Yazar arşivleri: savassakar

Hatayı yanlış yerde aramak

Çoğu zaman bize eksik bilgi verilmesine rağmen elimizden gelenin en iyisini yapmaya çalışırız. Bu eksik bilgiler yüzünden yanlış kararlar verdiğimiz, hatalar yaptığımızda olur.

Galip giderek sinirleniyordu. “Biz muhasebe yazılımının kodlarını tekrar kontrol etmeye kalktığımızda neolduğunu biliyor musun? Diğer işler gecikti, yeni projeleri başlatamadık ve hatta Metin işten ayrıldı. Biz bu kontrolleri yaparken diğer konuların idare edilmesi lazım.” Galip’in argümanı çok belliydi: Gecikmelerin, projeleri başlatamamalarının ve hatta işten ayrılmaların sebebi bazı problemler çıktığında yapılan kontrollerdir düşüncesi. Hatanın sebebini kodların kontrolünde arıyordu.

İşin kötüsü bu tip argümanlara kanıtlanmasa bile çalışanların inanması da oldukça kolay olmaktadır. Buna latincede de yer verilmiş post hoc ergo propter hoc — bundan sonra, onun için bu yüzden… Biz buna “hatayı yanlış yerde aramak” diyebiliriz. Galip, kod kontrolleri sonrasında oluşan olumsuz durumların kod kontrolünden kaynaklandığına inanıyordu ve bu sebeple kod kontrolleri kötü bir şeydi.

Bu tipte bir sav asıl sebeplerinde ortaya çıkmasına sebep olur. Örneğin kontroller kötü mü yapılıyor? Kötü yapılmasının sebebi insanların yeterince eğitimli olmamaları mı? kontrol yapılacağı zaman kontrolü yapacak olanlar doğru kontrol yapmayı öğrenemeyecek kadar yoğunlar mıydı?

Yukarıda bahsettiğim hatayı başka yerde aramak konusunda bir şeye dikkatinizi çekmek istiyorum: ortaya çıkan sebepsel ilişki iki olayın zamanlamasına bağlıdır.

Zafer’in son birkaç yıldır yürüttüğü projelerin hemen hemen hepsi ya geç kalmış ya da bütçesini aşmıştı. Bu gecikme ve bütçe aşımlarının tek sorumlusu olarak Zafer görülüyordu ve ona başka proje verilmemesi isteniyordu. Hiç kimse Zafer’in iyi bir sonuç almasını engelleyici bir şekilde sürekli bütçesini kısan ve sürekli yeni istekler getiren proje sponsorunu aramıyordu.

Zafer’in yönetim becerileri mutlaka projenin gidişatında çok önemlidir ama tamamen belirleyici değildir. Ama bu örnekteki hatayı başka yerde aramak bir kişinin kariyerine ve bir şirketin yetenekli bir yöneticisini kaybeymesine yol açacaktır.

Peki siz böyle bir durumu nasıl ayırt edeceksiniz? Hatayı doğru yerde nasıl arayacağız?

Eğer A varsa ve B ortaya çıkıyorsa A sebeptir. Yani A, B’den önce gelir, A, B’nin sebebidir. Şimdi bu mantığı değiştirin. B’nin A yüzünden ortaya çıkmadığını varsayın.

Hatanın sebeplerini diğerleri ile birlikte değerlendirin. Mazeretleri ve varsayımları eleyin. Yanlış anlamanın maliyetini çok iyi değerlendirmek lazım. Çünkü oluşacak maliyet hem kişiye hem de şirkete çok zarar verebilir.

14 yaşında nasıl dolar milyoneri oldu?

Farrah Gray 6 yaşında ailesine finansal açıdan destek olmaya başladı, ilk milyon dolarına 14 yaşında sahip oldu. Amerika’nın en çok konuşulan simalarından birinin başarı hikayesini ve ipuçlarını sizinle kısaca paylaşmak istiyorum.

O, Şikago’ nun güney bölgesindeki düşünce tarzlarını değiştirdi. 21 yaşında Urban Influence dergisi tarafından kendi başına milyoner olan lider bir girişimci olarak keşfedilen Farrah Gray, Allan Üniversitesinden onursal doktorasını aldı.

Şimdi kafa kazınmış, pahalı elbiseler, Las Vegas ve New York’ta ofisler, 21 yaşında birine göre çok daha büyük bir konuşma tarzına sahip. “ Nasıl bu kadar parayı kazandın? ” dediklerinde ilk yanıtı: “ Annemin çok fazla çalışmasından etkilendim ” diyor.

” Ben yatarken o kalkıyordu. Ben uyandığımda yine ayakta oluyordu. Ben onun hiç uyumadığını sanırdım. Bir yandan da eğer annem kalp krizi geçirirse ona yardımcı olacak bir şeyler yapmalıyım ” diye düşünürdüm.

İlk önce kendisi için en kolay bulunacak kaynaklara yöneldi: Sokaklardaki taşlar.

Bulduğu farklı ebatlardaki taşları boyuyor, kapı kapı gezip kendini tanıtıyor, boyadığı taşların kağıt ağırlığı, kapı tutucu vb. konularda kullanılabileceğini söyleyerek almalarını istiyordu. Hatta bu zaten benim bahçemdeki taş değil mi diyenlere “ o artık farklı bir taş ” diyordu.

Farklı alanlarda kullanımı olan şeylerin satışından çok şey öğrendi. Annesi ona çanta almadığında dünyanın en küçük CEO’su olarak beslenme çantasını ilk kez bir iş çantası olarak o kullandı.

Neler yaptı?

Yaş 6, Farrah Gray kapı kapı vücut losyonu sattı. Tanesi 1.5 $

Yaş 7, 21. yy’ın CEO’su yazan kartvizit yaptırdı

Yaş 8, Şikago’da, UNEEC (Urban Neighborhood Economic Enterprise Club) kurdu. Komşular arası ekonomik işbirliği.

Yaş 9-10, Her Cumartesi gecesi Las Vegas’ta 12 milyon kişinin dinlediği “Backstage Live” adlı radyo show’unu yaptı.

Yaş 12, Ulusal bazda $5,000 – $10,000 alarak konuşmalar yapmaya başladı.

Yaş 13, New york’ta gençlere yönelik Farr-Out Gıda’y ıaçtı.

Yaş 14, Bu gıda şirketi 1.5 milyon dolarlık satış yaptı. New Early Entrepreneur Wonders (NE2W) adlı öğrenci girişimcilere yönelik fonu kurdu.

Yaş 15, 1 milyonluk daha yiyecek sattı Farrah Gray Vakfını kurdu ABD Ticaret Bakanlığı Azınlıklar İş Geliştirme birimine danışmanlık teklif etti. Las Vegas Ticaret Odasının en genç danışmanı oldu

Yaş16, INNERCITY dergisini aldı

Yaş 17, Las Vegas’ta bir komnedi show’unun finanse ederek, bu konuda 2. Afro-Amerikan oldu.

Yaş 19, “Reallionaire” kitabını yazdı.

Bizi engelleyen düşüncelerimiz

Kendi adınıza koyduğunuz bir çok hedefi gerçekleştirdiniz eminim ama ya gerçekleştiremedikleriniz? Daha önce belki şansım yoktu yada doğru zamanda doğru yerde değildim sanıyorsunuz.

Şimdi sizi biraz düşündürmek istiyorum: Belkide bugüne kadar muhtemelen hep kendi çizdiğiniz yoldan gittiniz, ya yolu değiştirmek çözümse ya gittiğiniz yol yanlışsa?

Bir belgeselde yunusları elde tutmak için denize bir ağ gerilmesinin yeterli olduğunu seyretmiştim. Neredeyse suyun 3 metre yukarısına kadar zıplayan yunuslar kaçmak için atlamayı düşünmüyorlardı. Bir de kovboy filmlerinde bara gelen kovboy atını kapının önündeki bir tahtaya sadece ipi dolayarak içeri girer. At şöyle bir silkinse ipi çözebilir ya da azıcık yüklense o tahtayı kolayca kırabilir. Ama yapmaz. Hayvanlar kaçmasın diye yapılan çitler kaçmak isteyecek hiç bir hayvanı tutacak kadar yüksek değildir.

Bence bizler de bazı konularda yapabileceklerimizi yapmıyoruz, ya farkında değiliz ya da düşünemiyoruz. Çevremizdeki engeller bizi öbür tarafa geçmekten alıkoyuyor. Bazen önyargılarımız yüzünden -kesin indirim vermez dediğimiz bir dükkanda asla pazarlık yapmıyoruz, belli kazançları avucumuzdan kaçırıyoruz. Ben buna “düşünce engeli” diyerek devam edeceğim.

Düşünce engelleri bizim alternatifleri düşünme gücümüzü azaltırlar, bazen yüksek olmasalarda görüşümüzü kapatabilirler. Aslında potansişyelimizi yakalamamızı engellerler.

Engellere örnek vereyim;

“Herşey yolunda” engeli

İşler yolunda gittiği zaman daha iyi nasıl olacağını düşünmeyiz. İhtiyacımız olmadığını düşünerek üstüne gitmeyiz. Bir şirket için pazarın lideri olmak yada çalışana için ayın elemanı olmak daha iyiyi yapmayı engellediği anda düşüş ani ve oldukça sert olacaktır. Evlilikler içinde aynı şey geçerlidir.

Tehlike Engeli

Tehlike anında en iyi tercihin saklanmak yada hareketsiz kalmak olacağını düşünmek. Tehlike anında en iyi pozisyonu almak ve hatta normalden daha hareketli olmak gerekebilir. Aynı yere bomba iki kere düşmez. Sizin üzerinize henüz bomba düşmemiş ve siz hala aynı yerdeyseniz problem var demektir. Yıllar önce matbaa’dan korkan zihniyet onu Avrupa ile eşnalı olarak kullanıp geliştirseydi çok farklı bir ülkede yaşıyor olacaktık eminim.

Emsal Engeli

Ne zaman birini başına kötü bir şey gelse bizde benzeri bir şey yaptığımızda(durum değişse bile) başımıza aynı aksiliğin geleceğini düşünürüz. Bunu mafya kullanır. Birilerine verdiği zararı diğerlerine gözdağı vermek için kullanarak otoritesini devam ettirmeye çalışır.

Mazeret Engeli

Risk almak istemediğimiz zamanlarda o konudan sıyırmak için geçerli mazeretleri uydurmaya başlarız. “Çok pahalı”, “Kesin çalışmaz” “Çabuk bozulur” “Eğer bu kadar kolay olsaydı başkası yapardı” vb. Mazeret engeline ikinci bir engelde diyebiliriz. Bir sonraki engele gelmemizi engeller.

Şimdi yukarıdaki veya benzeri beyninizde yaşadığınız engellerden hangilerini aştığınızı ve nasıl aştığınızı benimle ve diğer okuyucularla paylaşın lütfen.

Hayır diyebilme becerinizi geliştirin

hayır diyebilmek

Bir okuyucum, Hayır diyebilmeyi de yazarsanız sevinirim demiş. Biraz düşünüp birazda araştırma yapınca “hayır diyebilmek” konusunda enteresan bilgilere ulaştım. Hayır diyebilmeyi öğrenmek zor ama öğrenildiğinde kişiyi daha üretken, daha az stresli ve herşeye “evet” diyenlerden daha iyi iş çıkaran biri yapacağı kesin gözüküyor.

Ben ilk eğitimimi annemden aldım. “Anne” diye seslediğim çoğu zaman önce “Hayır” diye cevap verir ve kendini güvenceye alırdı. “Daha bir şey söylemedim ki?” dediğimde ise “Ne istiyorsun?” diye sorar ve istediğim şeyi uygun görürse evet der uygun görmezse zaten hayır dediği için kendini rahat hissederdi.

Peki ne yapmalı;

“Evet” yoluyla “Hayır” demek – Projelerin veya işlerin giderek karmaşıklaşması durumunda sık yapılan bir şeydir. Sürekli yeni işlerin, insanların ve isteklerin eklendiği zamanları kastediyorum. Eğer bu tip şeylere “Evet” derseniz projenin uzayacağı ve çok geç tamamlanacağı bilinirse sizin evet’iniz karşı taraf için avantaj olmaktan çıkacak ve isteklerini geri çekeceklerdir.

Elinden geleni denemek ve suçluluk hissinden kurtulmak – Bazen çalışanlar çok fazla işle uğraşmalarına, çok yoğun olmalarına rağmen bir şeye hayır dediklerinde kendilerini suçlu hissederler. Fakat adam gibi yerine getiremeyeceğiniz bir işi kabul etmenizin kimseye faydası olmayacaktır. Eğer bir şeyi yapmaya vaktiniz yok ise söyleyin, ve en azından kendinizi suçlu hissetmemek için elinizden gelenin en iyisini yapmaya çalışın.

Bir şeyi yapmayı kabul etmeden önce çok iyi anlamaya çalışın. – Birinden yardım istediğinizde yada sizden yardım istendiğinde bunun sizin vaktinizin ne kadarını alacağını mutlaka değerlendirin. Bütün olasılıkları ve detayları olabildiğince öğrenmeye ve anlamaya çalışın. Sürprizler moralinizi bozabilir.

“Evet” = Stres – Yönetebileceğiniz işleri ve projeleri üzerinize alın. Eğer çok yoğun yada çok fazla işiniz var ise diğer insanların bunu bilmesini sağlayın. İşlerinizi ve projelerinizi kontrol altında tutabileceğiniz yoğunlukta kalmaya çalışın.

Ortak kararlardan kaçının. – Bazı ortak kabul görmüş şeyler bizi iş otamımızda yada bulunduğumuz ortamda mutlu ederler. Ama bu her zaman avantajlı bir şey değildir. İçerisinde bulunduğum bir çok projenin herkesi mutlu edebilmek için kaybedilen zaman yüzünden başarısız olduğunu gördüm.

Planınıza uyun – Bir şeye evet derseniz planınız aksayacaksa iyi düşünün.

Eğer ısrar ediliyorsa içinde bulunduğunuz durumu tekrar anlatmayı ve anlayış beklediğinizi belirtin.

İyi niyetler iyi sonuçları garantilemezler – Başkalarına yardımcı olmak yada evet demek yüzünden kendi işlerinize engeller oluşturabilirsiniz.

Duruma göre evet demek – Eğer sonunu net olarak göremediğiniz bir şey olursa eğer iş x şeklinde gelişirse “evet“ şeklinde gelişirse “hayır” demek gerekebilir. Bu benim annemin yöntemi.

Ne hayır ne evet demek – Sakın lafı çevirmeyin. Cevap vermeden önce iyi düşünün. Silahlarınızı yerine koyun ve değerlendirmenizi yapın.

Birçok profesyonel kısa ve net cevaplar isterler. Bu yüzden uzun uzun neden yapamayacağınızı anlatmayın ve kısa uygun olmadığınızı söyleyin. Her zaman nazik olun.

Sizden istenen için alternatif çözüm yolları önerin.

Bence önemli olan sizin daha verimli, motive ve mutlu olarak varacağınız sonuçlara ek işlerin yada taleplerin girerek bunlarıda engellememesi. Burada zarar gören aynı zamanda şirkettir. Bunu birazda yemek ısrarına benzetebiliriz. Özellikle Anadolu’da yemek ikramı hiçbir sağlık kaygısı duyulmadan “ne kadar çok yedrirsek o kadar iyi ağırlamış hissederiz kendimizi” psikolojisi ile yapıldığında yemeği tabağınıza almamayı “sağlığınız için” becerebilmeniz lazım. Kolay değil ama zamanla herkesin öğrenebileceği bir şey olacağını rahatlıkla söyleyebilirim.

Zamanınızı kurtarın

Zaman ne kadar hızlı geçiyor değil mi? Bu klişeyi hem sık duyarız hemde sık sık kullanırız. Günün şu kadar saati uyumak, çalışmak, eğlenmek vb. günü düzenleyici düşünceler, öneriler gelir peşi sıra. Bende farklı bir şey söylemeyeceğim aslında.

Mesela bir işten diğer işe geçerken bir “es” noktanız olmalı. Bazen 5 bazen 15 dakika olmalı . Hemen bir işten diğer işe atlamak yerine mutlaka denemelisiniz.

Aslında demeye çalıştığım ya zamanınızı siz yönetirsiniz ya da kapılıp gidersiniz. Benim gibi saçlar dökülüp, kalanlar beyazladığında dizlerinize vurmak bile sizi yoracak utmayın.

Öncelikle bölünebilir zamanınızı sınırlandırın
Bölünmeler size pahalıya mal olur. Gün içinde bölünmemenizi sağlayacak bir kalkanınız varsa kullanın yoksa alternatif yollar düşünün. Eğer bölünürsek ya elimizdeki şi erteleriz, ya bırakırız ya da vazgeçeriz. İlk etapta saatte 20-30 dakikadan fazla bölünmemeye çalışın. “Sürekli kapım açık” politikasını “kapım belirli saatlerde açık” politikasına çevirin.

Kendi kendinizi bölmeyin
Kendi konsantrasyonunuz çok önemli. Mümkün olduğunca önünüzdeki işe odaklanıp yeterince ilgi ve süreyi işinize vermeye çalışın.

Samimiyet böldürür
En çok işbirliğinde olduğumuz ya da diğer deyişle samimi olduğumuz kişiler en çok bölebildiklerimz aslında. Bizim içinde aynı şey geçerli. Samimiyet bölünmeyi ve bölebilmeyi getiriyor. İşte tam bu noktayı tatlı sert ayarlayabilmemiz lazım.

Belirsizlik ve güvensizlik böler
Eğer belirsizlik söz konusu ile ya da karşınızdaki inisiyatif alıp ilerleyemiyorsa sizi bölecek demektir. “Hadi hemen toplanalım” şeklinde belirsizliği ortadan kaldırmanın kısa yolu çözümler ki bu çözümler anlamsız ve uzun toplantılar şeklinde gelişirler, kaçınılmaz bir şekilde hayatımızı böler, zamanımızı çalarlar.

Akıllı ve profesyonel liderler gün içinde ne kendilerinin bölünebileceği nede kendilerinin birilerini böldüğü “sessizlik anları” yaratırlar. Aynı kişiler odaklanacakları işleri sınırlayarak daha verimli iş çıkarabilirler.

Bir toplantıda aynı anda emaillerinizi okuyor ve kafanızda bir problemle uğraşıyorsanız inanın adam gibi bir şey çıkaramazsınız. Sadece bir şeylerle uğraşmaktan kendinizi yorgun hisseder, yorgun hissettiğinizde de iş yaptığınızı sanırsınız.

Şimdi başka yapılabileceklere bakalım;

  • Mikro işlerle yani işiniz olmayan işlerle uğraşmayın. Mikro işleri siz yönetemezsiniz onlar sizi yönetirler.
  • Kafanızdaki dağınıklığı masanızı düzelterek azaltmaya başlayın.
  • “Yeterince” kelimesini hazmedin. Her şeyin fazlası zarar. Gerektiğince ve yeterince işinizi yapın.
  • Düzeniniz olsun. Bir şeyleri aramak ya da bulmak için zaman harcamayın.
  • İşlerinizi önceliklendirin.
  • Kendinizi izleyin ve yanlış yaptığınız şeyleri bir kenara not alın. Tekrar aynı hatayı yapmamak için neler yapabileceğinizi düşünün.

Kendi hula hoop’unuzla kalın

Bir çok işi üstlenip ben yaparım diye taahhüt ediyor musunuz? Siz herkesin ihtiyaç duyduğunda aradığı, her toplantıya çağrılan kişi misiniz? İşte hula hoop burada çok işe yarar.

Fatih karnında bir kasılma hissetti. Sumru aramış, yıllık rapor tamamlanmadan önce sıkıntıdaki 2 projenin problemlerini gidermede yardımını istemişti. Sumru’nun istediği “Ay sonuna kadar projelerin gözden geçirilmesi” idi. Fatih istemeyerek kabul etti ama her defasında evet dediği bu tip işler yüzünden fazla mesaiye kalıyor ve yoruluyordu.

Neden kendi ihtiyaçlarımızı göz ardı edip, başkalarının isteklerini yerine getirmek için gözü kapalı gideriz? Kendimizi aşan bir işe evet demeden önce nasıl farkına varabiliriz?

Bunu size bir metafor ile anlatmaya çalışacağım. Herkesin bir hula-hoop’u olduğunu varsayın.

Hepimiz hula-hoop’umuzu en iyi şekilde çevirmeye çalışıyoruz. Zaten çevirmesi çok kolay değil, bir de başkasınınkini çevirmeye çalıştığımızda problem başlar. Ne kadar iyi hulo-hoop çeviricisi olursanız olun bazen hulo-hoop bacaklarınızdan aşağıya kayar ve düşer.

Bazen yakınımızdaki birinin hulo-hoop’u düşerken yardım etmek isteriz ama maalesef böyle bir yardım yoktur. Kendi hulo-hoop’umuzu bozmadan başkasına yardım mümkün değildir.

Öncelikle nasıl yapması gerektiğini söyleyebilir, öneriler, uyarılar getirebilirsiniz ama o kişi için siz hulo-hoop çevirmeye kalkarsanız kendinizi sıkıntıya sokarsınız.

Deneyin. Bir arkadaşınızı ve iki hulo-hoop alın ve aynı anda çevirmeye çalışın. Çok zordur. Önemli olan herkesin kendi hulo-hoop’unda kalmasıdır.

Kendi hulo-hoop’unuzda kalmayı size hatırlatması için isterseniz bir hulo-hoop alıp ofisinize koyun. Ne zaman bir işe evet derseniz hulo-hoop’unuza bakıp tekrar düşünün. Eğer yapılabilecek bir iş ise problem yoktur ama değilse nasıl hayır diyebileceğinizi planlayın.

Koçluk ve Saç Traşı

Bir okuyucum daha yeni mezun olduğunu, benim yazılarımı beğendiğini ve özetle “daha ne yapayım?” diyebileceğim bir geçmişe nasıl sahip olduğumu sormuş. Yanıtlamaya çalışayım.

Ben hayat boyu öğrenmeye aşık biri oldum ve çok okumayı, çalışmayı tercih ettim. Okumak bir çok konuda özellikle teknik açıdan çok işime yaradı. Ama duygusal anlamda doğal olarak sınırlı kaldı. Bunun dışındaki becerilerimi birlikte çalıştığım insanları izleyerek ve onların profesyonel taraflarını analiz ederek geliştirdiğimi söyleyebilirim. Çevremdeki herkesi “profesyonel koçum” olarak düşündüm.

Eğer bana mesaj gönderen kişi bu yazımı okuyorsa ya da siz okuyorsanız demek ki öğrenmeyi seviyorsunuz. Ve inanıyorum ki yaptığınız işi en iyi şekilde yapmaya çalışan, yapmak istediğinizi en kısa sürede gerçekleştirmek gücüne sahipsiniz. Okumak hayatınız boyunca sizin öğrenmenizde en önemli rolü oynayacak lütfen bunu unutmayın.

Eminim kafanızda bazı soru işaretleri oluştu. Okuyorsunuz ve okuduklarınız her şey için ya 10 yol öneriyor ya da 8 adımda bu iş şöyle yapılır diyor. Ben de çoğu zaman bu şekilde yazıyorum.

Bunlardan bazılarını beğeniyor hemen gerçekleştirmeye başlıyorsunuz, bazılarını yarıda bırakıyorsunuz bazılarını ise umursamıyorsunuz.

Okumak her ne kadar size çok yardımcı olsa bile okumanın işinizi görmediği noktada yapacağınız şey profesyonel koçluğa başvurmaktır. Profesyonel koçluk dediğimizde ayda ya da haftada belirli sürelerle uzman kişi ile yüz yüze yada telefonla yarım saatliğine bir araya gelinmesini ve destek alınmasını kastediyorum.

Koçluk alırken dikkat etmeniz gereken birkaç şey var;

İşi sizin başaracağınızı unutmayın
Koçluk almak saç kestirmeye benzemez. Saç kestirmeye gittiğinizde işi berber yapar ama koçluk aldığınızda hem siz parayı ödersiniz hemde işi yaparsınız. Çünkü koç sizi yönlendirir, sorular sorar, öneriler yapar, destek verir, cesaretlendirir ve gerekiyorsa ödevler verir. Ama işi siz yaparsınız koç değil.

Neyi başarmak istediğinizin farkında olun
Nereye gitmek istediğinizi biliyorsanız herşey çok daha kolay olacaktır. Bu sayede başarılabilir hedefleri kendinize koyabilir adım adım istediğinize yaklaşabilirsiniz.

Sonuç olarak “kimya” size koçluk ilişkisini açıklayabilir. Her tepkimenin illaki bir başka kimyasal ile olması gerekmediğini görebilirsiniz. Başka bir kimyasal olmadanda zamanla bir tepkime oluşabilir. Siz içinizde gereken gücü bulabilirsiniz. Ama bazen kendinize ne kadar yeterli olduğunuzu bile birinin size söylemesi gerekebilir.

 

Yalancıyı Yakalama Yöntemleri

 

Birilerinin size yalan söyleyip söylemediğini yüzündeki bazı işaretlerden anlayabilirsiniz. Benim burada anlatmaya çalışacağım şeyler Amerika’daki jüri seçimlerinde ve polis soruşturmalarında da kullanılıyor. Bu yüzden bazı yüz ve vücut hareketlerini farkedebilmeniz yalanı doğrudan ayırmanıza yardımcı olabilir.

Nasıl yapacağız?

1. Kişinin gülümsemesini inceleyin. Zorla yapılan gülümsemeler sadece ağız ile yapılır. Rahatmış gibi görünmesine rağmen gerilimi yada gerçek anlamda mutlu olmadığını anlayabilirsiniz. Zoraki gülümsemelerin çoğunda dişler gözükmez, gerçek gülümsemelerin çoğunda ise azda olsa görülür. Gerçek gülümseme ağız ile değil yüz ile yapılır. Gözler kısılır, dişler görülür, gamzeler ortaya çıkar. Çok az insan gerçek ve sahte gülümsemesini senkronize edebilir.

2. El, kol ve bacaklarını inceleyin. Yalan esnasındaki gerilim sebebi ile hareketsiz, katı veya suni hareket içinde olabilirler. Eller kavuşuk, eller ile kafa taranıyor, kulak ve burun ile oynanıyordur. gibi yapılmaktadır. El açık bir şekilde göğüs yada kalbe doğru hareket etmiyordur.

3. Terliyor mu? Yalan söyleyenler, yalanlarından daha fazla ter atarlar.

4. Gerekli, gereksiz çok fazla şey söylüyorlar mı? Eğer söylüyorlarsa çaresizlik içerisinde sizi kendilerin inandırmaya çalışıyorlardır.

5. Gözbebeklerinin hareketlerine bakın. Yalan söyleyenler doğrudan göz kontğaına geçmek istemezler. Çok sık göz kırpmaya başlayabilirler(heyecan). Sağ elini kullanan birine bir soru sorduğunuzda göz bebeği sağa kayarsa bir şeyi hatırlamaya çalışıyordur, sola kayarsa yaratıcılığını kullanacak, uyduracak demektir. Sol elini kullananlar için tersi geçerlidir.

6. Duygusal olarak inceleyin. Duygular geriden gelirler, normalden uzun süre kalırlar ve birden dururlar. Bu yüzden bazen söylediği ile kişinin heyecanı birbirini tutmayabilir.

7. Sorularınıza tepkisini yakından izleyin. Yalancılar kendilerini rahatsız hissettikleri için ya vücutlarını başka yöne çevirmeye veya kaçmaya çalışırlar yada sizinle aralarına bir obje koymak isterler. Suçsuz insanlar saldırıya, suçlu insanlar anında savunmaya geçerler.

8. Kullandıkları kelimeleri kasıtlı kullanıp kullanmadıklarını düşünün. Bazı söylemler ipuçları verirler:

  • Sizin kelimelerinizi tekrarlayarak yanıt vermek
  • Hiçbir şeyi küçültmezler
  • Doğrudan evaplardan kaçınırlar, yuvarlak ve genel cevaplar verirler
  • Çok fazla konuşarak ikna etmeye çalışırlar
  • Monoton bir tonda konuşurlar
  • Kötü cümleler kurarlar
  • Konuyu amacından sapturak çin espiri ve alaya kaçabilirler

9. Konuşmaya başlamadan önce kısa bir sessizlik anı yaratı. Kişinin ne kadar rahatsız olup olmadığını inceleyin.

10. Konuyu birden değiştirin. Suçsuz insan konunun değiştirilmesinden rahatsız olup geri dönmek isteyecek yalancı ise kurtulduğunu düşünecektir.

Son Söz

Yukarıda yazdıklarım sadece yalanı anlama konusunda hem benim geçmişimde aldığım eğitimlerden, iş hayatımdaki tecrübeleden, askerlikten ve hemde okuduklarımdan yaptığım bir derlemedir. Bu tip uygulamalar %100 sonuç vermezler. Burada yazılanları esas alarak kesin ve kati sonuçlara varmamanızı rica ediyorum.

 

Sanal İletişimler

VirtualCommunication_WhiteLinesEğer günde birçok kez epostanızı kontrol ediyorsanız, zaman zaman messenger’ınızdan yazışıyorsanız, haber ya da blog sitelerindeki yazıları okuyor, alışveriş sitelerinde fiyat inceliyor ya da alışveriş yapıyorsanız, kendi sitenizi güncelliyor, oyunlar oynuyor ve daha birçok aklıma gelmeyen internet fırsatını değerlendiriyorsanız sanal dünyanın bir parçası haline gelmişsiniz demektir.

Nasıl gerçek dünyada eş, dost ve akrabalarımızla iletişimimizi korumak ve geliştirmek için uymamız gereken kurallar var ise internette de var. Bu dünyanın parçası olacaksanız bu kurallara uymanız gerekmektedir;

Düzenli kontroller
Görüştüğünüz kişilerle düzenli bir iletişiminiz olmalıdır. Birazda samimiyetinize göre adres defterinizdeki bu kişilere günde bir, haftada birkaç kez mesaj atabilirsiniz. Şimdi adres defterinizi gözden geçirin ve uzun süredir görüşmediğiniz birkaç kişiye mesaj yazın.

Randevulaşın
Yüz yüze görüşmenin yerini hiçbir şey tutamaz. Mümkünse yüz yüze ama olmuyorsa Messenger gibi araçlar kullanarak sesli görüşme yapabilirsiniz. Yüz yüze görüşmeyeli ve sesini duymayalı çok olan arkadaşlarınız varsa internetin bu avantajını kaçırmayın.

Randevularınızı atlamayın
Internet sayesinde gece ya da gündüz istediğiniz bir vakitte dünyanın herhangi bir yeri ile görüşme yapabilirsiniz. Bu görüşmelerinizi unutmamak için mutlaka Google Calendar gibi bir takvim kullanın. Görüşmelerinizi mutlaka takviminize kaydedin ve unutmayın. İnsanlara değer verdiğinizi sadece denk geldiğinde konuşarak değil konuşmak için özel zaman ayırarak gösterebilirsiniz.

Huylarını bilin
Bazen gönderdiğiniz mesaja karşı tarafın hemen yanıt vermesin i beklersiniz ama olmaz. Herkesin farklı öncelikleri olabilir. Yazdığınız mesajlara ne zaman yanıt beklediğinizi belirtirseniz ya da karşı tarafın huyunu bilerek davranırsanız rahat edersiniz.

Otomatik yanıtlar
Eğer yerinizde olmayacaksanız ya da bir süreliğine şehir dışına çıkacaksanız mutlaka epostanıza otomatik mesaj kaydı bırakın. Messenger kullanıyorsanız o an yanıt veremeyeceğinizi gösterir durumunuzu belirtin.

Hakkınızı iyi kullanın
Herkese günde 10-100 arasında mesaj geldiği için gönderdiğiniz mesajların karşı tarafın vakit ayırmasına değer nitelikte olmasına gayret edin. Aklınıza her geleni, çok sık bir şekilde mesaj göndermeyin, yazışmaya çalışmayın.

Kimlikleri gizleme
Birden fazla kişiye mesaj gönderdiğinizde mesajı alanın herkese yanıt dönmesi ve ciddi bir mesaj kirliliği yaratma olasılığı vardır. Bu yüzden Bcc kullanabilirsiniz. Sırf bilgileri olsun diye ilgili ilgisiz herkesi bir mesaj eklemek doğru bir şey değildir.

Konu ve kişi belli olsun
Eğer mesaj gönderdiğiniz epostanız bir rumuz ise mesaja adınızı mutlaka yazınız. Kimliği belirsiz olduğu düşünülen mesajlar hem rahatsızlık verirler hem de çoğunlukla hemen silinirler.

Yazdığınızı okuyun
Açık ve net konuşmak kadar açık ve net yazmakta bir maharettir, karşıya olan saygınızı gösterir. Yazdıklarınızı göndermende önce okumak ve olabildiğince yalın ve sade hale getirmek mesajın başarısını artıracaktır.

Giriş – Gelişme – Sonuç
Mesajlarınıza merhaba diye başlamanız ve hoşkal diye bitirmeniz saygı gereğidir.

Değiştirin!

 

Muhtemelen son 2 yılda hayatınızda da değişiklikler olmuştur diye tahmin ediyorum. Hala işe giderken aynı yolu mu kullanıyorsunuz? Aynı aracı mı kullanıyorsunuz? Aynı işi mi yapıyorsunuz? Aynı şirkette misiniz? Aynı sektörde misiniz?

Muhtemelen bazılarına “hayır” diye cevap vereceksiniz. Etrafınızda herşey sürekli değişiyor ve sizde buna adapte olmaya çalışıyorsunuz ve bir anlamda da mecbur kalıyorsunuz.

Şirketler ve yöneticiler artık değişimin önemini kavradı. Eğer çalışanlarının değişimine destek olurlarsa şirketlerininde efektif bir şekidle değişebileceğini kavradılar. Ancak bazı organizasyonel değişim eğitimleri kişisel değişim becerilerini olumsuz etkileyebiliyor.

Peki kişisel değişim becerilerimizi nasıl geliştirebiliriz?

Bırakın gitsin!
Değişim bazı şeylerden vazgeçmeniz anlamına gelir. Bunlar bazen zaten bırakmayı düşündüğünüz şeylerde olabilir, olmayabilirde. Bu tip şeyleri bırakmak bazen bir nehri taşlara basarak geçmeye benzer (yukarıdaki resimJ) Bir diğerine geçmeden önce dengeyi bulmak zorundasınızdır. Eğer değişim konusunda yeteneklerinizi geliştirirseniz bazı şeylerden vazgeçmeniz kolaylaşır.

Römorkörün sizi geri çektiğini hissetmek
Bir sonraki adımı atmadan önce basacağınız taşın ıslak mı kuru mu, düz mü eğimli mi olduğuda önemlidir. Ve en önemlisi bir sonraki adımın sizi nereye götüreceği. Bazen bu konudaki belirsizlikler sizin adım atmanıza engel olabilir sizi caydırabilir. Sizi bir römorkörün çektiğini düşündüğünüzde bunun değişimin doğal bir sonucu olduğunu düşünün. Ona direnin ve kendi yönünüzü belirleyin.

İyiye Odaklanın
Eğer bir değişim uzmanıysanız değişim sonrasında herşeyin çok daha iyi olmasını umut edersiniz. Eğer bir şeyler sizi değişime zorlamış ise bu sefer korkar ve karşılaşacağınız şeylerden çekinirsiniz. Unutmayın her değişimde bazı şeyler iyi gider, bazlar ıaynı kalır ve bazı şeyler zorlaşır. Hiç bir değişim ne tamamen iyi nede tamamen kötü olur. Siz iyiye odaklanın.

Yeni bir yol öğrenin
Birşeyleri yeni bir yöntemle yapmaya başladığınızda başlangıçta iyi iş çıkaramayabilirsiniz. Değişimleri yargılarken işin daha başında olunduğu unutulmamalıdır. Eğer bir süre direnebilirseniz yaptığınızın daha iyi olduğunu herkese anlatabilirsiniz.

Bir şeyleri değiştirmek istiyorsanız niyetinizde samimi olanız gerekir. Unutmayın hem bir şeyi değiştiriyorsunuz hem de o şeye ilişkin yaklaşımınızı.