri, onun orada olduğunun kabulü idi.

İnsan insana, insan gibi kurulan iletişimin ne kadar önemli olduğunu anlamıştım. Karşınızdakinin gözlerinin içine bakarak ve tüm samimiyetinizle nasıl olduğunu sormak o kadar güçlü bir motivasyon aracıydı ki şaşırmıştım. Aslında beni şaşırtan ya da sevindiren şey küçücük bir şeyle nasıl pozitif bir etki yaratabildiğim idi. Birisi için daha olumlu bir fark yaratabilmek, işte önemli olan buydu ve bunu yapmak için gereken tek şey sadece bir kelime idi.

Hayatım boyunca iki şey ile motive oldum. Öncelikle başarılı olmayı kendime motivasyon aracı olarak kullandım. Bir şeyleri başarıyor olmak bana her zaman yetti. Öte taraftan ise başkalarında yaratabildiğim pozitif etki ile motive oldum ve hala oluyorum. Beni görünce gülümseyen insanları görmek çok güzel.

Babamın söylediği “Her zaman iyi ol oğlum” sözünü daha iyi anlıyorum şimdi. Ne istediğime değil ne verebileceğime odaklanıyorum. Burada yazı yazmamın sebeplerinden en önemlisi bu zaten. Biliyorum ki burada yazacağım birkaç kelime ile insanlar motive olabilir, gülümseyebilir ve belkide onları üzen bir konuda tekrar denemeye karar verebilirler. Buradan başlayan pozitif dalga berberinde yine pozitif etki yaratır.

Sizden çok iyi bir şarj cihazı olabileceğini bilin. Sadece iki dudağınızın arasından çıkacak birkaç kelime ile karşınızdakini enerji ile doldurabilirsiniz.

Ya çevrenizin enerjisini tüketirsiniz ve karanlık olur yada enerjinizle herkesi doldurur etrafı aydınlatırsınız. Hayat sizin, seçim sizin…

Yazılımcılar pazarlamadan nefret eder

Aslında sadece yazılımcılar değilde teknik ağırlıklı çalışanlar demek belki daha doğru olacak. Fakat eğer projelerin yönetiminde yer almaya başlayacaksanız “pazarlama” konusuna ısınmanız gerekiyor.

Pazarlama kavramını bu güne kadar tanıdığınız ve hoşlanmadığınız insanlarla beraber düşünmeyin, ayrıca pazarlamanın insanın ruhunu şeytana  satması olarak ta görmeyin. Pazarlama insanları kandırmak, onlara istemedikleri bir şeyi almaya ikna etmek değildir.

Proje Yöneticisi olduğunuzda tüm paydaşlarla(projende etkilenen herkes) kazan-kazan(win-win) ilişkiler kurmak zorundasınız. Aslında bu durum sadece paydaşları “dinlemek” olarak algılansa da projedeki belli noktalara dikkat çekmek, belli noktaların önemini vurgulamak gibi bir çok farklı şekilde düşünülmelidir.

Projelerin çoğu paydaşların istekleri, korkuları, hayalleri, beklentileri ile şekillenir. Paydaşlar özellikle çıkarlarına doğrudan etili olan isteklerine sarılır, onları savunur ve korumaya çalışırlar. Beklentilerinin ne kadar mantıklı olduğu konusunda sizi ikna etmeye çalışırlar.

Proje yöneticisi tüm bu istekleri yönetmek için herkesle diyalog ve anlaşma peşinde olacaktır. Eğer teknik bir adam karşısındakinin bakış açısından “faydayı” görebilirse daha doğru ve uygun sonuçlar üretebilir.

Okumaya devam et

Projelerde bir arada olmayan ekip üyelerini yönetmek

Bir arada olmayan bir ekibi yönetmek zordur. Böyle bir ekip ile çalışıyorsanız net bir proje vizyonuna, iyi bir iletişime, motivasyon stratejilerine ve bireysel farklılıkların farkındalığına ihtiyacınız var demektir. Artık bir çok projede farklı departmanlarla ve dış kaynaklarla çalışıyoruz yani proje ekibi farklı lokasyonlarda yer alıyorlar. Böyle bir çalışmada işe yarayacak birkaç ipucu vermek istiyorum;

1.   Çatışmaların ya da anlaşmazlıkların etkin çözümlenmesi

Ekibin birbiri ile konuşması konusunda cesaretlendirmeniz gerekir. Bu tip dağınık ekiplerde problemin konuşulmadan büyümesi ya da olan bitenden haberinizin olmamasıdır. Olası anlaşmazlıkları profesyonelce yönetmek herkesin sorumluluğundadır. Anlaşmazlıkların her zaman kötü sonuçlar doğuracağını söylemek gerçekçi olmayacaktır. Her hangi bir anlaşmazlığa müdahale edebilmeniz için öncelikle  haberdar olmanız gerekir. Bu yüzden ekibinizi olası anlaşmazlıklarda sizi bilgilendirmeleri ve/veya profesyonel bir biçimde sorunu çözmeleri konusunda cesaretlendirmeniz gerekir. Bazı anlaşmazlıkların ekip içinde çözülmeleri daha uygundur. Bu yüzden her şeye müdahale etmenizi önermiyorum.

Anlaşmazlıklar çoğu zaman proje bulunulan aşamaya göre benzerlikler gösterebilir. Örneğin projenin başlangıcında ekibin birbirine kendini göstermeye çalışması, kültürel farklılıklar ya da aynı dilde konuşmamak anlaşmazlıkların sebebi olabilir. Sonuçta Proje Yöneticisi öncelikle anlaşmazlığın sebebini iyice anlayıp duruma ilişkin tavrını belirlemeli, teknik ya da yaratıcı bir çözüm üretmelidir. Benim önerim, anlaşmazlık çıktığında sebeplerine odaklanmanız ve tekrarlamasını engelleyici önlemlerin alınması olacaktır. Eğer olasılık anlamında anlaşmazlık ya da çatışma yüksek ise “önleyici” tedbirler projenin en başından düşünülmelidir.

2.   Performansı sürekli gözden geçirmek ve izlemek

Bugün işlerin yolunda gitmesi yarın yolunda gideceği anlamına gelmez. Ayrıca yüksek performanslı bir ekipte bir anda ortaya çıkmaz. Üstelik bir arada olmayan ekiplerin yüksek performansa gelmeleri daha zordur. Bu yüzden öncelikle ekibin yüksek performanslı olması için gerekenleri düşünmeniz ve ekibinizle nasıl daha iyi bir performans gösterebileceklerini tartışmanız gerekir.

Proje ekiplerine yeni girenler bir dengesizliğe sebep olabilirler. Bu dengesizliği en aza indirecek şekilde hazırlıklı olmanız gerekir.

3.   Krizleri çabuk çözmek

Her projede zaman zaman krizler yaşanır. Fakat özellikle sanal ekiplerde herkesin problemin farkında olduğundan ve neler olup bittiğinden haberdar olmalarını sağlamanız gerekir. Örneğin stratejik bir değişiklik ya da istek olması durumunda herkesin aynı anda aynı bilgiye sahip olması çok önemlidir. Ekip üyelerinin kendilerini projeden izole hissetmemeleri çok önemlidir.

Krizler ya da değişiklikler ekip üyelerinin bir araya gelerek ortak çözüm üretebilmeleri için birer fırsattırlar.

Projeyi detaylandırmaktan anladığımız

Bir projede aşağıdaki gibi cümleler kurulmaya başlanmışsa işiniz zor demektir;

İşe başlamadan bir gün önce : “Evet şimdi anladım ne istediğini”
İşe başladıktan 2 gün sonra “Benden öncekiler yanlış yapmışlar. Ne yapmamı istersiniz?”
“Bana ne kadar süreceğini sormayın söyleyemem. Sadece bittiğinde haber verebilirim.”
“Böyle bir şey istendiğinden haberim yok.” Ör. dokümantasyon

Projeler detaylandırıldıklarında yani iş ayrışım yapılarının oluşturulmasında dikkat edilecek en önemli şey okunacak ve anlaşılacak düzeyde hazırlanmasıdır. Okunmayan ve ondan da fazlası anlaşılmayan iş ayrışım yapıları yukarıdaki gibi diyalogların yaşanması sonucunda Proje Yöneticisinin “aman bir şey atlanmasın” kaygısıyla detaylandırdığı çalışmalardır. Bu durumda çalışanlar iş ayrışım yapısını sadece “yapılacak işler” listesi olarak görürler ya da proje ekibi ne kendilerinden sonra gelen işe ne de kendilerinden önceki işe dikkat ederler. Sadece verilen işi yapayım gerisi beni ilgilendirmez diye düşünürler. Kendi işinin sorumluluğuna odaklananlar projenin başarısını sahiplenmiyorlar demektir.

Kötü çalışanlar kendilerine verilen ve iyi tanımlanmayan işlere “aşık” olurlar çünkü ne yaparlarsa yapsınlar “mazeretleri” hazır olur. İşini seven ve severek yapanlar iyi tanımlanmayan işlerden mutsuz olurlar, sadece kendi işlerine odaklanmazlar, kendilerinden önceki ve sonraki işleri de hesaba katarlar.

Yöneticinin kulağına küpe çok ama takan kim

managerDaha önce Yöneticilerin kulağına küpe demiştim, SATIŞ ve Pazarlama becerileri adına birkaç madde daha ekleyelim. Yönetim sanatı dediğinizde herkes size başka bir şey söyler. Bu bir günde ya da sadece kitaplardan öğrenilecek bir şey değildir. Teori, pratik ile beslendiğinde gerçekler ortaya çıkar. Bu yüzden her yönetici bir sirkteki jonglör gibi 5 tane topu elleri ile çevirirken ayakları ile halkaları çevirebilmeli, kafasında kutuyu taşıyabilmeli ve aynı zamanda şarkı söyleyebilmelidir. Yani;

1- Projeye, ekibe yada çalışanlara ihtiyaç duydukları kaynakları temin etmeden mucize yaratmalarını beklemeyin.

2- Teknolojiyi maliyet kapısı olarak görmeyin ve şirketinizin ihtiyaçlarına uygun teknolojiye yatırım yapmaktan çekinmeyin.

3- Bir şey olmaz demeyin, araçları ya da yazılımları günü geldiğinde güncelleyin ve hep güncel tutmaya çalışın.

4- Her zaman müşterinize kıymet verin.

5- Onlara sunduğunuz hizmet, servis yada ürünlerle onlara değer katmaya çalışın. Ürün yada servisinizi rakiplerinizden farklılaştırın ve geri gelmelerini sağlamaya odaklanın.

Okumaya devam et

İşi işte bırakabilmek

workaholic1Çok uzun bir süre sıkı bir işkolik olarak çalıştım ve hatta sağlığımı bu yüzden kaybettim.

Nasıl işkoliktim? Sabah 07:00’de işe gidip gece 23:00 gibi çıkan, hatta yolda ve evde bile çalışan bir insandım. Fırsat buldukça haftasonları iş yerine gider yapmam gereken işleri tamamlardım. Konuştuklarımın %90’ı işimle ilgili idi. Fakat sağlığımı kaybedince kendime geldim ve “işi işte bırakmayı” öğrendim.

Bu konuda bir makale okurken benim yaptığım şeylerle önerilenlerin çok örtüştüğünü görüünce sizlerle paylaşmak istedim.

Yolunuzu uzatın. Eğer işten çıktınız ve kafanızda hala bir şeyler var ise yolunuzudeğiştirip, vakit geçirip eve girene kadar onları unutmaya çalışmanız lazım. Evin kapısından girenekadar yapacağınızı yapın.

İşteki patronla evdeki patron aynı değildir. İşyerindeki pozisyonunuz yada size duyulan ihtiyaç ile evdekiler birbirinden farklıdır. Her iki tarafın ihtiyaçlarını ayrı ayrı düşünmeniz gerekir. Arıca evinizdeki insanlar sizin ücretle çalıştırdığınız insanlar değildir, bir hedefe ulaşmak ve size rapor vermek zorunda değilleridir. Bu yüzden iş yerindeki havanızı dışarıda bırakmanız gerekir.

Okumaya devam et

Dalai Lama Derki

dalai_lama“Benim basitçe inancım şu” diyor Dalai Lama*. “Ne tapınak ne de karmaşık felsefeler.

Beynimiz ve kalbimiz tapınağımız, şefkatimiz ise felsefemizdir. Bütün dünyanın takdir ettiği seçilmiş kişilerden sadece bir tanesi. Ve bakın neler diyor;

1. Dalai Lama der ki: “Büyük aşklar ve büyük başarılar büyük riskler içerir.”

Yüksek performanslı kişiler aslında ortak bazı özellikler taşırlar. Başarıya odaklanmışlardır, yaptıkları işe tutkuyla bağlıdırlar, hedefleri bellidir ve başkalarına nazaran daha çok risk alabilirler. Akıllıca risk alabilmek başarının anahtarıdır.

2. Dalai Lama der ki: “Kaybettiğinizde, ders almayı atlamayın”

Hata yapmak insana mahsustur. Yaptığınız ya da karşılaştığınız hatalara karşı nasıl davrandığınız ne kadar akıllı olduğunuzun kanıtıdır. Çünkü hatalaran alınacak dersler ile aynı hata tekrarlanmaz. Bu yüzden hatalar en iyi öğretmenlerdir.

3. Dalai Lama der ki: “Hatanızı farkettiğinizde onu düzeltmek için hemen harekete geçin.”

Yapılan bir hatanın farkedilmemesini ya da kendiliğinden düzelmesini beklemek hatasına düşmeyin. Düzelmeyecektir. Ne kadar erken aksiyon alırsanız o kadar az stres yaşar, problemin büyümesini önlersiniz.

Okumaya devam et

Beynini kullan – 6

Beyni ile varolanlar bugüne kadar ya tarihi yazdılar ya da tarih onları yazdı. Son alıştırma ve beyin egzersizi önerilerimle bu yazı dizisini tamamlıyorum.

76. Masaj, özellikle kafa masajı oldukça rahatlatıcıdır. Berber ve kuaförlerde en son 10 dakikayı masaja mutlak ayırın.

77. Beyin her şeyi kaydeder. Bu yüzden akşam haber seyredeceğinize müzik dinleyin ya da belgesel izleyin. Beyninizi ne ile doldurmak istediğinize siz karar vereceksiniz.

78. Beyin, gördüklerinizi hafızanıza almaktadır. Özellikle byük alışveriş merkezlerinde bir süre gezdikten sonra başınızın ağrıması çok fazla hareket, şekil ve rengi beyninizin algılamaya çalışmasındandır. Gürültü, toz, stresde cabasıdır. Bu yüzden belirli zamanlarda gözleri dinlendirmek hem kullandığınız bilgisayarın olumsuz etkilerini azaltmak hem de yukarıdaki örnekteki olumsuz durumları azaltmak için işe yarayacaktır.

79. Gece yararken gerekirse kulağınıza tıkaç takın. Sessiz ve bölünmeyen bir uykunun beyninize faydası yüksektir.

80. Satranç, GO gibi beyninizi çalıştıracak oyun gruplarına katılın. Tavla ve kağıt oyunu(Briç hariç) beyni yeterince çalıştırmazlar. Ama hiç yoktan iyidirler.

Okumaya devam et