Yazar arşivleri: savassakar

Karşımızdakilerin Beklentileri

Çalıştığım kurumlarda sabahları gülerek günaydın dediğimde asık suratlarla karşılaşırdım. Beklediğim şekilde karşılık verilmemesinden rahatsız olurdum. Nedense karşımızdakilerin bizim istediğimiz gibi davranmalarını bekliyoruz, kendi istedikleri gibi davrandıklarında rahatsız oluyoruz. Teknoloji marketinde süt bulamadığımızda üzülüyoruz 🙂

Herkesin kendince bir hayatı, düşünce tarzı ve tutumu olduğunu kabul etmeliyiz. Kabullendikçe hayatınız çok kolaylaşıyor.

İnsanlar ve kurumlar, birbirlerine benzemek yerine artan bir değişim içindeler. Alıştığımız şirket ortamları dışında ve bizden farklı düşünenlerle bir arada yaşamaya çalışmamız gerekiyor. Bazen kendisine bir şey anlattığım, eğitim verdiğim insanların dinlemediği ya da dinlerMİŞ gibi yaptığını görüyorum. Beklentim dışında davranıyorlar ama bir sebebi olduğunu düşünüyorum.

Altın kural olan “Herkese sana davranmalarını istediğin gibi davranmalısın” artık şöyle değişti; “Herkese, kendilerine davranılmasını istedikleri gibi davranmalısın.”

Karşımdakileri tanımak ve anlamak, kendilerine nasıl davranmam gerektiği konusunda beni çok eğitti. Ne kendim olmayı bıraktım ne de kendi beklentilerim karşılanmadığı için üzüldüm.

Bazı kültürlerde toplantıya zamanında başlamak önemli iken bazılarında değildir. Bazılarında konuşanı bölmek normal, bazılarında değildir. Eğer çevrenizdekilerin beklentilerini anlarsanız hem yönetebilir hem de çok daha iyi iletişim kurabilirsiniz.

Bazı kültürlerde kişiler, kalabalık içinde birbirlerini azarlamaz ya da aksi fikrini belirtmeyi doğru bulmaz.

Unutmamalıyız ki hepimiz Türkiye’de yaşamış olsakta hepimiz farklı ailelerde yetiştik, farklı öğretmenlerden ders aldık, farklı şirketlerde çalıştık, farklı hobilere, farklı hayallere sahibiz. Aynı kelimeleri kullansakta aslında farklı dillerde konuşuyoruz.

Eğer karşımızdakileri iyi tanımıyorsak onların farklılıkları ile karşılaşacağımızı unutmamalıyız.

Yaptığımız her görüşme, yaşadığınız her olay da karşı tarafı tanımamıza yarayacak ip uçları ile doludur ve gözlemlemekten vazgeçmememiz gerekir. Yaşadığımız ve çalıştığımız ortamı, özel ve iş arkadaşlarımızı tanıdıkça beklentilerimizi daha gerçekçi hale getirebilir, alacağımız tepkileri öngörebiliriz.

Gereksiz Şeylerle Yaşamak Zorunda Kalmak

Çalıştığımız kurumlarda sırf politik gücü veya ünvanı yüksek birileri istiyor diye saçma sapan teknolojilerle, işe yaramaz uygulamalarla yaşamak zorunda kalabiliyoruz. Üstelik ihtiyaç kalmamasına veya isteyenin neden istediğini hatırlamamasına rağmen uygulamaya devam ediyoruz.

Örneğin, Genel Müdür bayilerin akşamüstü satış verilerini gösteren onlarca sayfalık rapor ister. O rapora ihtiyaç kalmadığında ya da Genel Müdür başka bir şirkete geçtiğinde o raporun hazırlanması ve gönderimi devam eder. Halbuki ne okuyan ne de isteyen vardır.

Hiç kullanılmayan yazılımların sistemlerde silinmemesine, kullanılmamasına ya da çalışmamasına rağmen yerinden kıpırdatılmayan donanımlarla karşılaşabilirsiniz.

Savunucuları kurumdan ayrılsa bile bıraktıkları sistemler yaşatılırlar. O uygulamayı hayata geçiren otorite veya neden kullanıldığına ilişkin bilgi ve mantık olmamasına rağmen sistem devam eder. Buna “ilginç döngü” denilebilir. Bu tip uygulamaları karmaşık yapılarda daha çok olduğunu görebilirsiniz. Karmaşık yapıların değişmesi çok zordur. Dokümantasyon olmaması, çalışanların iş değiştirmesi, alışkanlıklar vb. sebeplerle mevcut sistemi kurcalamanın sonuçlarını kestirememek, değiştirmemenin sebepleri arasındadır.

Bir şeyleri değiştirmek istediğimizde “Bu duruma nasıl geldik?” diye sorgulamayla başlamamız gerekiyor. Eğer o noktaya geliş aşamaları bilinirse bazı ayarlamaları yapmak kolaylaşabilir. Değiştirmek için uygun stratejileri geliştirmek ve uygulamak kolaylaşır. Bir yandan körü körüne o sisteme inanmış ve değişime direnç gösterenlerle boğuşmak zorunda kalırız. Çoğu zaman karşı çıkanlar neden karşı çıktıklarını bile bilmezler.

Bu tip kişiler şöyle direnç gösterirler;

  • Bu yeni sistemi biz beceremeyiz.
  • Mevcut yapıyı bozamayız.
  • Sistemi kuranla ters düşmek istemiyoruz.
  • Bugüne kadar her şey yolunda gitti. İyi giden bir şeyi neden değiştirelim ki? Biz hayatımızdan memnunuz.
  • Rahatımı kaçırmayın.

Sırf birilerinin zamanında doğru bulduğu ya da uygun gördüğü uygulamaları gözümüz kapalı uygulamamalı, sorgulamalıyız. Her şey nedenleriyle birlikte gelişir ve değişir. Kullandığımız her uygulamanın güncel olmasından ve işe yaradığından emin olmalıyız.

İşten Ayrılma Adabı

Yeni bir iş, kendi işimizi kurma, işten çıkartılma veya kafa dinlemek için işimizden ayrılıyor olabiliriz. Her konuda olduğu gibi işten ayrılmanın da bir adabı var;

  • Ayrılma talebinizi yaptıktan sonra hemen gitmemiz istenebilir. Kişisel eşyalarımız ve dosyalarımız ile ilgili önlemlerimizi almalıyız.
  • Bizim yerinize gelecek olan kişinin bulunmasına ve bulunduktan sonra eğitimine yardımcı olmamız gerekiyor. Gittikten sonra yardım ederim gibisinden asla tutamayacağımız sözler vermemeliyiz.
  • Ayrılacak olmanın rahatlığı ile daha sonra pişmanlık duyacağımız açıklamalarda bulunmamalı, olumsuz düşüncelerimizi dile getirmemeli, diğer çalışanları negatif etkilememeliyiz. Çalışırken söyleyemediklerimizi işten ayrılıyoruz diye söylemek bize yakışmaz.
  • Birlikte çalıştığımız kişilere zamanında ve doyurucu bir açıklama yapmalıyız.
  • Köprüleri yakmamalıyız. Hayatın kimi kimle ne zaman karşılaştıracağı belli olmaz. Ast ve üstlerimizle iyi ayrılmaya gayret etmeliyiz.
  • Ayrılmadan önce yapmamız istenilen ya da bizden beklenilen bir şey olup olmadığını astlarımızla ve üstlerimizle konuşmalıyız.
  • Ayrılma zamanı yaklaştığı için işleri savsaklamamalıyız. Son dakikaya kadar verimli bir çalışan olarak kalmalıyız.
  • Şirketten alacağımızın kalmaması için elimizden geleni yapmalıyız.
  • İş değiştiriyorsak diğer şirketle işi kesinleştirmeden istifa etmemeliyiz.
  • Sosyal ilişkilerimizi güçlü tutmamız çok önemlidir. Ayrılmadan önce işyerindeki arkadaş ve yöneticilerimizin iletişim bilgileri almak ve düzenli olarak iletişime geçmemiz gerekir.
  • Ayrıldığımız için suçluluk duymamalıyız. Kendi kariyerimiz için daha iyi bir adım atıyor olmamız önemlidir.
  • Daha iyi bir işe geçiyorum diye böbürlenmemeliyiz.
  • İşlerimizi en iyi şekilde devredebilmek için uğraşmalıyız.
  • İşten ayrılmamıza fazla reaksiyon gösterenleri sakinleştirmeli, durumu açıklamalıyız.
  • İstifa mektubumuzu yazmalı ve üstlerimize onaylatmalıyız.
  • Birlikte çalışmaktan memnun olduğumuz insanlara teşekkür etmeyi unutmamalıyız.
  • Kızgınlı ve öfkenin yarardan çok zarar getireceğini unutmayarak sözlerimizde, tutum ve davranışlarımızda profesyonelliği elden bırakmamalıyız.

Kendi İşini Kurmak İsteyenlere Tavsiyeler

Evden iş yapmak ya da kendi işimizi kurmak,  “sihirli bir değnek” ile her şeyin değişeceği anlamına gelmiyor. Uğraşmadan ve samimi çaba göstermeden kimseye ekmek yok. Artılarıyla ve eksileriyle iyice düşünmek ve cesaret gerekiyor.

“Kendi işimi yaparsam daha çok para kazanırım” bakış açısıyla yaklaşırken masraflarımızın (vergi ve diğer giderler) olacağını ve değişkenlik göstereceğini unutmamamız lazım.

Özellikle işinizi ayağa kaldırmak için kendinize ayıracak vaktiniz kalmayabiliyor.

Kendi kendinizin patronu olup kimseye hesap vermek zorunda kalmıyorsunuz. Yaptıklarımız doğrudan kendimize ve ailemize yansıdığı için farklı bir baskı oluşturuyor.

Trafik, mesaiye yetişmek vb. sizi zorlayacak veya kaybettiğiniz zamandan kazanabilirsiniz. Ama daha önce hiç uğraşmadığınız konulara (muhasebe vb.) vakit ayırmak zorunda kalıyorsunuz. Daha önce şirket arabasına sahipseniz artık kendinizinkini kullanacak, bakımını yaptıracaksınız.

Yaptığınız iş ile ilgili olumsuz yorumların hepsini dikkate almak zorunda kalacaksınız. Şikayet edemeyecek, mazeret üretemeyeceksiniz.

Eğitimimiz, deneyimlerimiz ve heyecanımız başarımızı garantilemez. Herkesin kazıklanma potansiyeli vardır. Ticareti öğrenmemiz gerekiyor.

Daha önce birileri yapmış veya becermiş olması bizimde yapabilme olasılığımızı artırıyor. Fakat başaranların hangi aşamalardan geçtiklerini iyice öğrenmemiz gerekiyor.

Fikrilerimizi paylaşabileceğimiz insanlar azalıyor. Bize fikir ve destek verebilecek tanıdıklarımızı fikirlerini almalı ve iyi dinlemeliyiz. Cahil cesareti hepimizde var ama kullanmak zorunda değiliz.

Para kazanma garantiniz (maaş vb.) olmayacak ama giderler hep olacak.

Akıllıca alacağımız riskler kazandırabilir. Körü körüne her şeye atlamamak gerekiyor.

Her ne kadar yapacağımız işten beklentimiz yüksek ve kendimize çok güveniyor olsak bile bir kenarda rezervlerimiz, yedeklerimiz olmalı.

Bugünün rekabetini biliyor olmamız yarın rekabette başarılı olacağımız anlamına gelmiyor. Hem oyun hem de kuralların çok hızlı değişiyor.

Herkes bizim gibi düşünmüyor, etik anlayışları farklı olabiliyor. Önce anlayıp sonra duruma göre davranmanız gerekiyor.

Plansızlığın sonuçları ile uğraşmaktansa planlı olmak iyidir. İşi bırakma planı dahil olmak üzere her konuya planlı yaklaşmalıyız.

İstediğimiz zaman çalışabilir istemediğimiz zaman çalışmayabiliriz. Çalışmadığımız zamanlarda gelirimizin olmayacağını unutmamak gerekiyor.

Patron Problemleri İle Baş Etme

Her yiğidin farklı bir yoğurt yiyişi, her patronunda kendine has bir tarzı var. Bana sorulan ve deneyimlediklerim ile ilgili bir kaç öneri;

Kronik mikro yönetici problemi

Eğer patronumuz bir şey yapmamızı istiyor ama tam ve açık olarak ne istediğini söylemiyor, işimizi yaptığımızda “olmamış” diyebiliyor. Yapmamız gereken her işimizi planlamak, sık ve düzenli raporlayarak doğru yolda olup olmadığımızı teyit etmektir.

Belirsiz öncelik problemi

Patronumuzun sürekli öncelikleri değişiyor, başlanan işler yarısında bırakılıyor, yapılan işlerin getirisine ya da faydasına bakılmaksızın sadece “patronumuz istediği” için yapılıyor olabilir. Yapmamız gereken, patrondan yapmamız gerekenler konusunda ne anladığımızı yazarak, teyit etmektir. Eğer bazı işleri yarıda kesmek zorunda kalacağımızı biliyor, ileride tekrar gün yüzüne çıkabileceğini düşünüyorsak ilgili tüm bilgi ve dokümanları saklamamızda fayda var.

Patlayan tahammülsüz patron problemi

Hatalara yaklaşım, kişilerin kalitesini ve zekasını gösterir. Patronumuz çok çabuk sinirleniyor olabilir. Sakin kalmalı, bize gerçekten ne söylemeye çalıştığını, gerçekte neye kızdığını anlamaya çalışmamız gerekiyor. Mümkünse kızgın anını sadece kafa sallayıp onaylamak, sakinleştiğinde gidip konuşmak gerekiyor.

Gerçekçi olmayan beklentiler problemi

Patron işi yapanların verdikleri süreleri sürekli öne çekmeye çalışıyor, onlara danışmadan çok kısa tamamlanma süreleri taahhüt ediyorsa güven problemi vardır. Patronumuzun karar verme dinamiklerini öğrenmeli, daha doğru tahmin yapma konusunda desteklemeliyiz.

Küçümseyen patron problemi

Patronumuz astlarına başkalarının yanında olumsuz geri beslemelerde bulunuyor, söylediklerini yalanlıyor ya da sürekli düzeltiyorsa güven problemi var demektir. Özel bir görüşmeyle herkesin içinde yaşanan bu durumun bizi ne kadar olumsuz etkilediğini, demotivasyon ve verim düşüklüğüne yol açtığı açıklamalıyız.

Kararsız patron problemi

Sürekli kararsız ve noktayı koyamayan patronlar belirsizlik ortamları yaratırlar.  Onların karar vermelerini kolaylaştırıcı rapor ve sayıları hazırlamalı, gerekli çalışmaları yapmalıyız. Onların kararlılığı bizim huzurunuzdur.

Fazla mesai isteyen patron problemi

Fazla mesai yapmayı performans olarak görmüş ve çalışanlarından da aynı şekilde davranmalarını bekleyen patronlarımız olabiliyor. Fazla mesai yapanları takdir edip, yapmayanları eleştirirler. Bu durumda ya mesaiyi uzatmak ya da sonuçlarına katlanmak gerekiyor.

Patronu Yönetmek

İşimizi iyi yapıyor olmanız kariyer resmimizin sadece yarısıdır. Yükselmeler, terfiler ve diğer prim vb. ödüller bizim patronumuzu nasıl yönettiğimize bağlıdır.

Yöneticimiz ne yaptığımızdan haberdar olmalı, sorduğu her soruya bizden doğru yanıt alabilmelidir. Her patronun gizli korkusu kandırılmak veya önemsediği konularda geç haberdar olmaktır.  Patron her ne kadar çok işin içine girmiyor olsa bile rasgele sorular sorabilir, çalışanlarla ve işleri ile ilgileniyormuş gibi yapabilirler. Bu ayaküstü ve zamansız sözlü sınavlar patronunuzun gözünde güvenilirliğimizi belirler. Bu yüzden kendi işimizle ilgili her türlü soruya her an hazırlıklı olmak zorundayız.

Anlaşılmaktan önce anlamaya odaklanmamız gerekiyor. Bu yüzden patronun beklentilerini anlamaya çalışmalıyız;

  • Güvenilirlik – Bize güvenilmesini istiyorsak verilen işleri en iyi şekilde yapmalı, yaptığımızı anlatabilmeliyiz.
  • Profesyonellik – Kendi işimize konsantre olmalı, ciddi ve profesyonel yaklaşmalıyız.
  • Dürüstlük – Her ne kadar patronun dediği son nokta olsa bile kendi işimizde dürüst olmalıyız.
  • Özen göstermek – Patronlar önem verdikleri konularda özenli olunmasını, hassasiyet gösterilmesini isterler.
  • Bilgi – Patronlar kendi konusunda bilgiye ve deneyime değer verenleri severler. Her konuda iyi olmamızı beklemezler ama çalıştığımız konuda gayretimizi görmek isterler.

Patronlar unutkan olurlar.  Yaptığımız işin ve rolümüzün önemini, firmaya katkısını bir cümle ile ifade edebilmemiz gerekir. Ör. Ekibimle birlikte tüm araştırma ve geliştirme faaliyetleri ile yurtdışı ilişkileri yürütüyoruz” gibi.

Yaptığımız işlerin önemi ve önceliği kişisel değerlendirmelerimizle değil patronun öncelikleriyle hizalı olmalıdır. Bize göre önceliği olan ama patronumuza göre önceliği olmayan işlerle vakit kaybetmemeliyiz.

Yağcılık ve yalancılık yapmadan kendimizi gösterebiliyor olmamız gerekiyor. Yapmacık davranışlar herkes tarafından kolaca anlaşılacağı gibi hiç bir işe yaramazlar. Söylediğimiz her sözden sorumluyuz ve mutlaka “değer katıcı” sözler sarf etmemiz gerekiyor. Boş laflar, laf salatası, gevezelik iyi değil kötü intiba bırakır.

Patronun şirket içinde dikkate aldığı, fikirlerine önem verdiği kendisine yakın insanlar vardır. Kendimizi onlara göstermeniz ya da anlatmamız, dolaylı olsada patrona ulaşmamızı sağlayabilir. Aynı kişilerin iyi ya da kötü her anlamda patronu etkileyebileceklerini unutmamalıyız.

Ayrıca kendimizi diğer departmanlara anlatmamızda fayda var.

Patronumuzun geçmişini öğrenir, hangi aşamalardan geçerek bulunduğu noktaya geldiğini öğrenirsek onun beklentilerini tahmin edebiliriz. İnsanlar kendi deneyimleri ve geçmişlerini esas alarak beklentilerini biçimlendirirler.

Popüler yöntemlerden birisi patronla beraber sosyalleşmektir. Patronun üye olduğu spor salonuna üye olmak ve onunla iş dışı ortamda samimi sohbetlere girmek, onunla aynı statüyü ya da kaliteyi yaşamak, yaşıyor gibi yapmak. Biraz maliyetli olan bu yöntem maalesef prim yapabilmektedir.

Saygınlık Üzerine Önermeler

Küçüklüğümüzden beri büyüklerimize, komşularımıza, öğretmenlerimize vb. saygı duyma konusunda eğitildik ama tam öğrenemedik. Çünkü bize saygın olmak için ne yapmamız gerektiği öğretilmedi veya bizim keşfetmemiz beklendi.

Hayat bana parmak şıklatmayla saygı elde edilemediği tatlı ve acı yollardan öğretti. Saygın veya saygıdeğer olmak için gayret etmek gerekiyor. Saygınlığı elde etmek zor iken bir anda kaybedebiliyorsunuz.

Aşağıdaki soruları kendime sormaya çalıştım;

  • Ben yokken çalışanlarım daha huzurlu ve mutlu çalışıp daha iyi iş çıkarıyorlar mı?
  • Çalışanlarım benim yerime başkasıyla çalışmayı tercih ederler mi?
  • Ben söylemeden işlerini yapıyorlar mı?
  • Benim hakkımızda bir şey sorulduğunda güzel şeyler söylüyorlar mı?
  • Bana yöneticileri mi yoksa insan olduğum için mi saygı duyuyorlar?

Bu soruların çoğuna “evet” diyebiliyorum çünkü yapabildiğim kadarı ile aşağıdakileri yapmaya çalıştım;

  1. Ettiğini buluyor insan. En alttan en üste saygılı olmaya çalışmamız lazım.
  2. Çalışanların önce insan olduğunu unutmamamız gerekiyor.
  3. Çalışanlarımızı tanımaya çalışmalıyız.
  4. Çalışanlarımızı potansiyellerini ortaya çıkarmaya çalışmalıyız.
  5. Ast veya üst fark etmeksizin motive etmeye çalışmalı, b irini motive etmenin diğerlerini motive etmeye yetmediğini anlamamız lazım.
  6. Adaletli olmalıyız.
  7. Çalışanların işlerini daha iyi yapabilmeleri için desteklemeliyiz.
  8. Doğru işe doğru kişiye vermeliyiz.
  9. Sorumluluk veriyorsak yetki de vermeli ama kontrol etmeyi ihmal etmemeliyiz.
  10. Çalışanlarımıza güvenmeli ve güvendiğimizi göstermeliyiz.
  11. Hak ettikleri ücreti almaları için uğraşmalıyız.
  12. Yüksek performans gösterenleri ödüllendirmeliyiz.
  13. Herkesin içinde tebrik etmeli, yalnızken eleştirmeliyiz.
  14. Hatalarını açık yüreklilikle dinlemeli ama tekrar etmemesi, kalıcı çözümler üretmeleri için cesaretlendirmeliyiz.
  15. Kişiliklerine ve değerlerine saygı göstermeli, ayrımcılık yapmamalıyız.
  16. Çalışanlarımızla empati kurmalı ama bizimle empati kurmaya cesaretlendirmeliyiz.
  17. Çalışanlarımıza bir bütünün parçaları olduğumuzu sık sık hatırlatmalı ve önemli olduklarını hissettirmeliyiz.
  18. İş dışında da konuşacak ve paylaşacak bir şeyler bulmalıyız.
  19. Yapıcı eleştiriler yapmalıyız.
  20. Bizden beklentilerini dinlemeli, önemsediğimizi göstermeli ve elimizden gelenin en iyisini yapmaya çalışmalıyız.
  21. Bazen alışkanlıklarımız ayağımıza takılabilir ama at gözlüğümüzü çıkarıp, esnek olmaya çalışmalıyız.
  22. Yağcılığı kabul etmemeli, dürüstlükleri ödüllendirmeliyiz.
  23. Her fırsatta fikirlerini sormalı, dinlemeli, karşı olsak bile daha iyi bir hale nasıl getirilebileceğinin peşine düşmemiz lazım.
  24. İnandıkları konularda desteklemeli, şans tanımalı, alan yaratmaya çalışmalıyız.
  25. Ne kendi kusurlarımızı ne de geçmişte yaşanan sıkıntıları saklamamalıyız.
  26. İlgilenmeliyiz.
  27. Şikayet ve mazeret üretmek yerine ellerinden geleni yapmaları konusunda cesaretlendirmeliyiz.
  28. Yapılan işi olumsuz etkilemediği sürece herkesin kendine has iş yapma tarzına ses çıkarmamamlıyız.
  29. Ne iyi ne de kötü haberleri saklamamalı, yüz yüze vermeliyiz.
  30. Hiç bir çalışanımıza diğerlerinden farklı davranmamalıyız.
  31. Keyfi taleplerde bulunmamamlıyız.
  32. Haberdar edilmesi gereken herkesi zamanında haberdar etmeliyiz.
  33. Samimi yaklaşmalı ama asla laubali olmamalıyız.
  34. Her ortamda “Biz” demeye çalışmalıyız.
  35. İstisnalar dışında yeterlilik ve kapasitelerini aşırı yüklememeye çalışmalıyız.
  36. İstisnalar dışında kişisel zamanlarına (tatil ve mesai sonrası) saygısızlık etmemeye, iş vermemeye çalışmalıyız.
  37. İşi işte bırakmaya hem kendimizi hem de çalışanlarımızı cesaretlendirmeliyiz.
  38. Son dakika iş vermekten kaçınmalıyız.
  39. Çalıştığımız ortamlara uygun temiz, düzgün ve şık giymeliyiz.
  40. Kendi konularımızda iyi olmak için okumayı ve öğrenmeyi hiç bırakmamalıyız.
  41. Zamanımızı yönetebilmeyi öğrenmeliyiz.
  42. Etik olmanın bir erdem olduğunu ve her türlü ticari işlemde etik olunması gerekliliğini benimsemeliyiz. İmam-cemaat ilişkisini aklımızdan çıkarmamamız lazım.
  43. Reaktif değil proaktif olmaya çalıştım.
  44. Hatalarımı kabullendim ve gerektiğinde açık yüreklilikle paylaşmaya çalıştım.
  45. Kabalaşmamak ve karşımdakileri kırmamak için elimden geleni yaptım.
  46. Kibrimi kontrol etmeye ve kimseyi aşağılamamaya çalıştım.
  47. “Çalışırmış” gibi yapmadım.
  48. Ağırbaşlı ve alçakgönüllü olmalıyız.
  49. Olumsuz davranışlara ve şiddete şirket içinde izin vermemeliyiz.
  50. Söylediğimiz şeyleri yapmalıyız “Hocanın dediğini yap, yaptığını yapma” sözü burada şirketlerde geçerli değildir.
  51. Herkesten bir şeyler öğrenmeye çalışmalıyız.
  52. Başaramadığımızda tekrar tekrar denemeliyiz.
  53. Kafamızın dikine gitmemeli, farklı görüş ve önerileri dikkate almalıyız.
  54. Erişilebilir olmalı, açık kapı politikası uygulamalıyız.
  55. Affetmeyi ve unutmayı öğrenmeliyiz. Çalışanlarımıza asla ve asla kin tutmamalıyız.
  56. Herkesin yararına kararlar almaya çalışmalıyız
  57. İşleri izlediğimizi göstermeli ve çalışanlarımıza her zaman yanlarında olduğumuzu hissettirmeliyiz.

Sürekli Şikayet Edenler

Çevremde ve sosyal medyada sürekli şikayet eden, kronik şikayet etme problemi olanlar var. Onlar için hava ya soğuk ya da sıcak, patron ya da çalışan her zaman kötü, trafik her zaman berbat vb.

Sürekli bardağın boş tarafını gördükleri gibi bunu diğer insanlara yansıtmaktan çekinmiyorlar. Herkesin derdinin başından aşkın olduğunu, bir de kendi dertleriyle ya da manasız şikayetleriyle onları bunaltmamaları gerektiği hassasiyetine sahip değillerdir.

Yanlış olan şikayet edilebilir ama kronik şikayetçiler ya da sürekli şikayet edenler çevrelerindeki insanları mutsuz ediyorlar. Çalıştıkları departman ya da şirketlerine zarar veriyorlar.

Bu konuda çeşitli çalışmalar yapılıyor. Bir Alman şirketi o gün kendinizi iyi hissetmiyorsanız şirkete gelmemenizi kabul ediyor. Bu tip davranışların üzerine gitmenin onu daha da kötüleştirdiği yönünde görüşler de var. Dikkat edilmesi gereken şeyler var;

1- Onları neşelendirmeye çalışmak işe yaramıyor. Davranışımız, bizim onun hissettiği acı ya da sıkıntıya sahip olmadığımızı gösteriyor. Aslında istenen aynı ya da daha fazla acıya sahip olduğumuzu göstermemiz.

2- Çözüm önermek işe yaramıyor. “Şunu denedin mi?” “Şunla konuştun mu?” gibi çözümler işe yaramıyor. Şikayet edene göre sıkıntısı ciddi ve bir iki cümle ile iyileştirilemez. Aslında bizi probleminin çözülemeyeceğine ikna etmeye çalışır.

3- Hakısın demek işe yaramıyor. Sadece şikayet etmenin işe yaramayacağını, şikayeti kesip bir şeyler yapması gerektiğini söyleyebiliriz.

4- Şikayet edenlerin çalışmadığını söyleyerek şikayet etmemeliyiz. Şikayet edenlerden şikayetçi olmamamız lazım.

5- Şikayet edenleri görmezden gelmek ya da red etmek işe yaramıyor. İstedikleri ilgi çekmek olduğu için görmezden gelmek sadece şikayetin dozunu artırıyor.

6- Berber şikayet etmek işe yaramıyor. “Bence de o aptal biri, yemekler gerçekten berbat” gibi sözlerle ona doğru düşündüğünü hissettirebiliriz. Fakat bu sefer o bizim şikayetlerimiz konusunda yardımcı olmaya çalışır.

7- Karşı çıkmak işe yaramıyor. Şikayeti yasaklamak yer altında inmesine ve yayılmaya devam etmesine yol açıyor. Şikayetleri yüksek sesle ve aleni hale getirmek gizli kalmasından daha iyidir.

Sürekli şikayet eden birine “Gerçekten bu kadar problem ve sıkıntı ile yaşamak çok zor olmalı?” diye sorabiliriz. Büyük ihtimalle yanıt “O kadar kötü değil” olacaktır. Empati kurmak, “Seni anladım ve senin gözünle yaşadıklarını gördüm. Gerçekten çok zor bir durumdasın” mesajını vermemiz gerekiyor. Alaycı olmamaya çalışmamız ve onu ciddiye aldığımızı göstermemiz gerekiyor.

Bile Bile Yaptığımız Yanlışlar

Doğru olmadığını bildiğimiz şeyleri kasıtlı olarak yapabiliyoruz. Çoğu zaman çevremizin tuzağına düşüyoruz ama yaptığımız yanlışların farkında oluyoruz. Yanlış olduğunu bildiğimiz şeyleri neden yapıyoruz;

  1. Tren etkisi – Diğer insanların yaptığı şeyleri yapmaya eğilimli oluyoruz. Çünkü onların yaptığının doğru olduğunu düşünüyoruz. Trenin vagonlarını çekmesi gibi diğerlerine takılıp gidiyoruz.
  2. Başkalarının bizden yapmamızı, söylememizi beklediği şeyleri fark ettiğimizde inadına tersini yapıyoruz ya da söylüyoruz
  3. Mevcut seçeneklerden daha iyi olan ve başkasının seçeneklerini hatırladığımızda. Ahmet bu durumda şöyle yapmıştı diye düşünüp öyle yapmaya kalkışıyoruz.
  4. Sırf öngörümüzü doğrulamaya çalıştığımızda,
  5. Kıskandığımızda,
  6. Kızdığımız için – üstelik kızgınlığımızın haklı sebeplerini bularak yanlış yapmadığımızı düşündüğümüzde,
  7. Tek bir bakış açısı ile olaylara yaklaşarak, başka bakış açılarını dikkate almadığımızda,
  8. Başkalarını onaylamayı ya da kabullenmeyi yenilgi, zayıflık olarak algıladığımızda,
  9. Bir şeyleri olduğundan daha değerli göstermeye çalıştığımızda,
  10. Büyük resme değil detaylara boğulduğumuz ya da sadece tek bir noktaya odaklandığımızda,
  11. Görmeye değil sadece bakmaya çalıştığımızda,
  12. Gelecekle ilgili beklentilerimizi abarttığımızda,
  13. Kaybetmekten korktuğumuzda,
  14. Belirsizlik durumunda karar alma becerisini gösteremediğimizde,
  15. Baskı altındayken baskıyı yönetemediğimizde,
  16. Başkalarının ne düşüneceğini ya da nasıl etkileneceğini umursamadığımız durumlarda,
  17. Verilecek kararın kalitesinin önemli olmadığını düşündüğümüzde,
  18. Küçümsediğimizde,
  19. Kendi değerlerimizi diğerlerinin değerlerinden üstün tuttuğumuzda,
  20. Sadece kendimizi düşündüğümüzde, fazlaca ben-merkezci olduğumuzda,
  21. Tam olarak anlamadığımız konularla ilgili bir şeyler yapmaya çalıştığımızda,
  22. Yaptığımızın görevimizi olduğunu ya da emir ile yaptığımızı düşündüğümüz durumlarda bile bile yanlışlar yapıyoruz.

Daha yukarıda yazamadığım sağlık, toplum ve trafik kuralları, etik, çevre vb. bir çok konuda bilerek yanlış yapıyoruz.

Bile bile yanlış yapmak akıllı insanın harcı değil ama…

Neden Bazılarımız Daha Az Maaş Alır?

Çoğumuz, kendimizi iş arkadaşlarımız kadar becerikli ve onlar kadar değerli hissediyoruz. Fakat buna rağmen onlardan daha az ücret alabiliyoruz? Ya da kendimizin normal onların yüksek aldığını düşünüyoruz?

Burada paylaşacağım şeyler tecrübelerimle sabit olacağı için mutlaka eksiklikler olacaktır. Vereceğim örnekler ortalama şirketler için geçerlidir. Profesyonel ve büyük şirketlerin aşağıda yazacağım bir çok konuyu “aştığını” varsayıyorum.

Şirketler, kar yazan ya da para kazandıran birimlere daha yüksek ücret öderler. Özellikle pazarlama birimleri şirkete nakit girişi sağladığı ve faydası net olarak ölçülebildiği için ücretleri yüksektir.

Genellikle satış ve pazarlama birimlerinin daha iyi ücret almalarının sebeplerinden birisi görüşmeler konusunda uzmanlaşmış olmalarıdır. Bu yüzden işe ilk girişte yapılan görüşmelerde diğerlerine nazaran daha başarılıdırlar.

Bir şirkete girişte ne vaat edilirse edilsin eğer iyi bir ücret elde edilememişse ve ortada yazılı bir şey yoksa, büyük olasılıkla öyle kalır. Şirketler bu tip vaatleri tutmamanın bin bir yolunu bulurlar.

Bazıları bizim fark edemediğimiz ya da tam olarak anlayamadığımız bazı özel bilgi birikimlerine, sempatik kanallara (çevreye) sahiptirler. Bu kişilerin bizden yüksek ücret alması doğaldır.

Ticareti bilmiyorsak, işe girerken emeğimizi iyi bir ücret karşılığı kiralamamız mümkün olmaz. Bu konuda becerilerimizi geliştirene kadar az ücret almayı göze almalıyız.

Yaptığımız işler, edilen iltifatları bizi kendi gözümüzde daha üst bir noktaya getirebilir, kibir seviyemizi artırabilir, halüsinasyon görmeye, diğerlerinin bizden yüksek ücret aldığını düşünmeye başlayabiliriz. Arada bir kendimizi yoklamamız şarttır.

Gerçekten iş yapan, iş çıkaran ve yokluklarında GERÇEKTEN işlerin tam anlamıyla yürümeyeceği kişiler bizden daha yüksek ücret alırlar. İşimizi ne kadar önemli olarak görsek bile şirketimizle empati kurmalı, “ben olsaydım ne yapardım?” gibi küçük bir düşünce oyunuyla, düşüncelerimizi tekrar değerlendirmemiz gerekebilir.

Patronun oğlu, akrabaları ve arkadaşları tabiki bizden yüksek ücret alacaklar, sonuç olarak şirket onların ve paralarını diledikleri gibi harcarlar.

Biz daha yüksek ücretli başka bir alternatif aramadığımız, ısrarla bulunduğunuz şirkette koşullarımızın iyileştirilmesine uğraştığımız için daha düşük ücret alan durumuna düşmüş olabiliriz.

Şirket içinde başka bir pozisyona, birime geçmediğimiz, bulunduğunuz yerin ücret skalasını yükseltmeye çalıştığımız için düşük ücret alıyor olabiliriz.

Yöneticimiz ile iyi iletişim kuramamış ve bu yüzden performans değerlendirmelerinde işimizi iyi yapmanıza rağmen iletişim açısından yeterince iyi not almadığınız için düşük ücret alıyor olabiliriz.

Şirketimiz bizi geleceğinde görmediği için yatırım yapmıyor, elinden kaçırmaya çekinmiyor ve bu yüzden düşük ücret veriyor olabilir. Ne biz vazgeçilmezsizdir ne de şirketimiz.