Yazar arşivleri: savassakar

Korkularla yüzleşmek – Yetişkinin okula dönüşü

Son dönemde verdiğim eğitimlere orta yaş üstü, eski yönetici kişiler katılmaya başladılar. Bu kişilerin neden eğitim aldıkları konusunu biraz eşelediğimde geçmiş tecrübenin kişide daha fazla bilgilenmek ve kendini yetiştirmek konusunda hiçbir zaman geç kalınmadığı düşüncesine sahip olmayı getirdiğini görüyorum. Bazıları geçmiş dönemdeki bilgilerini güncellemek, biz eskiden böyle yapıyorduk bakalım şimdi nasıl yapılıyor diye yaklaşıyorlar. Bende çok yeni olmadığım için hem onların geçmişlerinden ki benim acemilik dönemlerim oluyor, örnekler verebiliyorum hem de güncel teknikleri ve yöntemleri konuşuyoruz.

Bazılarında yeni kuşakla boğuşmanın verdiği yorgunluk ve her geçen gün zorlaşan mücadele ile nasıl baş edeceği korkusunu görüyorum. Eğitim esnasında gençlerde olduğu için hem onları dinliyorlar hem de kendi işlerinde gençlerin yüzlerine söyleyemedikleri şeyleri açık açık konuşuyorlar.

Aslında tecrübeleri ve bilgileri açısından bakıldığında emsalsiz hazineler ama maalesef bizim kültürümüz ya da yaşantı tarzımız başarılarımızı ya da başarısızlıklarımızı açık açık söylemeye, başkalarının bunlardan ders çıkarmasına yönelik organize bir bilgi üretmeye yönelik olmadığı için sıkıntı yaşıyoruz. Biz gündelik toplantılarımıza bile hazırlıksız gitmeye, toplantıda çalışmaya çok alışmış durumdayız.

Bu yüzden eğitimlerin esnasında bu yetişkinlerin tecrübelerini onların ağzından alabilmek ve diğer katılımcıların faydalanmasını sağlayabilmek için onlarca örnek doğaçlamaya ve örnek olaylar bulmaya çalışıyorum. Eğer ilgili konuyu tetikleyebilirseniz çoğunlukla tecrübe+ego işbirliği ile kelimeler ağızlardan dökülüveriyor.

Sizlere önerim şu olacak;

Şu andan itibaren yaşadığınız her şey sizin yaşam ve iş tecrübenizdir ve bunların birilerine faydasının dokunmasını istiyorsanız, bu bilgilerinizin bazı hataların yaşanmasına engel olacağını düşünüyorsanız ihmal etmeyin ve kısa notlar alın. Blog ya da wiki yapın demiyorum ama bir tane küçük deftere fark ettiklerinizi, aldığınız dersleri vb. birkaç kelime ile not almanızın uzun vadede ne kadar çok işe yarayacağını göreceksiniz.

Kriz dönemlerinde projeler

Kriz dönemlerinde bazı projeleri kötü gittiği ya da gitme olasılığı olduğu için iptal ediyor olabilirsiniz.  Fakat iptal edene kadar da tüm cesaretinizle kurtarmak için elinizden geleni yaptığınızı düşünüyor musunuz? Bazen bir projeyi iptal etmek kolayken bazen değildir.

Burada 3. bir tercih gündeme gelir hem devam etmesi gerekliliği hemde iptal edilmesi durumu. İşte o zaman yeniden başlarız.

Bazen projeler takılıp kalırlar. Ne ileri nede geri giderler. Eğer yapabiliyorsak iptal ederiz ama bazende hala umut var diyerek devam ederiz. Her zaman projede problem yaratan tüm bileşenleri bilemeyiz, gecikmeye yada yavaşlamaya en çok sebep olanlar üzerinde dururuz, ve bu sebeplede proje ya hüsranlıkla yada hatalarla biter.

Bazen bir projede ısrar etmek yada iptal etmek yerine üçüncü tercih “tekrar başlatmak” olmaktadır. Yeniden başlatmak öncelikle elimizde ne olduğuna bakmak, yeniden organize etme ve atamaları gerçekleştirmek, sorumlulukları tekrar dağıtmak ve planlamayı tekrar yapmaktır. Yeni bir enerji ve hareket getirmesine rağmen aynı zamanda da acı vericidir.

Yeniden başladığınızda herşeyi masaya yatırın. Yeni bir vizyonla, yeni bir liderlik, yeni ekip yapısı, yeni planları sunun. Yeniden başlatılan proje turbülans yaratır. Buda aslında neden işe yaradığının göstergesidir. Bunu öğrenmek için Kuzey Atlantik’e bakmamız gerekir.

Kutuplar körfez akıntıları doğrultusunda yer alırlar. Körfez akıntıları geçtikçe bölgeyi ısıtacak dev anaforlar oluşur.

Doğada yaşayan sistemler türbülans ile gelişirler.

Projenin yeniden başlatılması türbülansa yol açacaktır. Yeniden başlatılacak olan proje olmanın şartları:

• Sürekli program gecikmeleri ve bütçe aşımları.

• İptal yada hatanın organizasyonu korkuttuğu durumlarda.

• Başarı için tam ve kesin bir birliktelik olmadığında.

Başarılı yeniden başlamanın 3 anahtarı;

  1. Başlamadan deneyin
  2. Otobanda trafiğin en yoğun olduğu zaman direksiyon çalışmak tehlikelidir.
  3. Kendinizi suçlamayın

Bazıları o işten uzak tutulduklarında problemin kendilerinde olduklarını düşünürler. Genellikle değildirler. Bazen yeni yüzler türbulansı başarmak için bir tercih olabilir. Problemlerin sistematik ve kişisel olarak algılanmadan görüşülmesi gerekir.

Yardım isteyin

Daha öğrenilecek çok şey olduğunu unutmayın ve gerekiyorsa yardım isteyin.

Çapraz Ateşte Kalmak

Diyelim ki bir şirketi, ekibi ya da departmanı yönetiyorsunuz. Sizinle çalışan 2 kişi birbirleri ile çatışma içindeler. Gelen raporlar birbirlerini suçlar nitelikte. Ne yaparsınız? Onlarla dövüşür müsünüz? Onları durdurur musunuz? Her ikisine de ateş açar mısınız?

Mehmet, Elvan’dan gelen mektubu aldığında biraz yüzü asılmıştı. Zarfta “Gizlidir” ibaresi vardı. “Yine mi?“ dedi içinden. “Selim ile Elvan arasında sürüp giden çatışmaya ilişkin bir not daha” diye düşündü. Okuması gerektiğini ama ciddi zaman kaybı olacağını düşünüyordu. Derken telefon çaldı ve kimin aradığına bakmadan telefonu kaldırdı “Merhaba, ben Mehmet”

Arayan Selim’di. “Gördünüz mü? Bu gerçekten çok fazla oldu. İnanamıyorum…”

Mehmet, Selim’i durdurdu. “Biliyorum, tekrar etme. Ne e-posta ne de yazı göndermenizi istemiyorum. Şimdi çık ve güzel bir yürüyüş yap. Yarın her ikinizle beraber bir toplantı yapacağım ve bu çocukça çekişmeyi geride bırakacağız.” dedi.

Mehmet, iki yöneticisi olan Elvan ile Selim arasında kalmıştı. Şu aşamada Mehmet 2 tane doğru şey yapmıştı: Barış yapılmasına ilişkin niyetini göstermiş, Selim’in karşı ateş açmasını engellemişti.

Şimdi hem elemanlarını kaybetmemeli hem de işlerin yürümesini sağlamalıydı. Ne yapılabilirdi;

Harekete geçin

Çatışmanın devam etmesine müsaade etmeyin. Siz harekete geçmezseniz çatışmayı teşvik etmiş olursunuz. Çatışmayı neyin ortadan kaldırabileceğine odaklanın.

Ateşkes ilan edin

Öylelikle durumu daha karmaşık hale getirmekten kurtulursunuz.

Kendi rolününüzü değerlendirin

Eğer iki kişi kişisel bir çatışma içindeyse ve siz bu çatışmanın parçası olarak kendinizi görmüyorsanız, parçası değilsinizdir. Ama tek çözüm noktasıysanız kaçarınız yok demektir.

Kolaylaştırıcıları devreye alın

Bazen danışmanlık firmaları ya da diğer departmanlar tarafsız göz olarak bazı olayları ele alıp, çözüm getirebilirler. Kendiniz denemeyin. Bunu bir diş hekiminin diğer diş hekimine gidişi olarak düşünün.

İlk toplantıyı açıklayıcı yapın

İlk toplantıda çözüme gitmeyi hedeflemeyin. Önce ne olup bittiğini iyice masaya yatırılmasına gayret edin. Büyük olasılıkla her iki çalışan da kendi haklı bakış açılarını dile getireceklerdir. Bakış açılarını objektif bir şekilde değerlendirmeye çalışın.

İki kişinin çatışması diğerlerine örnek olabilir. Yaşanan çatışmanın sebep ve çözümünün şirket içerisinde emsal kabul edileceği anlamına gelebilir. Bu yüzden çözümlerin kalıcı ve doğru olması çok önemlidir.

Uyanık Süpermarketlerin Kurnaz Taktikleri

supermarketSüpermarketlerin bize alışveriş yaptırmak için uyguladıkları taktikleri biliyor musunuz?

Zaruri ihtiyaç maddeleri (özellikle ekmek) marketin en uzak köşesine konuyor ki onu almaya gidene kadar
yolda diğer ürünleri görebilin.

Marketlerde doğal olarak sağ taraftan gezmeye başlarsınız.(Çoğunluk sağ elini kullanan insanlardan oluşuyor.) Bunu değerlendiren market sahipleri en pahalı ürünleri en sağa koyarak sola doğru en ucuz ürünleri koyarlar. Böylece alışveriş kararlarınızı maksimum düzeyde tutarlar. Ayrıca ürün promosyon ve tanıtımları ürünlerin sağ tarafına konan etiketlerle daha hızlı gösterilebilir.

Gerçekçi olmayan fiyatlamalar. 10 YTL yerine 9.90 YTL gibi. Amaç bu sayıyı yukarıya yuvarlayarak düşünme süremizi artırmak. Hemen karar vermememizi sağlamak. Yapılan bazı araştırmalarda kararı ilk basamaktaki sayının belirlediği de saptanmış.

Ne alırsan 1 YTL manmtığı ise marketlerde büyük bir kafes şeklinde bir yerde karmakarışık ürünlerin atılması ile yapılır. Amaç karışık bir yerde ürün arayanların diğer müşterilerinde dikkatini çekmesini sağlamaktır.

Eğer müşterileri yavaşlatmak istiyorsanız ayna kullanırsınız. Özellikle tekstil bölümlerinde müşterilerin ürünleri üzerlerinde denemeleri ve vakit geçirmeleri istenir.

Koridorlar – Özellikle erkekler sadece almak istedikleri ürünlere yönelirler sonrada aynı şekilde geri dönerler. Satış literatüründe buna “bumerang etkisi” deniyor. Süpermarketler bu şekilde tüketilen ürünleri genellikle ürün koridorlarının en ortasına koyarak maksimum ürün göstermeye çalışırlar.

Avrupa’da bazı marketler bebek-çocuk bölümünde bebek kolonyası yada pudrasını havalandırmanın orada açarak gelenlere yeni doğumu çağrıştırıp rahatlamalarını sağlamaktalar.

Sepet birden fazla şeyin alışverişinin yapılabilmesini teşvik ettiği için hemen giriş kapısının yanında tutuluyor.

Sabahları taze ekmek kokusu tüm gün taze ekmek olacağı ve diğer saqtılan ürünlerinde tazae olduğu öngörüsü yaratıyor.

Hiçbir koridorunun sonunda ürünsüz bir yer olmaz. Müşteri ile ürünler arasında sürekli göz kontağı sağlanıyor.

Avrupa ve Amerika’da koridorların sonunda sağ tarafa çeşitli ürünler hakkında bilgi veren monitörler yerleştirilmeye başlanmış.

Yürüyen merdivenler katlı mağazalarda katlar arası geçişi kolaylaştırıyor. Çıkış ve inişlerde sizi mutlaka mağazaların yada standların önünden geçirecek şekilde dolaştırıyorlar.

Yerlerde anti statik madde kullanılarak müşterilerin elektriklenip sinirlenmemeleri sağlanıyor.

Bazı marketler özellikle Amerika’da bir köşeye çocuklar için oyun alanı yaratıyor ve anne-babanın rahat alışverişi yapmasını sağlıyor.

Bazı restaurantlar yermek kokusunu sokağa vererek insanların canını çektirmeye çalışırlar. Marketlerdeki kozmetik bölümleride bedava makyaj yada parfüm denemeleri yaptırarak bu tarafımızı tetiklemeye çalışırlar.

Göz hizanıza koyulan ürünler için satıcı firmalardan ekstra prim, iskonto ve ücretler alıp fiyatları daha düşük tutabilirler. Ayrıca merdiven, kasa önü gibi insan gözünün değdiği her alanı değerlendirirler.

Sezon kapanışı, tadilat vb. bahanelerle müşterilerin ucuz zaafları tetiklenir.

Ödeme yaptığınız anda size çeşitli broşürler ve özellikle kendi broşürlerini vererek sonraki alışverişinizi ayarlamaya çalışırlar.

Marketlerin tam girişinde çok güçlü ve büyük bir poster yada ürün satışı görebilirsiniz. Bunun amacı sizi ilk girişte biraz olsun durdurmaktır.

Açık mor renk insanlara para harcattıran renk olarak kullanılır.

Popüler ve çok satılan ürünlere daha kolay erişiminiz sağlanır. Popüler ve talep edilen ürünlerin yaklaşık tüketim süreleri düşünülerek müşterinin bir sonraki gelişinde neyi talep edeceği kestirilmeye çalışılarak mağaza düzenleri dinamik olarak değiştirilir.

Tekrarlayan sloganlarla sizdeki imajlarını sürekli güncel tutmaya çalışırlar. Dikkat edin kapı girişlerinde yada promosyon duyurularında aynı dil hakimdir.

Büyük alışveriş merkezlerinde tuvalet, mescit ve dinlenmek için oturaklar kullanılır ki müşteri hem başka ihtiyaçlarını karşılayabileceğini bilsin, gerektiğinde dinlenebilsin hem de alışveriş konsantrasyonunu dışarı çıkarak kaybetmesin.

Pahalı bölümlerde küçük yer karoları kararın hızlı verilmesini sağlarken büyük yer karoları yavaşlatmaktadır.

Fast food firmalarındaki hızlı müziğin aksine içeride çok kalınması istendiği için ya çok yavaş yada hiç müzik çalınmamaktadır. Çalınan müzik müşterinin rahat düşünebilmesi için söz içermez.

Erkek ürünleri üst katta olur. Bayan ürünleri katından geçerek erkek katına çıkılır ve geri dönerken yine oradan geçilir. Amaç erkeklerin bayan arkadaşlarına ya da eşlerine de bir şeyler alabilmelerini sağlamaktır.

Bazı mağazalar yere çizdikleri yönlendirmeler ile yada mağaza içi dizayn ile sizi mağazanın tamamını gezdirirler.

Sizi dış dünyadan koparmak için asla pencere konulmaz.

Ya işte böyle, şimdi marketlere gittiğinizde biraz daha dikkat edin bakalım dediklerimi yakalayabilecek misiniz?

İşten ayrılanların unutmaması gerekenler

Zor bir dönem geçiriyoruz ve siz herhangi bir sebeple işinizden ayrılıyor olabilirsiniz. İşten ayrılırken “acaba bir şey unuttum mu?” korkusuna karşı aşağıdaki kontrol listesine göz atabilirsiniz;

  • Muhasebeden alacaklarınızı hesaplatın.(Maaş, tatil parası, ihbar tazminatı, kıdem tazminatı vb.)
  • Temettü, prim vb. konuklarda şirketiniz sizin hakkınızı zamanı geldiğinde ödeyecekse hesap numaralarınızı ilgili kişiye bırakın
  • Eğer sağlık sigortanız var ise bireysel olarak devam ettirip ettirmeyeceğinizi öğrenin. Kalan sürede sağlık sigortanızı kullanıp kullanamayacağınızı öğrenin.
  • Şirketten ayrılma belgeleriniz alın. Diğer şirkette işe gireceğiniz zaman size lazım olacak.
  • Üzerinize zimmetli olan şeyler varsa teslim edin.
  • İletişim bilgilerinizdeki değişikliği ve varsa yeni iletişim bilgilerinizi ilgili kişilere iletin. Üye olduğunuz internet sitelerindeki eposta adresinizi değiştirin.
  • Bilgisayarınızdaki eposta arşivinizi ve kendinize ait şahsi dosyalarınızı almayı unutmayın.
  • İşte nayrılma kararı aldığınızandan itibaren yapmanız gerekenleri bir yerlere not edin.
  • Veda mektubu yazın (veya yazmayın)
  • Bu işinizde referans verebileceğiniz kişiler var ise bunu onlarla paylaşın onaylarını alın.
  • Özel ve şahsi eşyalarınızı toparlayın. Kullanmayacağınız ve götürmeyeceğiniz eşyaları dağıtın.
  • İşten ayrılmanıza ilişkin uygun zamanlamayı İK departmanı ile birlikte yapın. İmzalamanız ve imzalatmanız gereken dokümanlar hakkında bilgi isteyin.
  • Devretmeniz gereken işlerin bir listesini yapın ve nasıl devredeceğinizi, anlatıp göstereceğinizi planlayın.
  • Vedalaşma ziyaretlerinizi planlayın.
  • Yeni bir iş arayacaksanız kariyer sitelerine başvurunuzu bırakın, teklifleri inceleyin.
  • Tüm yukarıdaki işler ZAMAN ister iyi planlayın.

Yukarıdaki maddeler dışında profesyonellik dışı ve etik olmayan hiç bir şeyi LÜTFEN yapmayın. Benim unuttuklarımıda bu yazıya yorum olarak gönderirseniz daha iyi bir liste oluşturmuş oluruz.

Hata yapmaktan korkmayın!

Yaşadığımız sürece hatalar yapacağız bu kaçınılmaz. Hata yapmak insan olmanın bir sonucu.

Bundan altı yıl önce şöyle bir hata yapmıştım;

Türkiye’de yerleşik oldukça büyük bir bilişim şirketi(BE) benim e-ticaret direktörü olduğum bankaya gelmiş ve “Biz cep telefonları için logo-melodi ürettik ve satmak istiyoruz” demişlerdi. Bende “Böyle bir şeyi kim alır?” demiştim. Fakat firma çok ısrarlı olunca onlara sanal pos vermiş ve satış başladıktan sonraki ilk ay neredeyse sistemimiz kitlenir duruma gelecek kadar çok satış olmuştu. Yanılmıştım fakat iyiki yanılmıştım. En azından böyle “niş” bir ürünün aslında herkesin tercih edebileceği “genel” bir ürün olabileceğini öğrenmiştim.

Eğer kendinizi mükemmel veya bir süper kahraman olarak görüyorsanız muhtemelen bir iki gün içerisinde yapacağınız bir hata ile bu düşüncenizin doğru olmadığını görecek ve hatta üzülebileceksiniz. Hata yapmak üzülesi olmaktan çok insanlığınızın bir kanıtıdır oysa. Asıl problem “hata yapmadığınızı düşünmenizdir.”

Alın size bir hatamı daha anlatayım: Yine aynı bankadayım ve beyaz eşya sektöründe kendi tabirleriyle lider bir firma ile bir proje yürütüyoruz. Bazı sıkıntılar var ve ben banka içerisindeki ilgili kişilere bu konuda detaylı bilgi içeren ve bu arada eğer firma ile bir araya gelinirse “şunu söylememiz lazım” gibisinden bilgileri yazdım. Aslında içerikte hiç bir sıkıntı yoktu ama yinede bankaya hitaben yazmıştım. Peki ne yaptım? Bu mesajı o firmadan gelen bir mesajı reply to all (hepsine geri yolla) seçeneği ile gönderdim. Yani o firmayada gitti. Tam bir rezalet ama bir daha asla “kime gönderdiğime bakmadan” bir mesajı göndermemem gerektiğini anladım.

Eğer hatanızın farkına varıyor ve bu yönde kendinizi düzeltecek bir şeyler yapıyorsanız iyi yoldasınız demektir.

Birde bizi hatalarsan koruyan daha küçükken anne ve babamızdan öğrendiğimiz şeyler vardır. Bence en önemli nokta bu. “Odanı düzenli tut” “Temizliği ihmal etme” “Kontrol etmeden açma” vb. uyarılar daha küçükken bize öğretilir ve ben bunlara “hayat kurtarıcı kurallar” diyorum.

Ben askerliğimi asteğmen olarak 1994 yılında Güneydoğu’da hareketli bir ortamda tim komutanı olarak yapmıştım. Öyle bir ortamda hata yaparsanız ölebilirsiniz. Şaka yapmıyorum gerçekten “ölebilirsiniz” Rahmetli annemin bu hayat kurtarıcı kuralları benim çok işime yaramıştı. Ruhu şad olsun.

Birde şu var “bir daha asla aynı hatayı yapmayacağım” kandırmacası. Ben arabamın farlarını kaç kere açık unutup aküyü bitirdiğimi hatırlamıyorum bile. Yok böyle bir şey. Üstelik böyle düşünürseniz hata yaptığınızda hem üzülüyor hemde kendinize çok kızıyorsunuz.

Bence söylenmesi gereken şu “ hata yapmamak için elimden gelenin en iyisini yapacağım”.

Eğer hata yaparsanız;

Hayatın sonunun gelmediğini düşünün..
Kendimizi geliştirmek ve düzeltmek için bir fırsat olduğunu düşünün.
Siz hatalarınızı ne kadar erken farkeder ve düzeltirseniz çevrenizede o kadar faydalı olacağınızı düşünün.
Buradaki özellikle bir yazım bazı okuyucuları rahatsız etti ve içtenlikle bana görüşlerini ilettiler. Gerçekten çok teşekkür ediyorum. Bu amatör yazma maratonunda daha dikkatli ve titiz olma konusunda bana yol göstermiş oldular.

Bu yazımı “Hatasız kul olmaz, sulçi lisan etti isem affola” diyerek kapatıyorum.

Toplantıları Doğru Yapabilme Sanatı

effective-meetingsBazı toplantıların sonuna doğru masanın bir diğer ucunda kendine has başka bir toplantının başladığını görürüz.

Cem uğraşıyordu ama bir toplantı daha kontrolünden çıkıyordu. Rica etmesine, hafif yüksek sesle uyarmasına rağmen yan yana konuşmalar devam ediyordu. Neden bu işi ve bu şirkette çalışmayı kabul ettiğini düşünüyordu.

Bir çoğumuz bu problemi kendi becerilerimizle halletmeye çalışırız. Ama önemli ve zor olan toplantıyı kendi içeriğinde tutmaktır ve bu sebeplede gündem aslında en önemli anahtardır.

Vietnam barış görüşmeleri başlamadan önce aylarca masanın şekli tartışılmış. Birçok araştırmacıya göre bu durum bir çözülemezliği ve çıkmazı ifade ederken halbuki politik açıdan çok önemli bir rol oynamaktadır. Çünkü özellikle iş ortamlarında masada oturma şekli itibari ile pozisyonlar ve toplantıyı etkileyebilme ve akışında tutma birbiri ile yakın ilişkilidir.

Geleneksel konfigürasyonda uzun dikdörtgen masa ve toplantı başkanı masanın ucunda oturmaktadır. Masanın sağ ve sol tarafında da yukarıdan aşağıya kurmaylar otururlar ve sadece istisnai durumlarda alt rütbeliler yöneticiye yakın otururlar. Bu konfigürasyon problem yaratığında terk edilmelidir. Öncelikle ilgili işe ve ihtiyaçlara uygun esneklikte uygun bir oda seçilmelidir.

Dikkat edilmesi gereken bazı noktalar vardır;

  • Küçük toplantılar için yuvarlak masalı odayı tercih edin. Büyük ve yanlış şekil kişilerin toplantıya katılımını etkileyebilir.
  • Büyük toplantılarda toplantı lideri en başa oturmamalıdır. Bunun yerine herkese hakim olabileceği orta noktayı seçmelidir. Başa yada sona oturmak toplantıya katılan diğerlerine olan mesafeyi ve iletişimi zorlaştıracaktır. Ortaya oturduğunuzda ise hem siz herkese hemde herkes size kolaylıkla erişebilecektir.
  • Herhangi bir toplantı için dar ve uzun toplantı masaları uygun değildir. Özellikle iki uca oturan kişilerin iletişimini olumsuz etkilerler. Eğer iki toplantı lideri masanın iki tarafındaki merkeze konumlanırsa toplantı çok daha verimli geçecektir.
  • Ara verilecek toplantılarda iki liderli toplantı gerekmektedir.(elipsin ortasındaki düz çizgideki simetrik iki nokta olarak düşünelim) Eğer ikram olacaksa bu ayrı bir masada olmalı ve ikram sonrasında toplantının tekrar herkesin odaklanacağı bir şekle girmesi için kaldırılmalıdır.
  • Diğer toplantılar, (ör. beyin fırtınası vb.) masa gerektirmez. Masasız ya da birini odasında onun masası etrafında yapılabilirler.
  • Toplantıyı düzenleyen olarak ihtiyacınız her ne ise ona göre doğru odayı ve masayı ayarlayın.

Cevap yazarken sakin olun

Yazışırken veya konuşurken karşımızdakilerin neyi nasıl yorumlayacaklarını bazen kontrol edemeyiz. Yanlışlıkla yapılmış saldırılar kaçınılmazdır ve e posta gönderimleri buna en güzel örneklerden biridir.

Bir e posta grubunun üyesiyken ortaya çıkan problemlerde ne yapmalıyız?

Bir çoğunuz gibi bende bir çok eposta tartışma / yazışma grubuna üyeyim. Bunlardan bir tanesi neredeyse 7-8 yıldır üye olduğum br grup. Bazen bu gruba atılan mesajların bir kısmı çok kişisel ve kırıcı olabiliyor.

Eposta ile bu kadar uzun süredir uğraşan bir grup nasıl olurda hata yapardı?

İletişimlerimizde karşımızdakilerin neyi nasıl yorumlayacaklarını kontrol edemeyiz. İstediğimizi göndeririz, karşımızdaki bu mesajı alır ama gönderdiğimiz mesaj ile anlaşılanın aynı olma garantisi yoktur. Bundan ne gönderen nede mesajı alan tam olarak sorumlu değildir.

Eposta özellikle bu duruma çok müsaittir. Hızlı yazar ve hızlı okuruz. Çoğumuz çok iyi okuyucu olabiliriz ama iyi yazıcı olduğumuz söylenemez. Aslında okumayan iyi yazamaz ve biz Türkler okumayı sevmediğimiz için çoğu zaman iyi yazamayız. Tüm bu sebeplerle kazalar kaçınılmaz olur.

İşin kötüsü bu konuda verilecek çok fazla nasihat yada yapılabilecek bir şey neredeyse yok. Sadece birkaç şey var söylenebilecek;

Etki altında yazmaktan kaçınmak

Adrenalin en tehlikeli silahlardan biridir. Özellikle kızdığınızda ve adrenalin tüm vücudunuza yayıldığında klavyeden uzaklaşın. Eposta yazmayın ve göndermeyin. Biraz dolaşın, derin nefes alın ve hormonlarınızı eski haline döndürün.

Bazı mesajlara yanıt vermenin gerekli olmadığını farkında olun

Bazı mesajlar kasten bazı mesajlarsa yanlışlıkla üzerler. Özellikle kışkırtıcı mesajlara yanıt vermemeye çalışın. Bazen sessizliğinizde kulaklarını sağır edebilir unutmayın.

“Çık Dışarı” kuralı

Kovboy filmlerinde atışan adamlar birbirlerini düelloya davet ederler ve bunu bardan çıkıp dışarıda yaparlar. Yani bulundukları topluma zarar gelmemesini problemi sadece kendi aralarında çözerler. Özelikle eposta gruplarında iki kişini atışması hiç hoş olmayan bir şeydir. Eğer bir atışma ve tatışma varsa bu grup dışında özel epostalar üzerinden yapılmalıdır.

Negatif ve depresiflere yardımcı olmamız lazım!

Bazı tanıdıklarımı gördüğümde yada onlarla sohbet ettiğimde üzerime bir karanlığın çöktüğünü içimin daraldığını düşünürüm. Özellikle son dönemde işin çıkarılan, ayrılan ya da işleri bozulan herkesin ciddi bir karamsarlığa düştüğünü görüyorum.

Yaptıkları şu? Sürekli hayattan, ailelerinden, arkadaşlarından, işlerinden veya o an kendilerine gelen bir emailden şikayet etmek. Zaten 1-2 derken daha fazlasını dinleyemiyorum.

Bu arkadaşlarımla sohbetlerimde her ne kadar konuyu değiştirmeye çalışsamda onlar her konuda olumsuzluklarını devam ettirebilmekte, ilgilenmediğimde ise bu tavrıma bozulup bunu problem haline getirebilmekteler.

Benden bekledikleri ise onlar gibi düşünüp onları tasvip etmem. Bu yüzden pozitif enerjimi yiyip bitirmek için bir “enerji vampiri” gibi bana saldırıyorlar gibi geliyor bana. Kendi hapishanelerine sizi de almayı başarı sayan bir bilinçaltı ile mücadele etmek zorunda kalıyorsunuz. Hatta siz direndikçe daha da üstünüze geliyorlar.

Ne yapacaksınız? Öncelikle onların enerji vampiri olduklarını unutmayın. Onlar yaşadıkları hayattan ve diğer şeylerden sürekli ve ısrarla şikayet edip mızırdanan insanlar. Kendi içlerindeki korku blokları pozitif enerjilerini engellediği için başkalarının enerjilerine muhtaçtırlar. Onlarla biraz vakit geçirdiğinizde kendinizi yorgun, üzgün, sıkıntılı hissedersiniz. Pozitif insanlarsa enerji almak yerine veren insanlardır.

Negatif insanlara nasıl yardım edeceğiz?

Eğer boğulmakta olan birini gördüğünüzde hemen yanına giderseniz sizi de boğar unutmayın. Dikkatli yaklaşmalı hem onu hemde kendinizi emniyetle sudan çıkarmalısınız. Belki önce bir ip atıp çekmeyi ya da can simidi atmayı deneyebilirsiniz. Varsa kayıkla oraya gitmeli hiç biri yoksa dikkatli bir şekilde ona yaklaşmalı ve sizi batırmaya çalışacağını düşünerek yaklaşmalısınız. Negatif insanları kurtarmak aynı böyle bir şeydir, gerisini siz getirin.

İletişim Kurun

Negatif insanlar hem kendilerine hemde çevrelerine zarar verirler. Bu yüzden öncelikle bir strateji belirlemeniz gerekiyor. Onu bir yemeğe götürün ve güzel anılarınızı konuşturun. Sizi negatif tarafa çekmeye çalıştıkça siz pozitif şeylerde kalın.

Eğer pozitifliğinizi yitirdiğinizi hissediyorsanız dikkatinizi başka yere çekecek bir şey yapın, eşinizden masaj isteyin, alışveriş yapın, ıslık çalın, derin nefes alın vb. Eğer dikkatinizi sıkıntınızdan başka bir yere çevirirseniz rahatladığınızı hissedeceksiniz.

Şaşırtın

Eğer doğrudan ona yardım edecekmiş gibi yanaşırsanız sizi red edecektir. Şimdi onu şaşırtarak yaklaşmanız lazım. Onun sevdiği bir üçüncü kişiyi araya sokabilirsiniz, ona yardımcı olacağını düşündüğünüz bir kitabı hediye edebilirsiniz, belkide yazılı bir şeyleri elden verirsiniz. Yada onun iPod’una sesli bir mesaj bırakabilirsiniz.

Siz elinizden geldiğince cankurtaran simidini ona doğru fırlatacaksınız. Ama eğer tutunmamakta direniyorsa yapılacak çok fazla şey kalmamış demektir.

Güvenli Yaklaşmak

Birkaç pozitif insanı bir araya getirerek pozitif enerjiyi yüksek tutabilirsiniz. Bu enerji ile negatif kişiye yardımcı olabilirsiniz. Çünkü böylelikle pozitif enerjinizi negatif kişi bitiremez. Ancak negatif kişinin çevresinde kendisi gibi olanlar olma ihtimaline karşı bu konudada temkinli olmakta fayda vardır.

Hepimiz birer kayıkta yaşıyoruz ve mutlaka kurtarabileceğimiz birileri var. Ne kadar karanlık olursa olsun mutlaka umut vardır. Bazen kayıklar doluyor ama yinede başka bir kayıkta yer bulmak her zaman mümkün.

Kendiniz Gidin

Eğer doğrudan yardım edecekseniz cankurtaran eğitiminiz olup olmadığından emin olun. Eğer dikkatli olmazsanız sizide boğabilirler.

Onlar için iyi şeyler dileyin

Eğer o kişi için hiçbir şey yapamıyorsanız onun için iyi şeyler dilemeyi unutmayın. Belki yeterince iyi odaklanırsak iyi düşüncelerimizi yardım göndermede kullanabiliriz.

Sizin yardımınızı istemeyen bir kişiye yardım edemezsiniz. İyileşmek istemeyen hastayı doktor iyileştiremez. Ama eğer size çok yakın insanlarsa negatif olan birine yardım etmenin yolunu arayacaksınız.

Proje Yönetiminde başarı için 10 değişmez kural

1.    Ne yaptığınızı bilin!
2.    Neden yaptığınızı bilin!
3.    İhtiyatlı, dürüst ve hazırlıklı olun!
4.    Güçlü taraflarınıza oynayın!
5.    Hareket alanınızı bilin!
6.    Nasıl iletişim kurabileceğinizi bilin!
7.    Nasıl başaracağınızı bilin!
8.    Nasıl başarısız olacağınızı bilin!
9.    Projenin ne zaman biteceğini bilin!
10.  Nasıl öğreneceğinizi bilin!