Yazar arşivleri: savassakar

Herkes Rolünü İyi Oynayacak

Hepimizin bir çok rolü var. Kendimden örnek vermem gerekirse öncelikle insanım, Türkiye vatandaşıyım, kocayım, babayım, yetişkinim, eğitimciyim, kiracıyım, komşuyum, şoförüm, arkadaşım, dostum, müşteriyim, yazarım, seçmenim vb.

Yapılması gerekenleri düşünerek ve doğrulardan kaçmayarak rolümü en iyi şekilde yerine getirmeye çalışırsam benim ve çevremdekilerin hayatının daha iyi olacağını düşünürüm.

Rollerimizi oynamaya çalışırken hepsinde gereken özeni gösteriyor muyuz konusunda şüphelerim var. Gösterdiğimiz özeni (özellikle kendimize) ispatlayabiliyorsak, içimiz rahat uyuyabiliyoruz.

İşimize gelen konularda titiz iken diğer konuları geçiştiriyor muyuz?

Ben Eskişehirliyim derken, orada doğmamız dışında oraya bir faydamız oluyor mu? Ya da gurur duyduğumuz Afyon’lu bir dünya şampiyonu için acaba Afyon bir şey yapmış mıdır yoksa sadece aile bağları orayı gösteriyor diye başarıya ortak mı oluyor?

Ben inşaat mühendisiyim, kiracıyım, müteahhitim, belediye çalışanıyım derken her hangi bir deprem haberi işimizi daha iyi yapmamız konusunda bizi etkiliyor mu?

Yaptığımız işlerin olumlu sonuçlarını ölçmek için ne kadar gayret sarfediyoruz? Ya da ölçebiliyor muyuz? Örneğin, öğretmenin başarısını, öğrencilerinin üniversite sınavını kazanması mı yoksa faydalı şeyler üretmeleri mi gösterir?

Eğer rollerimizin hakkını verebilirsek bir çok şeyi değiştirebiliriz.

Aynı Anda Birden Fazla İş Vermek ya da Yapmaya Çalışmak

Araba kullanırken cep telefonu ile konuşmanın yasak olmasının sebebi aynı anda 2 iş yapmaya çalışırken kazaya sebebiyet vermemizi önlemektir. Bazen bayanların araba kullanırken hem telefonla konuşmalarına hem de aynada makyaj yapmalarına tanık oluyorum.

Yapılan çalışmalarda email ve telefon ile işi bölünenlerin IQ’larında %10’a yakın düşüş oluyormuş. Bu oran uyuşturucu kullanmanın getireceği zararın 2 katı imiş.

Aynı anda birden fazla iş ile uğraşmak verimliliğimizi %40 düşürüyor. Aslında aynı anda birden fazla iş yapamıyoruz tek yaptığımız elimizdeki işler arasında hızla gidip gelmekten ibaret.

Siz her ne kadar aynı anda 40 yumurtayı da taşıyabildiğinizi söylesenizde yapılan bir diğer araştırmada birden fazla iş ile uğraşanların diğerlerine göre daha az ehil (competent) oldukları çıkmış. Üstelik sadece verimsizlik değil aynı zamanda en büyük stres kaynaklarından birisi olarak görülüyor.

Herkesin kötü olduğunu bilmesine rağmen ısrar etmesinin sebebi ne?

Beynimiz hem ellerimizden hem de sözlerimizden hızlı. Hem kendimize hem de karşımızdakilere yapabileceklerinden fazla iş verip, olanla yetinmeye çalışıyoruz.

Bölünmelerimizi engellememiz yani e-postalarımıza yarım saatte bir bakmalıyız.

Toplantılarda hem saygımızdan hem de bölünmemek için cep telefonumuzu kapatmalıyız.

İşlerimizi önceliklendirmeliyiz.

Hepimiz iş dünyasının atletleriyiz. Hangi atlet koşarken kitap okuyor? Hangi yüzücü yüzerken telefonla konuşuyor?

Eğer yarışı kazanmak istiyorsak sadece yapacaklarımıza odaklanmayı öğrenmeliyiz.

Kronik Gecikirler

Bazıları sürekli geç kalırlar. Ne işe ne de randevularına zamanında gidemezler. Bu tip insanlara “kronik gecikir” diyorum. Özellikle işyerlerinde sabah mesaisine asla vaktinde gelemeyen ve sürekli gecikenler, şikayet konusudurlar. Diğer çalışanlar, işe zamanında gelmeyi “aptallık” olarak algılamaya ve zaman içerisinde onlarda geç gelmeye başlarlar.

Bu konuyu problem ediyorsak strateji belirlemeliyiz. En az ayda bir kez bu davranışını düzeltmesi konusunda ondan söz isteyebiliriz. Her geç kaldığından neden geç kaldığını sorabiliriz.

Gecikmeyi önemsemeyenler zamanın önemsiz olduğunu ve bunu akşam mesaisinde kapatacaklarını düşünürler. Onlar için zamanda %30-40 sapma çok önemli değildir. Çeşitli örneklerle zamanın doğru kullanımının ne kadar önemli olduğunu anlatabiliriz.

Gecikeceğini bildiğiniz insanlara normalden daha erken bir zaman verebiliriz. Ör. saat 15:00’teki toplantının 14:30’da yapılacağını söylemek gibi. Fakat bu yaklaşımımız anlaşılırsa değişen bir şey olmayacaktır.

Kişinin geç kalmasını problem etmeyebilir, çıkardığı iş ve yetenekleri doğrultusunda ona böyle bir alan tanıyabiliriz.

Böyle biriyle çalışıyorsak mutlaka sabırlı olmalıyız. İnsanların alışkanlıklarını değiştirmek zordur. İnsanlar, zaman içerisinde değişebilirler. Bunu iyi niyetimiz ve taktiklerimizle yapmayı ona isteterek ya da kural olarak koyup, uygulama iradesi göstererek başarabiliriz.

Gecikmenin sebebi plan yapamama ya da beklenmedik şekilde koşulların değişmesi ise (trafik kazası vb.) ona göre davranmamız gerekir. Beklenmedik şeylerin olması kaçınılmazdır ve yapılacak bir şey yoktur.

Karşımızdakilerin Beklentileri

Çalıştığım kurumlarda sabahları gülerek günaydın dediğimde asık suratlarla karşılaşırdım. Beklediğim şekilde karşılık verilmemesinden rahatsız olurdum. Nedense karşımızdakilerin bizim istediğimiz gibi davranmalarını bekliyoruz, kendi istedikleri gibi davrandıklarında rahatsız oluyoruz. Teknoloji marketinde süt bulamadığımızda üzülüyoruz 🙂

Herkesin kendince bir hayatı, düşünce tarzı ve tutumu olduğunu kabul etmeliyiz. Kabullendikçe hayatınız çok kolaylaşıyor.

İnsanlar ve kurumlar, birbirlerine benzemek yerine artan bir değişim içindeler. Alıştığımız şirket ortamları dışında ve bizden farklı düşünenlerle bir arada yaşamaya çalışmamız gerekiyor. Bazen kendisine bir şey anlattığım, eğitim verdiğim insanların dinlemediği ya da dinlerMİŞ gibi yaptığını görüyorum. Beklentim dışında davranıyorlar ama bir sebebi olduğunu düşünüyorum.

Altın kural olan “Herkese sana davranmalarını istediğin gibi davranmalısın” artık şöyle değişti; “Herkese, kendilerine davranılmasını istedikleri gibi davranmalısın.”

Karşımdakileri tanımak ve anlamak, kendilerine nasıl davranmam gerektiği konusunda beni çok eğitti. Ne kendim olmayı bıraktım ne de kendi beklentilerim karşılanmadığı için üzüldüm.

Bazı kültürlerde toplantıya zamanında başlamak önemli iken bazılarında değildir. Bazılarında konuşanı bölmek normal, bazılarında değildir. Eğer çevrenizdekilerin beklentilerini anlarsanız hem yönetebilir hem de çok daha iyi iletişim kurabilirsiniz.

Bazı kültürlerde kişiler, kalabalık içinde birbirlerini azarlamaz ya da aksi fikrini belirtmeyi doğru bulmaz.

Unutmamalıyız ki hepimiz Türkiye’de yaşamış olsakta hepimiz farklı ailelerde yetiştik, farklı öğretmenlerden ders aldık, farklı şirketlerde çalıştık, farklı hobilere, farklı hayallere sahibiz. Aynı kelimeleri kullansakta aslında farklı dillerde konuşuyoruz.

Eğer karşımızdakileri iyi tanımıyorsak onların farklılıkları ile karşılaşacağımızı unutmamalıyız.

Yaptığımız her görüşme, yaşadığınız her olay da karşı tarafı tanımamıza yarayacak ip uçları ile doludur ve gözlemlemekten vazgeçmememiz gerekir. Yaşadığımız ve çalıştığımız ortamı, özel ve iş arkadaşlarımızı tanıdıkça beklentilerimizi daha gerçekçi hale getirebilir, alacağımız tepkileri öngörebiliriz.

Gereksiz Şeylerle Yaşamak Zorunda Kalmak

Çalıştığımız kurumlarda sırf politik gücü veya ünvanı yüksek birileri istiyor diye saçma sapan teknolojilerle, işe yaramaz uygulamalarla yaşamak zorunda kalabiliyoruz. Üstelik ihtiyaç kalmamasına veya isteyenin neden istediğini hatırlamamasına rağmen uygulamaya devam ediyoruz.

Örneğin, Genel Müdür bayilerin akşamüstü satış verilerini gösteren onlarca sayfalık rapor ister. O rapora ihtiyaç kalmadığında ya da Genel Müdür başka bir şirkete geçtiğinde o raporun hazırlanması ve gönderimi devam eder. Halbuki ne okuyan ne de isteyen vardır.

Hiç kullanılmayan yazılımların sistemlerde silinmemesine, kullanılmamasına ya da çalışmamasına rağmen yerinden kıpırdatılmayan donanımlarla karşılaşabilirsiniz.

Savunucuları kurumdan ayrılsa bile bıraktıkları sistemler yaşatılırlar. O uygulamayı hayata geçiren otorite veya neden kullanıldığına ilişkin bilgi ve mantık olmamasına rağmen sistem devam eder. Buna “ilginç döngü” denilebilir. Bu tip uygulamaları karmaşık yapılarda daha çok olduğunu görebilirsiniz. Karmaşık yapıların değişmesi çok zordur. Dokümantasyon olmaması, çalışanların iş değiştirmesi, alışkanlıklar vb. sebeplerle mevcut sistemi kurcalamanın sonuçlarını kestirememek, değiştirmemenin sebepleri arasındadır.

Bir şeyleri değiştirmek istediğimizde “Bu duruma nasıl geldik?” diye sorgulamayla başlamamız gerekiyor. Eğer o noktaya geliş aşamaları bilinirse bazı ayarlamaları yapmak kolaylaşabilir. Değiştirmek için uygun stratejileri geliştirmek ve uygulamak kolaylaşır. Bir yandan körü körüne o sisteme inanmış ve değişime direnç gösterenlerle boğuşmak zorunda kalırız. Çoğu zaman karşı çıkanlar neden karşı çıktıklarını bile bilmezler.

Bu tip kişiler şöyle direnç gösterirler;

  • Bu yeni sistemi biz beceremeyiz.
  • Mevcut yapıyı bozamayız.
  • Sistemi kuranla ters düşmek istemiyoruz.
  • Bugüne kadar her şey yolunda gitti. İyi giden bir şeyi neden değiştirelim ki? Biz hayatımızdan memnunuz.
  • Rahatımı kaçırmayın.

Sırf birilerinin zamanında doğru bulduğu ya da uygun gördüğü uygulamaları gözümüz kapalı uygulamamalı, sorgulamalıyız. Her şey nedenleriyle birlikte gelişir ve değişir. Kullandığımız her uygulamanın güncel olmasından ve işe yaradığından emin olmalıyız.

İşten Ayrılma Adabı

Yeni bir iş, kendi işimizi kurma, işten çıkartılma veya kafa dinlemek için işimizden ayrılıyor olabiliriz. Her konuda olduğu gibi işten ayrılmanın da bir adabı var;

  • Ayrılma talebinizi yaptıktan sonra hemen gitmemiz istenebilir. Kişisel eşyalarımız ve dosyalarımız ile ilgili önlemlerimizi almalıyız.
  • Bizim yerinize gelecek olan kişinin bulunmasına ve bulunduktan sonra eğitimine yardımcı olmamız gerekiyor. Gittikten sonra yardım ederim gibisinden asla tutamayacağımız sözler vermemeliyiz.
  • Ayrılacak olmanın rahatlığı ile daha sonra pişmanlık duyacağımız açıklamalarda bulunmamalı, olumsuz düşüncelerimizi dile getirmemeli, diğer çalışanları negatif etkilememeliyiz. Çalışırken söyleyemediklerimizi işten ayrılıyoruz diye söylemek bize yakışmaz.
  • Birlikte çalıştığımız kişilere zamanında ve doyurucu bir açıklama yapmalıyız.
  • Köprüleri yakmamalıyız. Hayatın kimi kimle ne zaman karşılaştıracağı belli olmaz. Ast ve üstlerimizle iyi ayrılmaya gayret etmeliyiz.
  • Ayrılmadan önce yapmamız istenilen ya da bizden beklenilen bir şey olup olmadığını astlarımızla ve üstlerimizle konuşmalıyız.
  • Ayrılma zamanı yaklaştığı için işleri savsaklamamalıyız. Son dakikaya kadar verimli bir çalışan olarak kalmalıyız.
  • Şirketten alacağımızın kalmaması için elimizden geleni yapmalıyız.
  • İş değiştiriyorsak diğer şirketle işi kesinleştirmeden istifa etmemeliyiz.
  • Sosyal ilişkilerimizi güçlü tutmamız çok önemlidir. Ayrılmadan önce işyerindeki arkadaş ve yöneticilerimizin iletişim bilgileri almak ve düzenli olarak iletişime geçmemiz gerekir.
  • Ayrıldığımız için suçluluk duymamalıyız. Kendi kariyerimiz için daha iyi bir adım atıyor olmamız önemlidir.
  • Daha iyi bir işe geçiyorum diye böbürlenmemeliyiz.
  • İşlerimizi en iyi şekilde devredebilmek için uğraşmalıyız.
  • İşten ayrılmamıza fazla reaksiyon gösterenleri sakinleştirmeli, durumu açıklamalıyız.
  • İstifa mektubumuzu yazmalı ve üstlerimize onaylatmalıyız.
  • Birlikte çalışmaktan memnun olduğumuz insanlara teşekkür etmeyi unutmamalıyız.
  • Kızgınlı ve öfkenin yarardan çok zarar getireceğini unutmayarak sözlerimizde, tutum ve davranışlarımızda profesyonelliği elden bırakmamalıyız.

Kendi İşini Kurmak İsteyenlere Tavsiyeler

Evden iş yapmak ya da kendi işimizi kurmak,  “sihirli bir değnek” ile her şeyin değişeceği anlamına gelmiyor. Uğraşmadan ve samimi çaba göstermeden kimseye ekmek yok. Artılarıyla ve eksileriyle iyice düşünmek ve cesaret gerekiyor.

“Kendi işimi yaparsam daha çok para kazanırım” bakış açısıyla yaklaşırken masraflarımızın (vergi ve diğer giderler) olacağını ve değişkenlik göstereceğini unutmamamız lazım.

Özellikle işinizi ayağa kaldırmak için kendinize ayıracak vaktiniz kalmayabiliyor.

Kendi kendinizin patronu olup kimseye hesap vermek zorunda kalmıyorsunuz. Yaptıklarımız doğrudan kendimize ve ailemize yansıdığı için farklı bir baskı oluşturuyor.

Trafik, mesaiye yetişmek vb. sizi zorlayacak veya kaybettiğiniz zamandan kazanabilirsiniz. Ama daha önce hiç uğraşmadığınız konulara (muhasebe vb.) vakit ayırmak zorunda kalıyorsunuz. Daha önce şirket arabasına sahipseniz artık kendinizinkini kullanacak, bakımını yaptıracaksınız.

Yaptığınız iş ile ilgili olumsuz yorumların hepsini dikkate almak zorunda kalacaksınız. Şikayet edemeyecek, mazeret üretemeyeceksiniz.

Eğitimimiz, deneyimlerimiz ve heyecanımız başarımızı garantilemez. Herkesin kazıklanma potansiyeli vardır. Ticareti öğrenmemiz gerekiyor.

Daha önce birileri yapmış veya becermiş olması bizimde yapabilme olasılığımızı artırıyor. Fakat başaranların hangi aşamalardan geçtiklerini iyice öğrenmemiz gerekiyor.

Fikrilerimizi paylaşabileceğimiz insanlar azalıyor. Bize fikir ve destek verebilecek tanıdıklarımızı fikirlerini almalı ve iyi dinlemeliyiz. Cahil cesareti hepimizde var ama kullanmak zorunda değiliz.

Para kazanma garantiniz (maaş vb.) olmayacak ama giderler hep olacak.

Akıllıca alacağımız riskler kazandırabilir. Körü körüne her şeye atlamamak gerekiyor.

Her ne kadar yapacağımız işten beklentimiz yüksek ve kendimize çok güveniyor olsak bile bir kenarda rezervlerimiz, yedeklerimiz olmalı.

Bugünün rekabetini biliyor olmamız yarın rekabette başarılı olacağımız anlamına gelmiyor. Hem oyun hem de kuralların çok hızlı değişiyor.

Herkes bizim gibi düşünmüyor, etik anlayışları farklı olabiliyor. Önce anlayıp sonra duruma göre davranmanız gerekiyor.

Plansızlığın sonuçları ile uğraşmaktansa planlı olmak iyidir. İşi bırakma planı dahil olmak üzere her konuya planlı yaklaşmalıyız.

İstediğimiz zaman çalışabilir istemediğimiz zaman çalışmayabiliriz. Çalışmadığımız zamanlarda gelirimizin olmayacağını unutmamak gerekiyor.

Patron Problemleri İle Baş Etme

Her yiğidin farklı bir yoğurt yiyişi, her patronunda kendine has bir tarzı var. Bana sorulan ve deneyimlediklerim ile ilgili bir kaç öneri;

Kronik mikro yönetici problemi

Eğer patronumuz bir şey yapmamızı istiyor ama tam ve açık olarak ne istediğini söylemiyor, işimizi yaptığımızda “olmamış” diyebiliyor. Yapmamız gereken her işimizi planlamak, sık ve düzenli raporlayarak doğru yolda olup olmadığımızı teyit etmektir.

Belirsiz öncelik problemi

Patronumuzun sürekli öncelikleri değişiyor, başlanan işler yarısında bırakılıyor, yapılan işlerin getirisine ya da faydasına bakılmaksızın sadece “patronumuz istediği” için yapılıyor olabilir. Yapmamız gereken, patrondan yapmamız gerekenler konusunda ne anladığımızı yazarak, teyit etmektir. Eğer bazı işleri yarıda kesmek zorunda kalacağımızı biliyor, ileride tekrar gün yüzüne çıkabileceğini düşünüyorsak ilgili tüm bilgi ve dokümanları saklamamızda fayda var.

Patlayan tahammülsüz patron problemi

Hatalara yaklaşım, kişilerin kalitesini ve zekasını gösterir. Patronumuz çok çabuk sinirleniyor olabilir. Sakin kalmalı, bize gerçekten ne söylemeye çalıştığını, gerçekte neye kızdığını anlamaya çalışmamız gerekiyor. Mümkünse kızgın anını sadece kafa sallayıp onaylamak, sakinleştiğinde gidip konuşmak gerekiyor.

Gerçekçi olmayan beklentiler problemi

Patron işi yapanların verdikleri süreleri sürekli öne çekmeye çalışıyor, onlara danışmadan çok kısa tamamlanma süreleri taahhüt ediyorsa güven problemi vardır. Patronumuzun karar verme dinamiklerini öğrenmeli, daha doğru tahmin yapma konusunda desteklemeliyiz.

Küçümseyen patron problemi

Patronumuz astlarına başkalarının yanında olumsuz geri beslemelerde bulunuyor, söylediklerini yalanlıyor ya da sürekli düzeltiyorsa güven problemi var demektir. Özel bir görüşmeyle herkesin içinde yaşanan bu durumun bizi ne kadar olumsuz etkilediğini, demotivasyon ve verim düşüklüğüne yol açtığı açıklamalıyız.

Kararsız patron problemi

Sürekli kararsız ve noktayı koyamayan patronlar belirsizlik ortamları yaratırlar.  Onların karar vermelerini kolaylaştırıcı rapor ve sayıları hazırlamalı, gerekli çalışmaları yapmalıyız. Onların kararlılığı bizim huzurunuzdur.

Fazla mesai isteyen patron problemi

Fazla mesai yapmayı performans olarak görmüş ve çalışanlarından da aynı şekilde davranmalarını bekleyen patronlarımız olabiliyor. Fazla mesai yapanları takdir edip, yapmayanları eleştirirler. Bu durumda ya mesaiyi uzatmak ya da sonuçlarına katlanmak gerekiyor.

Patronu Yönetmek

İşimizi iyi yapıyor olmanız kariyer resmimizin sadece yarısıdır. Yükselmeler, terfiler ve diğer prim vb. ödüller bizim patronumuzu nasıl yönettiğimize bağlıdır.

Yöneticimiz ne yaptığımızdan haberdar olmalı, sorduğu her soruya bizden doğru yanıt alabilmelidir. Her patronun gizli korkusu kandırılmak veya önemsediği konularda geç haberdar olmaktır.  Patron her ne kadar çok işin içine girmiyor olsa bile rasgele sorular sorabilir, çalışanlarla ve işleri ile ilgileniyormuş gibi yapabilirler. Bu ayaküstü ve zamansız sözlü sınavlar patronunuzun gözünde güvenilirliğimizi belirler. Bu yüzden kendi işimizle ilgili her türlü soruya her an hazırlıklı olmak zorundayız.

Anlaşılmaktan önce anlamaya odaklanmamız gerekiyor. Bu yüzden patronun beklentilerini anlamaya çalışmalıyız;

  • Güvenilirlik – Bize güvenilmesini istiyorsak verilen işleri en iyi şekilde yapmalı, yaptığımızı anlatabilmeliyiz.
  • Profesyonellik – Kendi işimize konsantre olmalı, ciddi ve profesyonel yaklaşmalıyız.
  • Dürüstlük – Her ne kadar patronun dediği son nokta olsa bile kendi işimizde dürüst olmalıyız.
  • Özen göstermek – Patronlar önem verdikleri konularda özenli olunmasını, hassasiyet gösterilmesini isterler.
  • Bilgi – Patronlar kendi konusunda bilgiye ve deneyime değer verenleri severler. Her konuda iyi olmamızı beklemezler ama çalıştığımız konuda gayretimizi görmek isterler.

Patronlar unutkan olurlar.  Yaptığımız işin ve rolümüzün önemini, firmaya katkısını bir cümle ile ifade edebilmemiz gerekir. Ör. Ekibimle birlikte tüm araştırma ve geliştirme faaliyetleri ile yurtdışı ilişkileri yürütüyoruz” gibi.

Yaptığımız işlerin önemi ve önceliği kişisel değerlendirmelerimizle değil patronun öncelikleriyle hizalı olmalıdır. Bize göre önceliği olan ama patronumuza göre önceliği olmayan işlerle vakit kaybetmemeliyiz.

Yağcılık ve yalancılık yapmadan kendimizi gösterebiliyor olmamız gerekiyor. Yapmacık davranışlar herkes tarafından kolaca anlaşılacağı gibi hiç bir işe yaramazlar. Söylediğimiz her sözden sorumluyuz ve mutlaka “değer katıcı” sözler sarf etmemiz gerekiyor. Boş laflar, laf salatası, gevezelik iyi değil kötü intiba bırakır.

Patronun şirket içinde dikkate aldığı, fikirlerine önem verdiği kendisine yakın insanlar vardır. Kendimizi onlara göstermeniz ya da anlatmamız, dolaylı olsada patrona ulaşmamızı sağlayabilir. Aynı kişilerin iyi ya da kötü her anlamda patronu etkileyebileceklerini unutmamalıyız.

Ayrıca kendimizi diğer departmanlara anlatmamızda fayda var.

Patronumuzun geçmişini öğrenir, hangi aşamalardan geçerek bulunduğu noktaya geldiğini öğrenirsek onun beklentilerini tahmin edebiliriz. İnsanlar kendi deneyimleri ve geçmişlerini esas alarak beklentilerini biçimlendirirler.

Popüler yöntemlerden birisi patronla beraber sosyalleşmektir. Patronun üye olduğu spor salonuna üye olmak ve onunla iş dışı ortamda samimi sohbetlere girmek, onunla aynı statüyü ya da kaliteyi yaşamak, yaşıyor gibi yapmak. Biraz maliyetli olan bu yöntem maalesef prim yapabilmektedir.

Saygınlık Üzerine Önermeler

Küçüklüğümüzden beri büyüklerimize, komşularımıza, öğretmenlerimize vb. saygı duyma konusunda eğitildik ama tam öğrenemedik. Çünkü bize saygın olmak için ne yapmamız gerektiği öğretilmedi veya bizim keşfetmemiz beklendi.

Hayat bana parmak şıklatmayla saygı elde edilemediği tatlı ve acı yollardan öğretti. Saygın veya saygıdeğer olmak için gayret etmek gerekiyor. Saygınlığı elde etmek zor iken bir anda kaybedebiliyorsunuz.

Aşağıdaki soruları kendime sormaya çalıştım;

  • Ben yokken çalışanlarım daha huzurlu ve mutlu çalışıp daha iyi iş çıkarıyorlar mı?
  • Çalışanlarım benim yerime başkasıyla çalışmayı tercih ederler mi?
  • Ben söylemeden işlerini yapıyorlar mı?
  • Benim hakkımızda bir şey sorulduğunda güzel şeyler söylüyorlar mı?
  • Bana yöneticileri mi yoksa insan olduğum için mi saygı duyuyorlar?

Bu soruların çoğuna “evet” diyebiliyorum çünkü yapabildiğim kadarı ile aşağıdakileri yapmaya çalıştım;

  1. Ettiğini buluyor insan. En alttan en üste saygılı olmaya çalışmamız lazım.
  2. Çalışanların önce insan olduğunu unutmamamız gerekiyor.
  3. Çalışanlarımızı tanımaya çalışmalıyız.
  4. Çalışanlarımızı potansiyellerini ortaya çıkarmaya çalışmalıyız.
  5. Ast veya üst fark etmeksizin motive etmeye çalışmalı, b irini motive etmenin diğerlerini motive etmeye yetmediğini anlamamız lazım.
  6. Adaletli olmalıyız.
  7. Çalışanların işlerini daha iyi yapabilmeleri için desteklemeliyiz.
  8. Doğru işe doğru kişiye vermeliyiz.
  9. Sorumluluk veriyorsak yetki de vermeli ama kontrol etmeyi ihmal etmemeliyiz.
  10. Çalışanlarımıza güvenmeli ve güvendiğimizi göstermeliyiz.
  11. Hak ettikleri ücreti almaları için uğraşmalıyız.
  12. Yüksek performans gösterenleri ödüllendirmeliyiz.
  13. Herkesin içinde tebrik etmeli, yalnızken eleştirmeliyiz.
  14. Hatalarını açık yüreklilikle dinlemeli ama tekrar etmemesi, kalıcı çözümler üretmeleri için cesaretlendirmeliyiz.
  15. Kişiliklerine ve değerlerine saygı göstermeli, ayrımcılık yapmamalıyız.
  16. Çalışanlarımızla empati kurmalı ama bizimle empati kurmaya cesaretlendirmeliyiz.
  17. Çalışanlarımıza bir bütünün parçaları olduğumuzu sık sık hatırlatmalı ve önemli olduklarını hissettirmeliyiz.
  18. İş dışında da konuşacak ve paylaşacak bir şeyler bulmalıyız.
  19. Yapıcı eleştiriler yapmalıyız.
  20. Bizden beklentilerini dinlemeli, önemsediğimizi göstermeli ve elimizden gelenin en iyisini yapmaya çalışmalıyız.
  21. Bazen alışkanlıklarımız ayağımıza takılabilir ama at gözlüğümüzü çıkarıp, esnek olmaya çalışmalıyız.
  22. Yağcılığı kabul etmemeli, dürüstlükleri ödüllendirmeliyiz.
  23. Her fırsatta fikirlerini sormalı, dinlemeli, karşı olsak bile daha iyi bir hale nasıl getirilebileceğinin peşine düşmemiz lazım.
  24. İnandıkları konularda desteklemeli, şans tanımalı, alan yaratmaya çalışmalıyız.
  25. Ne kendi kusurlarımızı ne de geçmişte yaşanan sıkıntıları saklamamalıyız.
  26. İlgilenmeliyiz.
  27. Şikayet ve mazeret üretmek yerine ellerinden geleni yapmaları konusunda cesaretlendirmeliyiz.
  28. Yapılan işi olumsuz etkilemediği sürece herkesin kendine has iş yapma tarzına ses çıkarmamamlıyız.
  29. Ne iyi ne de kötü haberleri saklamamalı, yüz yüze vermeliyiz.
  30. Hiç bir çalışanımıza diğerlerinden farklı davranmamalıyız.
  31. Keyfi taleplerde bulunmamamlıyız.
  32. Haberdar edilmesi gereken herkesi zamanında haberdar etmeliyiz.
  33. Samimi yaklaşmalı ama asla laubali olmamalıyız.
  34. Her ortamda “Biz” demeye çalışmalıyız.
  35. İstisnalar dışında yeterlilik ve kapasitelerini aşırı yüklememeye çalışmalıyız.
  36. İstisnalar dışında kişisel zamanlarına (tatil ve mesai sonrası) saygısızlık etmemeye, iş vermemeye çalışmalıyız.
  37. İşi işte bırakmaya hem kendimizi hem de çalışanlarımızı cesaretlendirmeliyiz.
  38. Son dakika iş vermekten kaçınmalıyız.
  39. Çalıştığımız ortamlara uygun temiz, düzgün ve şık giymeliyiz.
  40. Kendi konularımızda iyi olmak için okumayı ve öğrenmeyi hiç bırakmamalıyız.
  41. Zamanımızı yönetebilmeyi öğrenmeliyiz.
  42. Etik olmanın bir erdem olduğunu ve her türlü ticari işlemde etik olunması gerekliliğini benimsemeliyiz. İmam-cemaat ilişkisini aklımızdan çıkarmamamız lazım.
  43. Reaktif değil proaktif olmaya çalıştım.
  44. Hatalarımı kabullendim ve gerektiğinde açık yüreklilikle paylaşmaya çalıştım.
  45. Kabalaşmamak ve karşımdakileri kırmamak için elimden geleni yaptım.
  46. Kibrimi kontrol etmeye ve kimseyi aşağılamamaya çalıştım.
  47. “Çalışırmış” gibi yapmadım.
  48. Ağırbaşlı ve alçakgönüllü olmalıyız.
  49. Olumsuz davranışlara ve şiddete şirket içinde izin vermemeliyiz.
  50. Söylediğimiz şeyleri yapmalıyız “Hocanın dediğini yap, yaptığını yapma” sözü burada şirketlerde geçerli değildir.
  51. Herkesten bir şeyler öğrenmeye çalışmalıyız.
  52. Başaramadığımızda tekrar tekrar denemeliyiz.
  53. Kafamızın dikine gitmemeli, farklı görüş ve önerileri dikkate almalıyız.
  54. Erişilebilir olmalı, açık kapı politikası uygulamalıyız.
  55. Affetmeyi ve unutmayı öğrenmeliyiz. Çalışanlarımıza asla ve asla kin tutmamalıyız.
  56. Herkesin yararına kararlar almaya çalışmalıyız
  57. İşleri izlediğimizi göstermeli ve çalışanlarımıza her zaman yanlarında olduğumuzu hissettirmeliyiz.