Yazar arşivleri: savassakar

Sürekli Şikayet Edenler

Çevremde ve sosyal medyada sürekli şikayet eden, kronik şikayet etme problemi olanlar var. Onlar için hava ya soğuk ya da sıcak, patron ya da çalışan her zaman kötü, trafik her zaman berbat vb.

Sürekli bardağın boş tarafını gördükleri gibi bunu diğer insanlara yansıtmaktan çekinmiyorlar. Herkesin derdinin başından aşkın olduğunu, bir de kendi dertleriyle ya da manasız şikayetleriyle onları bunaltmamaları gerektiği hassasiyetine sahip değillerdir.

Yanlış olan şikayet edilebilir ama kronik şikayetçiler ya da sürekli şikayet edenler çevrelerindeki insanları mutsuz ediyorlar. Çalıştıkları departman ya da şirketlerine zarar veriyorlar.

Bu konuda çeşitli çalışmalar yapılıyor. Bir Alman şirketi o gün kendinizi iyi hissetmiyorsanız şirkete gelmemenizi kabul ediyor. Bu tip davranışların üzerine gitmenin onu daha da kötüleştirdiği yönünde görüşler de var. Dikkat edilmesi gereken şeyler var;

1- Onları neşelendirmeye çalışmak işe yaramıyor. Davranışımız, bizim onun hissettiği acı ya da sıkıntıya sahip olmadığımızı gösteriyor. Aslında istenen aynı ya da daha fazla acıya sahip olduğumuzu göstermemiz.

2- Çözüm önermek işe yaramıyor. “Şunu denedin mi?” “Şunla konuştun mu?” gibi çözümler işe yaramıyor. Şikayet edene göre sıkıntısı ciddi ve bir iki cümle ile iyileştirilemez. Aslında bizi probleminin çözülemeyeceğine ikna etmeye çalışır.

3- Hakısın demek işe yaramıyor. Sadece şikayet etmenin işe yaramayacağını, şikayeti kesip bir şeyler yapması gerektiğini söyleyebiliriz.

4- Şikayet edenlerin çalışmadığını söyleyerek şikayet etmemeliyiz. Şikayet edenlerden şikayetçi olmamamız lazım.

5- Şikayet edenleri görmezden gelmek ya da red etmek işe yaramıyor. İstedikleri ilgi çekmek olduğu için görmezden gelmek sadece şikayetin dozunu artırıyor.

6- Berber şikayet etmek işe yaramıyor. “Bence de o aptal biri, yemekler gerçekten berbat” gibi sözlerle ona doğru düşündüğünü hissettirebiliriz. Fakat bu sefer o bizim şikayetlerimiz konusunda yardımcı olmaya çalışır.

7- Karşı çıkmak işe yaramıyor. Şikayeti yasaklamak yer altında inmesine ve yayılmaya devam etmesine yol açıyor. Şikayetleri yüksek sesle ve aleni hale getirmek gizli kalmasından daha iyidir.

Sürekli şikayet eden birine “Gerçekten bu kadar problem ve sıkıntı ile yaşamak çok zor olmalı?” diye sorabiliriz. Büyük ihtimalle yanıt “O kadar kötü değil” olacaktır. Empati kurmak, “Seni anladım ve senin gözünle yaşadıklarını gördüm. Gerçekten çok zor bir durumdasın” mesajını vermemiz gerekiyor. Alaycı olmamaya çalışmamız ve onu ciddiye aldığımızı göstermemiz gerekiyor.

Bile Bile Yaptığımız Yanlışlar

Doğru olmadığını bildiğimiz şeyleri kasıtlı olarak yapabiliyoruz. Çoğu zaman çevremizin tuzağına düşüyoruz ama yaptığımız yanlışların farkında oluyoruz. Yanlış olduğunu bildiğimiz şeyleri neden yapıyoruz;

  1. Tren etkisi – Diğer insanların yaptığı şeyleri yapmaya eğilimli oluyoruz. Çünkü onların yaptığının doğru olduğunu düşünüyoruz. Trenin vagonlarını çekmesi gibi diğerlerine takılıp gidiyoruz.
  2. Başkalarının bizden yapmamızı, söylememizi beklediği şeyleri fark ettiğimizde inadına tersini yapıyoruz ya da söylüyoruz
  3. Mevcut seçeneklerden daha iyi olan ve başkasının seçeneklerini hatırladığımızda. Ahmet bu durumda şöyle yapmıştı diye düşünüp öyle yapmaya kalkışıyoruz.
  4. Sırf öngörümüzü doğrulamaya çalıştığımızda,
  5. Kıskandığımızda,
  6. Kızdığımız için – üstelik kızgınlığımızın haklı sebeplerini bularak yanlış yapmadığımızı düşündüğümüzde,
  7. Tek bir bakış açısı ile olaylara yaklaşarak, başka bakış açılarını dikkate almadığımızda,
  8. Başkalarını onaylamayı ya da kabullenmeyi yenilgi, zayıflık olarak algıladığımızda,
  9. Bir şeyleri olduğundan daha değerli göstermeye çalıştığımızda,
  10. Büyük resme değil detaylara boğulduğumuz ya da sadece tek bir noktaya odaklandığımızda,
  11. Görmeye değil sadece bakmaya çalıştığımızda,
  12. Gelecekle ilgili beklentilerimizi abarttığımızda,
  13. Kaybetmekten korktuğumuzda,
  14. Belirsizlik durumunda karar alma becerisini gösteremediğimizde,
  15. Baskı altındayken baskıyı yönetemediğimizde,
  16. Başkalarının ne düşüneceğini ya da nasıl etkileneceğini umursamadığımız durumlarda,
  17. Verilecek kararın kalitesinin önemli olmadığını düşündüğümüzde,
  18. Küçümsediğimizde,
  19. Kendi değerlerimizi diğerlerinin değerlerinden üstün tuttuğumuzda,
  20. Sadece kendimizi düşündüğümüzde, fazlaca ben-merkezci olduğumuzda,
  21. Tam olarak anlamadığımız konularla ilgili bir şeyler yapmaya çalıştığımızda,
  22. Yaptığımızın görevimizi olduğunu ya da emir ile yaptığımızı düşündüğümüz durumlarda bile bile yanlışlar yapıyoruz.

Daha yukarıda yazamadığım sağlık, toplum ve trafik kuralları, etik, çevre vb. bir çok konuda bilerek yanlış yapıyoruz.

Bile bile yanlış yapmak akıllı insanın harcı değil ama…

Neden Bazılarımız Daha Az Maaş Alır?

Çoğumuz, kendimizi iş arkadaşlarımız kadar becerikli ve onlar kadar değerli hissediyoruz. Fakat buna rağmen onlardan daha az ücret alabiliyoruz? Ya da kendimizin normal onların yüksek aldığını düşünüyoruz?

Burada paylaşacağım şeyler tecrübelerimle sabit olacağı için mutlaka eksiklikler olacaktır. Vereceğim örnekler ortalama şirketler için geçerlidir. Profesyonel ve büyük şirketlerin aşağıda yazacağım bir çok konuyu “aştığını” varsayıyorum.

Şirketler, kar yazan ya da para kazandıran birimlere daha yüksek ücret öderler. Özellikle pazarlama birimleri şirkete nakit girişi sağladığı ve faydası net olarak ölçülebildiği için ücretleri yüksektir.

Genellikle satış ve pazarlama birimlerinin daha iyi ücret almalarının sebeplerinden birisi görüşmeler konusunda uzmanlaşmış olmalarıdır. Bu yüzden işe ilk girişte yapılan görüşmelerde diğerlerine nazaran daha başarılıdırlar.

Bir şirkete girişte ne vaat edilirse edilsin eğer iyi bir ücret elde edilememişse ve ortada yazılı bir şey yoksa, büyük olasılıkla öyle kalır. Şirketler bu tip vaatleri tutmamanın bin bir yolunu bulurlar.

Bazıları bizim fark edemediğimiz ya da tam olarak anlayamadığımız bazı özel bilgi birikimlerine, sempatik kanallara (çevreye) sahiptirler. Bu kişilerin bizden yüksek ücret alması doğaldır.

Ticareti bilmiyorsak, işe girerken emeğimizi iyi bir ücret karşılığı kiralamamız mümkün olmaz. Bu konuda becerilerimizi geliştirene kadar az ücret almayı göze almalıyız.

Yaptığımız işler, edilen iltifatları bizi kendi gözümüzde daha üst bir noktaya getirebilir, kibir seviyemizi artırabilir, halüsinasyon görmeye, diğerlerinin bizden yüksek ücret aldığını düşünmeye başlayabiliriz. Arada bir kendimizi yoklamamız şarttır.

Gerçekten iş yapan, iş çıkaran ve yokluklarında GERÇEKTEN işlerin tam anlamıyla yürümeyeceği kişiler bizden daha yüksek ücret alırlar. İşimizi ne kadar önemli olarak görsek bile şirketimizle empati kurmalı, “ben olsaydım ne yapardım?” gibi küçük bir düşünce oyunuyla, düşüncelerimizi tekrar değerlendirmemiz gerekebilir.

Patronun oğlu, akrabaları ve arkadaşları tabiki bizden yüksek ücret alacaklar, sonuç olarak şirket onların ve paralarını diledikleri gibi harcarlar.

Biz daha yüksek ücretli başka bir alternatif aramadığımız, ısrarla bulunduğunuz şirkette koşullarımızın iyileştirilmesine uğraştığımız için daha düşük ücret alan durumuna düşmüş olabiliriz.

Şirket içinde başka bir pozisyona, birime geçmediğimiz, bulunduğunuz yerin ücret skalasını yükseltmeye çalıştığımız için düşük ücret alıyor olabiliriz.

Yöneticimiz ile iyi iletişim kuramamış ve bu yüzden performans değerlendirmelerinde işimizi iyi yapmanıza rağmen iletişim açısından yeterince iyi not almadığınız için düşük ücret alıyor olabiliriz.

Şirketimiz bizi geleceğinde görmediği için yatırım yapmıyor, elinden kaçırmaya çekinmiyor ve bu yüzden düşük ücret veriyor olabilir. Ne biz vazgeçilmezsizdir ne de şirketimiz.

Özgüveni Geliştirmek

Özgüven, kendimizle ilgili ne düşündüğümüz, kendimizden ne kadar emin olduğumuzdur. Özgüvenimiz bizim resminizdir. İnsanın doğası gereği bazen kendimizi kral gibi hissederken bazen de çok zayıf ve çaresiz hissederiz. Ve nasıl hissediyorsak arkası öyle gelir.

Parmak şıklatmayla özgüven gelişmiyor, bir süreç gerektiriyor. Önemli olan bu sürece hazır olup olmadığımız? Eğer hazırsak;

  1. Kendimizi başkalarıyla kıyaslamayı bırakmamız gerekiyor.

Çoğu zaman değerimizi diğerlerine bakıp belirlemeye çalışırız. Her zaman bizden iyi ve kötüler olacak. Önemli olan daha iyi olmak ya da onun yaptığını yapamamak değil. O halde kıyaslamayı bırakın.

  1. Kendimizi kötülemeyelim.

Bazıları hemen hemen her konuda kendilerini kötülerler. “Ben her zaman geç kalırım” ya da “Hiç tam olarak yapamadım” vb. Kendimizi değerlendirelim ama kötülemeyelim.

  1. Bağışlayalım ve unutalım.

Geçmişteki acılarımızı, yaralarımızı düşünerek zaman harcamamalıyız. Üzücü şeylerle kafamızı doldurmak yerine daha anlamlı şeyler düşünmeliyiz. Hep daha iyisini yapmaya çalışan bizler hata yapmaya mecburuz. Ve bunu olağan algılayıp kendimizi affetmeyi bilmeliyiz.

  1. Pozitif ve destekleyici insanlarla birlikte olalım.

Kendimizi ve diğerlerini sevebilmek için ihtiyacımız olan enerji içimizde. Doğru insanlarla birlikte olmaya çalışalım. Pozitif enerji yayanları tercih edelim.

  1. Sevdiğimiz konularda katılım sağlayalım.

Sevmediğiniz bir şeyi yaparak mutlu olamayız. Halbuki sevdiğimiz işleri yaparak kendi özgüvenimizi artırabiliriz.

  1. Kendimize dürüst olalım.

Kendi hayatımızı yaşayalım, bizim için iyi olduğunu söyleyenlerin dediklerini değil. Kendi hayatımızın lideri olalım. Kendimiz olalım.

  1. Olumlu konuşalım.

Kelimeler insanları vezir ve rezilde edebilirler. Bu yüzden çok iyi seçmemiz gerekir. Birileriyle konuşurken olumlu kelimeleri seçmeye çalışalım.

  1. Geçmişteki hatalarımızla kendimizi suçlamayalım.

Hayatımızda çok az şeyi kontrol edebiliyoruz, bu yüzden hatalar yapıyoruz. Kendimizi suçlamayı abartırsak özgüvenimizi kaybedebiliriz.

  1. Kişisel başarılarımızı listeleyelim.

Yapamam dediğimiz halde yapıp başardığımız şeyler sayesinde kendimizle gurur duyarız. Bunları yazalım ve arada bir okuyalım. Gözlerimizi kapatıp tekrar o zafer anına dönelim.

  1. Pozitif özelliklerimizi yazalım.

Dürüst müyüz? Yardımsever miyiz? Yaratıcı mıyız? Bunları yazıp, arada bir okuyalım. İyi özelliklerimiz bize güç verecek, özgüvenimizi artıracaktır.

  1. Zayıflıklarımızın altındaki gizli güçlü yönlerimizi bulalım.

Sürekli zayıf taraflarımızı tekrarlayarak özgüvenimizi güçlendiremeyiz. Her negatif şeyde pozitif bir taraf bulabileceğimizi, sadece bakmak değil görmenin önemli olduğunu hatırlayalım.

  1. Güçlü taraflarımızı tekrar keşfedelim.

Görünüşümüz, konuşmamız, sağlığımız ya da daha kişisel bir konuda güçlü taraflarımızı fark edebiliriz. Çok iyi fıkra anlatabilmek, hızlı refleksleri olmak, konsantre olabilmek vb. Asla kendimizi küçümsememeli ve hafife almamalıyız.

  1. Düşünce tarzımızı değiştirelim.

Bazen gerçek problem özgüvenimiz değildir. Aksine değiştirmediğimiz bakış açımızdır. Farklı açılardan olaylara yaklaşabilmeyi becerebilmemiz gerekiyor.

  1. İhtiyaçlarımızı, beklentilerimizi netleştirelim.

Bazılarımız “övülmeye ya da teşekküre” ihtiyaç duyar. Bir şeyleri başarabilmiş olmayı başkalarından duymak isteriz. Bazen sırtımızın sıvazlanması bile paha biçilmezdir. Bunlar olmuyorsa, gardımızı düşürmemeliyiz önemli olan budur.

  1. Tüm iltifatları teşekkür ederek kabul edelim.

Asla reddetmeyelim ya da zaten hakkımdı gibi kibirli davranışlarda bulunmayalım. Özgüven alçakgönüllülükle beslenir. Sadece basit bir teşekkür yeterlidir.

  1. Daha fazla vermeye başlayalım.

Başkaları için göstereceğimiz gayret ya da yardımseverlik bizi çevremizde çoğaltır. Çoğalmamızın pozitif etkisi özgüvenimizi artırır. Başkalarına yardım etmek kendimizi daha değerli hissetmemizi sağlar.

  1. Kendi amigonuz olalım.

Bir taraftarı harekete geçiren ve takımları için tezahürat yapma ve destekleme konusunda uğraş veren amigoları düşünün. Ancak kendi kendimizin amigosu olarak özgüvenimizi geliştirebiliriz. Başka amigolar ya da “şak şak” çılar gerçek etkiyi yaratamazlar.

  1. Kolayca başarabileceğimiz işlerden başlayalım.

Küçük işleri başararak başlayalım. Böylece daha büyük ve karmaşık işleri başarmamız için gereken özgüvenimizi olgunlaştırabiliriz.

  1. Limitlerinizi bilelim.

Nerede kızıp, üzüleceğimizi, hangi noktada nelere nasıl tepki vereceğimizi biliyorsak özgüvenimizi zayıflatıcı ya da zarar verici şeylerden uzak kalabiliriz. Eğer limitlerimizi aşarsak “özgüven onarıcı” şeyler yapmamız gerekebilir.

  1. Spor yapalım.

Stres hormonlarını azaltıp mutluluk hormonlarını çoğaltalım. Fiziksel olarak kendimizi iyi hissetmemiz hayatımızın diğer taraflarına yansıyacaktır. Kendimizi daha zayıf, şekilli ve zinde hissetmek özgüvenimizi güçlendirir.

  1. Özgüveni yüksek insanları okumalıyız.

Büyük siyasi liderler, sanatçılar gibi özgüveni yüksek insanların hayat hikayelerini okuyalım. Hangi zor durumlardan nasıl iyi durumlara geldiklerini, başardıklarını inceleyelim.

  1. Harekete geçelim!

Dünya hareketi ödüllendiriyor! Kendimiz için bir şeyler yapmaya başlamalıyız. Artan özgüvenimiz ve çevremize vereceğimiz pozitif enerji, diğer pozitif enerjileri harekete geçirecektir.

İyi şeyler, iyi şeyleri tetikler. Her ne kadar sizi şiddet ve korku ile tek tip düşünmeye zorluyorlarsa bile prim vermeyin. Ne ağlak diziler ne de kan-revan haberler sizi etkilemesin.

Önemli Olan Şirketin Kar Elde Etmesidir

Şirketler para kazanmak için harcar, çalışanlar harcamak için kazanmaya çalışır. Şirketlerin ana amacı kar elde etmektir ve kar eden şirket büyümesine paralel istihdam sağlar. Yöneticilerin ve çalışanların amacı şirketin kar elde etmesi olmalıdır.

  1. Gerçekçi bütçeler yapmaya çalışmalıyız. Acil durum ya da krizlere ilişkin yedeklerimiz ve rezervlerimiz olmalıdır.
  2. Basketbolda savunma yapan kazanıyorsa şirketlerde iyi maliyet yönetimi ve maliyet düşürücü tedbirler kazandırır. Sineğin yağını çıkarmamaya dikkat etmeliyiz. Tuvalet kağıdından tasarruf etmeye gelene kadar asıl maliyetleri gözden kaçırmamamız gerekir. Ucuz olup kısa vadece tüketileceğine kaliteli ama uzun vadede işe yarayacakları tercih etmemiz gerekir.
  3. Bir kuruş bile tasarruf etmek önemlidir. Az meblağları küçümsememeliyiz. Her tasarruf edilen kuruş, bir kuruş kazanmak demektir. Sayın Vehbi Koç’un hayatını mutlaka okumalısınız.
  4. Nakit akışımızı mutlaka kontrol etmeliyiz. Ödenmemiş faturalarımız yüzünden ne kapımıza birileri gelmeli ne de elektriğimiz suyumuz kesilmeli.
  5. Alternatif finans kaynakları araştırılmalı, finans kurunları ile ilişkilerimizi iyi tutmalıyız.
  6. Bilinçli risk almalı, yapamayacağınız ödemelerin altına imza atmamalı, kimseyi kandırmamalıyız. Sınırlarımızı bilmek zorundayız.
  7. Doğru işleri doğru şekilde yapıp yapmadığımızı kontrol etmeli, alışkanlıklarımızın şirkete zarar verip vermediğini değerlendirmeliyiz. En büyük maliyet zaman kaybıdır.
  8. Kaliteyi asla küçümsemeyelim. Bazen “boşver” yaklaşımımız kartopu etkisine dönüşür, çığ olup sizin üzerimize düşebilir. İngilizlerin ünlü “tırnak araması” hikayesini unutmayalım;
    Tırnak ararken ayakkabı kayboldu.
    Ayakkabı ararken at kayboldu
    At ararken şövalye kayboldu
    Şövalye ararken savaş kaybedildi
    Savaş edelim derken kral kaybedildi.
  9. Her şeye hazırlıklı olmamız lazım. Gerekli donanım ve ekipmanı elimizin altına bulundurmamız gerekiyor.
  10. Az söz verip çok teslim etmemiz gerekiyor. Müşterilerimizin gözünde itibarımızı böyle yükseltebiliriz.
  11. İşlerin %20’si sonuçların %80’inin yaratır unutmayalım.(Pareto Prensibi) Verimliliği artırmak için %20’ye odaklanmamız gerekiyor.
  12. Bizi hedeflerimize götürecek yasal ve etik yolları iyi bilmemiz gerekiyor. Amaca giden her yol mübah değildir ve olmamalıdır.
  13. Yaptığımız her harcamanın kaydını tutmalıyız.
  14. Büyük işleri yönetilebilmek için daha küçük işler halinde ele almalı, maliyetlerimizi yeterli detay seviyesinde takip etmeliyiz.

Yöneticilerin kulağına küpe…

Küçük öneriler;

1. Çalıştığımız yerde “Ben” olmaktan çıkıp “Biz” olmayı öğrenmeliyiz. Kazanırsa antrenör kaybederse takım diye bir şey yok. Şimdi başarmak için bir bütün, bir yumruk olmalıyız.

2. Kızgınlık, öfke, kıskançlık gibi duygularımızı kontrol etmeli, yönetebilmeliyiz. İşe geldiğimizde onları kapının dışında bırakmalıyız. Makul ve mantıklı olduğumuz sürece başarıya doğru gidebileceğiz. Biz ne kadar profesyonel davranabilirseniz takımımız o kadar profesyonel davranır.

3. Özellikle Wall Street borsacılarının kullandığı bir deyiş vardır: “I have always open positions” Yani “her zaman açık pozisyonum mevcuttur” derler. Kendimizi ve ekibimizi geliştirmek için her zaman vakit bulabiliriz. Yoğunluk mazeretinin arkasına saklanmayalım. Ne kadar iyi olduğumuz, ne kadar çok şey bildiğimiz önemli değildir. Kendimiz ve ekibimiz için her zaman öğrenilecek bir şeyler vardır.

4. Eski radyolarda kanal ayarlamak için yuvarlak bir düğme olurdu. Biraz sağa biraz sola çevirince kanalı yakalardık. Buna ingilizcede “fine-tunning” deniyor yani ince ayar yapmak. İkna ve görüşme güçlerimizi iyi ayarlamamız gerekiyor. Türkiye’de “astını üstüne karşı savunmak, üstünü astına karşı savunmak” diye bir tabir vardır. Arayı bulmak, krizlerden çıkabilmek ve sonuca doğru gidebilmek için ince ayar yapmammız şarttır.

5. Bazen birileri bizim olduğunuz suya atlarlar ve su bulanır. Bu tip kontrolden çıkan durumlarda sakin kalmayı, suyun durulmasını beklemeyi bilmemiz gerekir. Çamurlu suda debelenenin her tarafı çamur olur, bekleyip çıkan sadece ıslanır.

6. Nerede gaza basıp nerede fren yapacağımızı iyi kestirmemiz lazım. Bu biraz tecrübeye baksa da az çok tahmin edebilirsiniz. Hiç bir arabanın ani frenle olduğu yerde durmayacağını unutmayalım. Bazen agresif olup kazanabilir bazen de kedi-fare oyunu ile maçı alabiliriz.

7. Belirli seviyede stres iyidir, dinç tutar. Ama fazlası depresyona yol açabilir. Kendimizin ve ekibimizin stresini azaltacak aktiviteleri denemeliyiz.

8. Astlarımıza imalarda bulunmamalı, nezaket dışı kaba konuşmalar yapmamalıyız. Artık devir değişti, bizim de değişmemiz lazım. Basit ve net olarak ne düşündüğümüzü, ne istediğimizi ifade edebilmemiz lazım.

9. Dostlarımız kadar düşmanlarımız olacak. Bu yüzden arabamızın aynalarını kullanır gibi her tarafı görmeye çalışmalıyız. Sorumluluklarımızın ya da başarılarılarımızın başkalarında kıskançlık ve kızgınlık yaratabileceğini unutmayalım.

Şirket Muhtarları

Çalışanlar birbirlerini merak ederler. Yeni işe giren veya terfi eden biri ile ilgili “Nereliymiş? Kimin nesi acaba? Kaç yaşında? vb.” sorularımız olur. Şirket muhtarları, çalışanlarla ilgili her türlü bilgiyi toplamaya ve paylaşmaya meraklı olanlardır.

Şirket muhtarları, kendilerinin ve diğer meraklıların sorularını yanıtlayabilmek için çalışanlarla veya onları tanıyanlarla iletişime geçerek tüm soruların yanıtlarını toplamaya çalışırlar.

  • Her ortamda bilgi toplamaya çalışır, en kişisel konulara kadar inerler.
  • Şirket muhtarları, kurdukları mükemmel istihbarat ağı ile topladıkları bilgilerle çıkarım ve yorum yapmaya başlarlar. Çalışanlar, diğer çalışanlar tarafından farkında olmadan performans değerlendirmesinden geçirilirler.  Sempati veya antipati duyulması, doğru ya da yanlış anlaşılmalar normalidir.
  • Şirket muhtarları iletişim gücü yüksek, sıcak kanlı insanlardır. Diğer insanlarla iletişim kurmakta zorlanmadıkları gibi karşılarındakilerin kendilerini güvende hissetmelerini sağlayarak her şeyi anlattırırlar. Aslında çoğu gevezedir ve kendileri ile ilgili şeyleri paylaşmaktan çekinmezler. Karşılıklı gizlilik anlaşmasını doğal olarak oluştururlar.
  • Şirket muhtarları, kim kaytarıyor, gönül ilişkileri, hırsızlık-suistimal vb. her şeyden haberdardırlar.
  • Dinlemeyi bilirler çünkü tepkisel olurlarsa bilgi akışının duracağını bilirler.
  • Bilmiyor gibi yapıyorlarsa daha iyi anlamak içindir.

Benim önerim kişisel hayatınızı veya iş ile ilgili detayları paylaşma konusunda hassas davranmanız olacaktır.

Size aktarılan diğer çalışanlarla ilgili bilgiler üzerinden önyargılı davranmamalısınız.

Doğuştan Organizatörler

Bazı çalışanlar kurumları için büyük bir şanstırlar. Özellikle çok yoğun ve tempolu çalışılan şirketlerde, mevcut işlerinin yanısıra vakit ayırıp, bir takım birliktelikleri, toplantı ve gezileri organize edip  güzel sonuçlar yakalayanlardan bahsediyorum.

Üstelik diğer çalışanlar “işi olmadığı için yaptığı” ya da “benim gibi çalışsa, yapamazdı” gibi yorumlar yapabilirler. Aslında herkes yoğundur ama bazıları zaman yönetimi ve iş planlamalarını yaparken aynı anda birkaç işi keyifle yapabilirler. “Doğuştan organizatör”lerin içlerinde sosyalleşme, bir araya gelme ve getirme dürtüsü ne kadar varsa bazılarında hiç yoktur. Doğuştan organizatörler kurumun kendi içindeki halkla ilişkiler uzmanlarıdır.

Doğuştan organizatörlerin benim çok hoşuma giden özellikleri var;

  1. Hemen yaparlar. Hiç ertelemeyi sevmezler.
  2. Eskiyi unutup, hep yeniye bakarlar.
  3. Bir şeyleri organize etmezlerse rahat etmezler.
  4. İnsanlardan en iyi tepkiyi alabilmek için ellerinden gelenin en iyisini yapmaya çalışırlar.
  5. Her şeyin eksiksiz olması için ön kontrolleri, keşifleri ve görüşmeleri yaparlar. İyi planlayıcıdırlar hiç bir şeyi atlamazlar.
  6. Onlara eğlence, keyif vb. konularda her şeyi sorabilirsiniz.
  7. Cana yakın ve sempatiktirler. Sosyaldirler ve herkesi bir yerlere çekecek çekim güçleri, karizmaları vardır. 
  8. Her zaman enerjileri yüksektir.
  9. Giderek monotonlaşan ve rutine binen iş hayatımızda bu tip insanların, bazıları eleştirse dahi çok önemli bir boşluğu doldurdukları ve aslında kurum içi motivasyon ve verimlilik adına çok önemli bir işi başardıklarını düşünüyorum.

Rastlantılar

Olaylar arasında benzerlikler yakaladığımızda ya da belirli olaylarda “şöyle, böyle olacak” gibi öngörülerde bulunup daha önceden yaşadığımız şeyleri tekrar yaşadığımızı düşündüğümüzde bunlara bir anlam atamaya, aralarında bağ kurmaya çalışırız. Bazen haklı çıkarız bazen yanlış.

Örneğin, Ahmet sürekli birilerini şikayet ediyorsa, tekrar yapacağını düşünebilirsiniz. Şirketinizdeki çalışanların yaptıkları işi sevmedikleri için sahiplenmediklerini düşünüyorsanız, olası tüm başarısız işleri bu düşüncenizle bağdaştırırsınız. Her seneki denetimde aynı hatalarınız yakalanıyor fakat devamında bir ceza vb. söz konusu olmuyorsa aynı hataların yapılmaya devam edeceğini düşünebilirsiniz.

Yöneticiyseniz, gelişen olaylar zincirini ve altındaki anlamları analiz edebilmeli, sadece rastlantı olup olmadığından emin olmalısınız. Daha sonra pişman olup geri adım atmanıza yol açacak yanlış anlamalardan ve tahmine dayalı yargılamalardan kaçınmalısınız.

Rastlantılar hep olacak

Komplo teorisyenleri ya da kaderci yaklaşım, olan bitene : “Raslantı diye bir şey olmaz” ya da “Raslantılara inanmam” şeklinde bakar. Bu açıdan bakanlar için tüm olan biten belirli bir kurgudan ibarettir, raslantılara inanmazlar.

Olandan fazlasını görürüz

Elimizdeki veriler ya da geçmiş deneyimlerimizden yola çıkarak geleceğe yönelik tahminlerde bulunuruz. Geleceğe yönelik tahminlerimizde ya da yaşadıklarımızın bir kalıp olduğu ve tekrar edeceği düşüncemizde yanılabileceğimizi unutmamamız lazım. Gerçekten medyumluk ya da geleceği görmek mümkün olsaydı bazıları ya hiç kaybetmezdi ya da çok kazanırlardı. O medyumların sizin paranızı almak yerine kumar ya da piyangodan çok daha fazlasını kazanabileceğini hiç düşündünüz mü?

İstatistikleri yanlış anlamak

Profesyonel hayatımda yanlış raporların alındığını, alınan doğru raporların doğru okunmadığını, hangi sayının ne anlama geldiği konusunda çok az kişinin gerçekten kafa yorduğunu gördüm. Birinci kural benzerliklerin öncelikle tesadüf olup olmadığını anlamaktır. Sadece iki olay benzer ise geleceği bunlara mal etmek doğru değildir.

Geçmiş deneyimlerden yola çıkıp geleceği öngörerek karar vermek ya da adım atmak kolaydır. Önemli olan içinde bulunulan durumun iyi değerlendirilebilmesi akıl süzgecinden geçirilip doğru analiz edilebilmesidir.

Sahte Fırsatlar

Bazen işyerleri politikaları çok tehlikeli olabilirler. Bunlardan bir tanesi “sahte fırsat” yaratmaktır. Çalışanların daha iyi performans göstermeleri, paylaşımcı olmaları vb. için kasıtlı olarak yaratılırlar.

Sahte fırsatlar, astları manipüle etmek ya da şirket içi imparatorluklar kurmak için kullanılabilir;

Yapay Elmas

Parıldar ama değersizdir. Bir fırsat karşısında patron çok ilgiliymiş gibi davranır ama el altından çökertmeye çalışır; kararlarını geciktirir, kaynak veya bütçe vermez, gerçekleşmesi imkansız bitiş tarihleri verir.

Saptırma

Fırsat diğer fırsatlardan daha önemsizmiş gibi gösterilerek başka tarafa yönlendirme yapılır.

Çıkmaz Sokak

Fırsat gibi duran şey aslında tamamlandığında reorganizason, küçülme, satılma vb. sonuçlara yol açabilir. Proje olarak gerçekleştirdiğinizde yeni pozisyonların doğmasına sebep olabilir, projenin sonunda karşı taraf nemalanabilir.

Maşa

Fırsat size sunulurken amaç sizi maşa olarak kullanmaktır. Başarı ile ilgili şüphe vardır. Başarılı olunursa sahiplenilir, başarısız olunursa suçlanabilirsiniz.

Beden Eğitimi

Bazı işler sadece çalışanları meşgul etmek için yaratılırlar.

Sahte fırsatlar ve vaatler kardeştirler, unutmayın.